Ana içeriğe atla

Güzel Askerler


Bütün bilimler uydurmadır kuşkusuz ama doğa bilimlerinin falsosu hemen belli olur. Oysa sosyal bilimlerde a’ya z diyebilirsiniz pekala. Mesela tarih. Tarihi avcılar yazdığı için biz aslanların sesini duyamıyoruz. Kafalarına göre tasarladıkları, kurmaca bir hikayedir tarih dediğimiz şey. Mesela tarih, 1921 yılında Anadolu’ya savaşmaya gönderilmiş 200 Yunanlı askerin “kardeşime kurşun sıkmam” diyerek savaşmayı reddettikleri için kendi orduları tarafından kurşuna dizilmeleriyle çok da ilgilenmez. Çünkü vatan millet sakarya mitine uymaz bu olay, işine gelmez muktedirlerin.

Böyle bir olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı tartışmalı bir konu. Ama tarih böyle bir şey zaten; var dersen var olur, yok dersen yok. Ne demiş şair: “kendisiyle oynamayı seven/bi şey be tarih/biraz keyif biraz kan/e biraz üşütük filan”

Güzel asker olur mu? Normalde olmaz; oksimoron olur ama olmuş işte!
İşte o güzel askerlerin –düşünün o savaş ve kargaşa ortamında– kendi devletlerine, toplumlarına hitaben yazdıkları bildiriyi okuyabilirsiniz aşağıda. Burcu Firdevs Demirağ’ın çizimiyle…

Yeni yılın ilk gününün şafağı doğmak üzere.

Bu güzel bayram, acılar ve yaşamın zorlukları içinde tatlı anıları ve umutları hatırlatarak bizi biraz da olsa rahatlatıyor gibi görünse de bitip tükenmek bilmeyen ve kanla sulanan günlük çilemizi ortadan kaldırmıyor, yaşadığımız kâbusların yarınlarımızı karartmasına engel olamıyor.

Yeni yıl burada, cephede bize ne getirebilir?

Meandru nehrinin kıyılarından Uşak dağlarının karlı zirvelerine, kutsal şehir Bursa'ya, karla kaplı Trakya dağlarına kadar soğuktan tutmayan parmaklarımız tetikteyken nöbetçi kulübelerinin önünde öldürmeye ve ölmeye hazır bir biçimde nöbet tutuyoruz. Bazılarımız salgın hastalıkların yol açtığı çürümüş bedenleriyle ya da ölümcül kurşun yaralarıyla, insani ilgi ve tedaviden uzak yarının sakatları olarak hastanelerde yatıyoruz, bazılarımız ise savaşa karşı çıktığımız için prangalara vurulmuş ve kanunlarla cezalandırılmış olarak cezaevlerinde iç çekerek inliyoruz.

Ya diğerleri? Neden diğerleri yaşamıyor şimdi? Şimdi aramızda olmayan ve savaşta yaşamını kaybeden diğerleri yeni yılda aramızda yoklar. Küçük Asya'nın tepe ve dağlarında kaldı cansız bedenleri.

Günümüzün çile ve zulmü bu kadarla bitmiyor. Arkamızda bıraktığımız ailelerimiz yıllardan beridir kara bir yas içindeler. Biz yoksullar burada cephedeyiz. Zenginler ve dolayısıyla güçlüler askerlik yapmamak, ailelerinden uzak olmamak için bir yol buluyorlar. Alnımızın teriyle yaşlı ana babalarımıza bakıyor kardeşlerimizi koruyup kollamaya çalışıyorduk. Belki biz buralardayken anamızı babamızı kaybettik. Belki kardeşlerimiz yoksulluğun neden olduğu mutsuzluklar içinde ensesi kalın şerefsizlerin hayvanca emellerine kurban olmuşlardır.

Ve biz burada cephede vatan için savaşıyoruz! Bizi bugünkü acılarımızdan kurtaracak olan tatlı anılarımız nerde şimdi? Yoklar! Aklımıza bile gelmiyorlar. Çünkü etrafımız acılarla ve prangalarla çevrilmiş. Ölüm ve zulüm dışında bir şey göremiyoruz. Çok azımız 1 Eylül tarihini hatırlıyoruz. Halkı derinden yaralayan, mezbahaya sürükleyen, Batı Avrupa'nın parazitlerinin savaş kabusunu attık üzerimizden diyebilenimiz çok az. Bu çok azımız kısa sürede gerçeğin acı tokadını hissettik yüzümüzde.

Kâbuslar bitmedi. Başka bir biçim altında yeniden çöktü yoksul halkımızın sırtına. Panayır kutlaması havası içinde “kahraman ordumuzun desteği ile ulusal hedeflerimize ulaşacağız” açıklamasını yaptı yeni hükümet yetkilileri krallık mührüyle.

Yeniden vampirleştiler. Kan kan kan diyerek halkın kanını istiyorlar. Yılbaşı günlerinin tatlı rüyaları yerini acılara, ağıtlara, ölülere ve ölmeye hazır olanlara yas tutmaya dönüştü.

Ey vampirler, kan kokan sevinçleriniz kursağınızda kalabilir. Biz artık kadere inanan geçmişin masum insanları değiliz. İçinde yaşadığımız toplumsal sömürülere ve şartlara rağmen demagoji ve yalanlarla süsleyip resmettiğiniz, uğruna insanları barbarca birbirine parçalattırdığınız emellerinizi biliyoruz artık. Biz kendi halinde yaşayan vatandaşlar kanla boyanan yılların cehennemi içinde uyandık.

Ödediğimiz bedeller çirkin egoizminizin, sınıfınızın, “vatanınızın” ve “ulusal rüyalarınızın” arkasında yatanları görmemize yardımcı oldu. Biz günlük yaşam için mücadele edenler, işçiler sömürülerinizin devam ettiği bu toplumsal yapı içinde özgür olamayız. Çünkü savaşan ordunuzun kurbanları olmadığımız dönemlerde de fabrikalarınızın ve ticari şirketlerinizin kurbanı olmaktayız. Ya kanımızla ya terimizle sizin doyum bilmeyen hayvanca taleplerinizin köleleri olarak hazinelerinizi büyütüyoruz.

Bize bir daha özgürlükten bahsetmeyin. Dayattığınız köleliğe dayanamıyoruz artık. Gördük ki hükümetleriniz rengi nasıl olursa olsun, ezen sınıfın sözcüsü, krallıkla yönetilen devlet iktidarınız ise hizmet ettiğiniz sınıfın şiddetini ve zorbalığını koruyup uygulayan örgütlü bir kurumdan başka bir şey değildir.

Bir daha bize, vatan ve ulusal çıkarlardan dem vurmayın. Çünkü bunlardan bahsettikçe iyice çirkinleşip alçaklaşıyorsunuz. Kendinizi gizlemenize yetmiyor. Simge ve idealleriniz önümüzde yıkıldıkça kalbimiz size ve sınıfınıza karşı kin ve nefretle doldu. Bu nefret ve kinin sizin halklar arasında ektiğiniz ve birbirlerini kırmalarına neden olduğunuz Fransız-Alman, Yunanlı-Bulgar düşmanlığıyla ilgisi yoktur. Tarihi devrimci süreçle, halkların kölelik zincirlerinin kırılmasıyla, eski toplumu yıkarak yerine özgür ve adaletli bir toplum inşa etmekle ilgilidir.

Yeni insanlığın tohumları yerkürenin kuzeyinde savaşın toz ve dumanı içinde çoktan düştü.

Devrimci sürecin sonlarına yaklaşıyoruz. Yıkılmaya hazır toplumunuzu omzunuzun üstünde tutmaya çalışan sizler bu gerçek karşısında titriyorsunuz. Sizi sisteminizin enkazı altında yok edecek olan deprem hızla yayılıyor.

Bu nedenle, siz hükümetin büyük kelleleri bilmenizi isteriz ki sizin ülkenizin değil gerçekten insanlık için verilen savaşın kahraman askerleriyiz. Bu nedenle 1921 yılının birinci günü burada cephede haksız yere katledilenlerin ağıdı, işkence altındakilerin, hasta ve toprak altında kalan kemiklerin inlemesi değil, göğüs kafesine sığmayan güçlü haykırışın sesi yükseliyor.

Yorumlar

  1. 1. ve 2. Dünya savaşlarındaki askerlerin çoğu bahçesinden, işliğinden, okulundan koparılıp cepheye sürülerek zorla katil yapılan insanlardı.
    Ben bu olayın gerçek olduğuna inanıyorum çünkü komşuyduk.
    servet

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …