Ana içeriğe atla

Güneş-Dil Teorisini Yakup Kadri’den Dinlemek


Blog kardeşlerimizden Gülşah Köksal Çekici, bir süre önce blogu Rip Akıntıları’nda iki yazı yazdı. Birisi aşağıda okuyacağınız yazı; Güneş-Dil Teorisi hakkında. Gülşah Köksal Çekici, çok iyi bir okur ve öğretmen. Keşke onun gibi öğretmenler çok olsa.

İki yazı demiştik.

Dilbilimci Jacques Derrida 1997 yılında, Boğaziçi Üniversitesi’nin davetlisi olarak Türkiye’ye gelir ve İstanbul’da bulunduğu sırada yayıncısına bir mektup yazar; diğer birçok şeyin arasında, bizim eğitim sisteminde ve ezberci aklımızda dil devrimi diye göklere çıkardığımız hadiseden bahseder.

Gülşah da, o mektuptan çıkarak yazmış Dilbilimci Derrida AKP’li mi? adlı yazıyı. O yazıya da buradan ulaşabilirsiniz.

Bugünlerde TDK saçma işlere imza atıyor ya, belki de mirasının gereğini yapıyordur, kimbilir?


Daha önceki yazılarımdan birinde, Derrida’nın Türkiye ziyareti sırasında bir arkadaşına yazmış olduğu ve yeni Türk devleti kurulurken yapılan devrimlerden biri olan “harf devrimi” ile ilgili düşünce, eleştiri ve yorumlarını dile getirdiği bir mektubu ele almıştım. Bu yazıda da, “Derin Tarih” adlı derginin Aralık 2013 tarihli sayısında yer alan, Yavuz Bülent Bakiler’in Yakup Kadri Karaosmanoğlu’yla Güneş Dil Teorisi üzerine yapmış olduğu bir söyleşiden bahsetmeye çalışacağım.

Ulus Devlet Kurmak İçin
Çok uluslu bir yapıdan ulus devlete geçiş süreci birçok değişimi de beraberinde getirmek zorundadır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu gibi etnik, dinsel, dilsel çeşitliliğin çok fazla olduğu bir yapıyı, ‘milli devlet’ haline getirmek için yeni bir dil-tarih yazınına ihtiyaç duyulmuştur. Her ulus devlet, kuruluş aşamasında böylesi milli tarih, coğrafya, felsefe ve dil çalışmalarını, kuruluşuyla eş zamanlı olarak başlatmak durumunda kalmıştır. Güneş Dil Teorisi de böyle bir düşünce yapısının ürünüdür. Teori, Mustafa Kemal döneminde büyük ses getirmiş olmasına rağmen, zamanla popülaritesini kaybetmiş ve adı yalnızca ders kitaplarında anılır hale gelmiştir. Şimdi, bu hakkında çok konuşulan, ülke içinde ve dünyada büyük tartışmalara yol açan teorinin tarihsel seyrine birlikte kısaca bir göz atalım.
Güneş-Dil Teorisi
Viyanalı dilbilimci Dr. H. F. Kıvergiç tarafından ortaya atılan teori, Türkçe’nin dünyada kullanılan ilk dil olduğunu, bütün dillerin Türkçe’den türemiş olduğunu iddia eder. Yeni kurulmakta olan ulus devletin siyasileri ve dilbilimcileri bu yeni teoriyi heyecanla karışılar ve benimser. Yakup K. Karaosmanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler’e vermiş olduğu röportajda bu süreci şöyle anlatmaktadır:
Vedat Nedim Tör, Basın Yayın genel müdürü olup benim yakın arkadaşlarımdandı. Bir gün beni telefonla aradı. "Yakup," dedi, "Viyanalı bir dil alimi şu an benim yanımda. Türkçe üzerine çok dikkat çeken çalışmaları olmuş. Çalışmalarını Atatürk’ümüze de göndermiş ama bir cevap alamamış. Kalkıp Ankara’ya gelmiş. Şimdi istiyor ki, tespitlerini bizzat Atatürk’ümüze arz etsin. Alsana bu Viyanalı dil alimini yanına, götürsene Çankaya Köşkü’ne."
Birlikte Çankaya’ya varırlar ve Kıvergiç, Atatrürk’e teorisini anlatır:
Ekselansları, ilk insan güneşi gördüğü zaman Türkçe’deki ilk sesli harf olan harfi telaffuz etti. "A" dedi.  Nitekim şimdi hem Türk milleti olarak sizler, hem de bu tür dünya milletleri hayretlerini "A! A!" diye ifade ediyorlar. İlk insan bir canavarla karşılaştığında "Ooo" diyerek korkusunu ortaya koydu. Uzaklık anlayışını "Uuu" seslisiyle ifade etti. Sonra ilk insan merak ettiği şey, bir konunun tekrarı için "Eee?" diye sordu. Hoşlanmadığı şeylerden, kişilerden "Ööö" diye bahsetti. Bu sesli harflerden sonra insanın kullandığı ilk hece "ağ"dır. Zamanla t, ç, k, n harflerini de kullandı, anağkara, anağra anağra dedi ve anağra zamanla Ankara oldu. Ankara binlerce yıllık bir Türk şehridir ve tamamen Türkçe bir kelimedir. İlk insan Türk’tür. İlk lisan Türkçe’dir. 
Karaosmaoğlu bunlar anlatılırken sürekli olarak Mustafa Kemal’in yüzüne bakmakta ve tüm bu iddiaların saçmalığıyla ilgili bir itirazda bulunmasını beklemektedir. Ancak Mustafa Kemal böyle bir davranışta bulunmaz ve anlatılanları mütebessim bir yüzle dinler. Karaosmanoğlu bunun nedeni de şöyle gerekçelendirir: Kendileri bir itirazda bulunmadı, çünkü Atatürk şöven, yani aşırı duygularla yüklü bir Türk milliyetçisiydi. Bu bakımdan Viyanalı dilbilimcinin açıklamaları, iddiaları çok hoşuna gitti.
Dil teorisinin devamında göç hareketleri çalışmalarına başlanılır. Güneş-Dil Teorisinin yolu takip edilir. Bu haritalarda soyumuzun Orta Asya’dan çıkarak dünyanın hemen her yanına gittiği gösterilir. Bering Boğazı’nı geçerek Amerika’ya ulaşan Türkler, yükseklerden büyük bir gürültüyle akan şelaleyi görünce “ne yaygara, ne yaygara” diye tepki göstermişler ve bu şelale  “Niyagara” adını almıştır. Oranın en uzun ırmağını gördüklerinde de “amma da uzun, amma da uzun” dedikleri için nehrin adı “Amazon” olarak kalmıştır… Bir espiri olarak da algılanabilecek bu çıkarsamalar, döneminde akademik çevreleri bile ikna edebilecek güce ulaşmıştır. İşin daha vahim tarafı; bu akıl almaz teori, 1935-40 yıllarında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Hasan Reşit Tankut tarafından ders olarak okutulmuştur. 
(Ders olarak okutulmasının sona ermesinde, Cumhurbaşkanı olarak göreve başlayan İsmet İnönü’nün, teorinin asılsızlığından dolayı dünyanın önde gelen biliminsanları tarafından alay konusu edildiğimizi dile getiren ülke aydınlarının şikayetlerini dikkate alması etkili olmuştur.)
Yavuz Bülent Bakiler’den Bir Anı
Bakiler 1960 darbesinin yeni yaşandığı sırada, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiyken, Nihat Doğan’ın gazete idaresinde arkadaşlarıyla sohbettedir. O günü şöyle anlatır:
Arkadaşlar ağızlarını “Atatürk!” diye açıyor “Atatürk!” diye kapatıyorlardı. Görüyordum ki arkadaşlarım ilkokulda, ortaokulda bize anlatılanlarla konuşmaktalar. Anlıyordum ki hiçbirisi Atatürk üzerine bir tek kitap okumamış. Ama hepsi de bir davul gümbürtüsüyle ağızlarını açmaktadırlar. Söz bir ara Atatürk’ün dilimize yaptığı büyük hizmetlere geldi. Ben de onlara, Atatürk’ün dilimizi çok defa yanlış mecraya soktuğunu anlattım. Güneş-Dil Teorisi’ni ortaya koydum. Birdenbire adeta küçük bir kıyamet koptu. Hep bir ağızdan bağırmaya başladılar: “Olamaz, Atamız böyle saçmalıklara katiyen kulak asmaz. Anlattıkların Atatürk düşmanlarının uydurmalarıdır. Atatürk nasıl bütün dünya dilleri Türkçe’den doğmuştur diyebilir? İlk insanın Türk olduğuna kim inanır?” 
Tartışmaya, aralarında yer alan ve tartışmaya uzaktan kulak kabartan, kendilerinden yaşça büyük bir arkadaş (Fikret Polater) dahil olur o noktada ve “Evet”, der “Bakiler doğru söylüyor, Atatürk bir ara Güneş-Dil Teorisine inandı. Ben talebeyken 1937’de Sivas’a geldi. Benim talebe olarak bulunduğum sınıfı ziyaret etti. Matematik dersindeydik ve paralel konusunu işliyorduk. Paşa bize paralelin ne demek olduğunu sordu. Öğrencilerden biri “Paralel Latince bir kelimedir ve sonsuzda kesişmeyen iki çizgidir Paşam” yanıtını verdi. Atatürk, “Çocuklar, siz hiç yan yana yürüyen iki öküz arabasına bindiniz mi? Onlar nasıl giderler? İki arkadaş yan yana yürüdükleri zaman biz onlara nasıl yürüyorlar deriz?”
Çocuklar hep birlikte: “Beraber yürüyorlar deriz efendim.”
Atatürk’ün beklediği cevap buydu: “Doğru, öyle deriz. İşte batılılar bizim “barabar”ı alarak onu “paralel” şekline soktular. Paralel, Türkçe olan “barabar”dan gelmektedir. Anladınız mı çocuklar?”
Ve Bakiler şöyle bitirir anısını: Fikret ağabeyin bu hatırasını anlatmasının ardından, “Bunlar Atatürk düşmanlarının uydurmasıdır, o böyle saçmalıklar yapmaz” diye bağırıp çağıranlar benimle kavga etmekten vazgeçtiler.
Konu resmi tarih, Mustafa Kemal’in yapıp ettikleri, kurmaya çalıştığı düzen ve sistem olduğunda karşımıza binbir totem ve tabu çıkmaktadır. Yakup Kadri de bu nedenle, bahsi geçen dil teorisiyle ilgili dile getirdiklerinden sonra Bakiler’e, “Güneş-Dil Teorisi akıl dışı, mantık dışı, ilim dışı bir safsatadır. Hiçbir ciddiyeti yoktur. Ama bu cümlemi katiyen yazmayacaksınız. Yazarsanız tekzip ederim! Ben böyle bir iddiada bulunmadım derim, anladınız mı?” demek mecburiyetinde hissetmiştir kendini.

Türk Dil Kurumu Arşivinden Bir Tutanak

Bugün itibariyle bu teoriye ait bir tutanak, Türk Dil Kurumu’nun resmi internet sitesinde 3. Türk Dil Kurultayı Güneş-Dil Teorisi ve Dil Karşılaştırmaları Raporu olarak yer almaktadır. 31/01/1936 tarihli rapordan örnek olarak sunulabilecek birkaç madde:
Madde 1-) Güneş-Dil Teorisi lenguistik aleminde esaslı bir devrim yapacak mahiyette, tamamiyle orijinal, enteresan ve derin bir teoridir.
Madde 2-) Bu teori, yalnız lisaniyat meseleleri ile ilgili değil, aynı zamanda en geniş ve en çetin antropoloji, arkeoloji, istuvar-pireistuvar ve biyo-psikoloji meselelerinin halliyle ilgilidir.
Madde 5-) Komisyonda bulunan ecnebi alimleri arasında “Güneş-Dil” Teorisini tanımakta bulunan bir kısmı Türk arkadaşlarının görüşleriyle mutabakatlarını bildirmişlerdir.
Sonuç Yerine
Ulus devletlerin inşası aşamasında totaliter bir eksen hep bulunmuş, söylem her ne kadar özgür, demokratik, akılcı ve bilim odaklı bir toplum yaratma yönünde olsa da, bilinçler -özellikle de resmi ve zorunlu eğitim yolu ile- devlet eliyle şekillendirilmeye çalışılmıştır. Kuşkusuz, böylesi bir sistemin kendi meşruiyetini sağlayıp sürdürebilmesi için izleyeceği en sağlam yol da budur. Burada yaptığımız en büyük hata belki de, karşımızdaki sistem kurucularının ya da dönem insanlarının tüm yapıp ettiklerinin “kesin ve mutlak doğrular” olmasını bekliyor olmamızdır. Bu algıyla yetiştirilen bireyler, resmi olmayan tarihle biraz da olsa ilgilenmemiş ya da genel tarih bilgisine vakıf olamamışlarsa, hayallerinde oluşturdukları “Tanrı-Lider”le bağdaşmayan her düşünceye şiddetli ve kof tepkiler vermek durumunda kalacaklardır. Bakiler’in arkadaşlarıyla yaşadığı diyalog, tam bu noktada önem kazanmaktadır. Tarihsel bir isimle ilgili; “O öyle yapmamıştır.”, “Bunu kesinlikle o söylememiştir.” gibi yaklaşımlar ancak, tarih gibi belgelere dayanan bir alanla ilgili konuşabilmek için yeterli kapasiteye sahip olamadığımızın göstergesi olabilir. Nitekim Güneş-Dil Teorisi de tarihsel gerçekliğini, Yakup Kadri’nin hatıra anektotlarından değil, yukarıda bahsedilen Dil Kurultayı Raporu’ndan almaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …