Ana içeriğe atla

ÜNZİLE

 
FOTOĞRAF: N e s r i n  E r m i ş

İzmir’den gelirlerdi. Yeşildere’nin yukarlarından, Tenekeli Mahalle’den. Daha doğrusu, gidip getirirdi babam. Sülalenin birçok şeyinden sorumlu, otuzlu yaşlarında afili bir adam. Bir düğün olacaksa, çalgıcıları getirmek onun işi.

Telefon, jandarma karakolunda, Nahiye Müdürlüğünde ve eşraftan birkaç kişinin evindeydi o yıllarda. Babam sabah otobüsüyle gider, aynı otobüsle akşam hep birlikte gelirlerdi düğün arifesinde.

En az üç kişi olurdu ekip; tef, dümbelek ve kemane. Keman değil, kemane. Biraz daha paraya kıyarsa düğün sahibi, dördüncü saz cümbüş olurdu mutlaka. Kına gecelerinin vazgeçilmez dörtlüsüydüler.

Ekip başı Ünzile’ydi. Yüzündeki kırışıkların derininde bilgelik, bir görmüş geçirmişlik okunurdu. Diğerlerinden yaşlıydı. Geceyi o başlatır, o bitirirdi. İtiraz edilmezdi söylediğine; ama saygıdan, ama sevgiden. Nedense kemaneci değişirdi bazen. Her birinin kendine özgü bir tutuşu ve yay çekişi olurdu. Şarkılar, türküler doğaçlama söylenirdi. Onlardan duyduğumuz şekliyle, ağzımızı yaya yaya, telaffuz hatalarına gülerek söylemek için yarışırdık ertesi gün.

Geçişlerde, ufak bir göz ya da kaş işaretiyle şarkının ismini yüzüne yazardı Ünzile. Kemane onu dillendirir, cümbüşün ardına takılırdı dümbelek. Şaşmazdı bu diziliş. Şaşar da farklı şarkıya girilirse, kendi aralarındaki kahkaha seli bütün kadınları sarardı. Belki de kasten gülmeye bahane yaratırdı hınzırın biri.

Dört sandalye bitişik otururlardı neredeyse. Ünzile’nin yanındaki sehpada cigara tabakası, küllüğü ve pek kullanmasa da kibriti dururdu. Ağzının kıyından sarkan cıgarasının son nefesinden yakardı yenisini. Bir elinin boş kalması için olsa gerek, sadece tef çalardı Ünzile. Düzgün, parlak esmerliği, güneş yanığı değildi. Kınalı saçlarını toplayan çemberin uçları tepede tavşankulağı gibi sallanırdı tefe vurdukça. Bir yanı yukarı kayık ağzının kıyısında tüten cıgaranın dumanı gözünü yaktığından, sol gözü hep yarım kısıktı. Arada bir de gazeteye sarılmış uzun bir bardak gelir giderdi. Sadece o içerdi o bardaktan.

Gecenin bitime yaklaştığının habercisi, onun şarkıya girmesiydi. O başlayınca, geceye sürpriz assolist çıkmış gibi olurdu. Nikotinle tarazlanmış sesine hüznü ve neşeyi hiç zorlanmadan yakıştırırdı.

Çocuk sayıldığım için sakınmazdı kadınlar ve bütün gece onu gözlerdim. Severdim hiçbir kadına benzemeyen nikotin sesli Ünzile’yi.

O düğünde dört sandalye vardı ama sehpa yoktu. Sonra, dört kadın geldi ama Ünzile yoktu. Annemler fısıldaşırken duydum ilk kez o gece “sekte i kalb”i. Bir de, “Çok içerdi be rahmetli!”


Servet  Şengül

Yorumlar

  1. Ben de dün duydum sekte i kalbi. Üstelik çok da içmezdi rahmetli.

    YanıtlaSil
  2. Sekte i kalp, bir insanlık hali olup evveli ve ahiri, zehiri ve panzehiri yine insandır.
    Ergen yaşlarda aşk, sevda, karasevda gibi med-cezirler kalp üzerinde kırıklar oluşturur. Bu kırıklar ise ağrı, sızı, çarpıntı hatta gül gibi kanamalara sebep olur. Tedavisi yoktur çünkü kabul etmez melhemi. Şiir, öykü okuyup yazanlarda iyileşme görülse de yeniden aşık olmayı özendiren yan etkileri sebebiyle tavsiye edilmez.
    Tıbben bilinse de görüntülenemeyen bir durumdur. Çok yakın bir dost ya da sevgilinin sessiz dokunuşlarıyla hissedilebilir.
    Yaralı kuşa taş, kalbi kırılmışa laf atılmaz.
    Annelerin "..sebebim olacaksın!" sözü, sekte i kalbin habercisidir.

    servet

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …