Ana içeriğe atla

Kısa Kısa Kıssalar

İlhan Durusel, (beylik laf olacak ama gerçekten öyle) kendine özgü üslubu olan bir yazar. Bununla birlikte kalemini değişik yollara götürmekten, dilin sınırlarını görmeye çalışmaktan çekinmiyor. (Belki de, üslubunun temel taşı bu.)
Yakın zamanda 160. Kilometre’den çıkan Kısa Kısa Kıssalar adlı kitabı da farklı bir okuma deneyimi sunuyor okuyana. Nedir bu metinler? Kıssa, şiir, öykü, anlatı? Okuyan karar versin.
Kitabın nasıl ortaya çıktığını İlhan Durusel’den dinleyelim:
“Hulki Aktunç’un Bir Şeyin Varoluşu’nu Temmuz 2000’de İzmir’den almışım. Aldığım günden beri birkaç kere okumayı deneyip bir türlü ilerleyemediğim bu kitabı Hulki Aktunç’un öldüğünü öğrendiğim gün, 30.Haziran.2011, he-ce-le-ye-rek yeniden okumaya giriştim. 
‘Kısa Kısa Kıssalar’ başlıklı parçalar bu okumaların hasatı/harmanı olan çalışmadan bir seçme.”
Biz de bu güzel harmandan küçük bir nefeslik sunuyoruz. Harman olmak istiyorsanız, kitabın tamamında geziniz, ellerinize tütün ve katran bulaşsın…
















Hain Kaplumbağa!

Hain kaplumbağa! Hani burdan geçerken haber verecektin?
Sen burdan geçerken caddelere çıkıp
alkışlayacaktık seni, bayraklar sallayacaktık,
donanma ateşleri olacaktı. Çenberden geçecektik
hep beraber! Kurşun sıkacaktık tek, tek!


Yurdagül

Ortaokulda aşık olduğum Yurdagül kadar sevmedim kimseyi.
Yurdagül benim varlığımı bile bilmedi.
Sarışındı ve gamzeli. Kimsede gamze yok artık.
Gamze Yurdagül’le bitti.

Saniye kuşları işlenmişti perdeye. Saat, evimizdeki
en eski işçi. Yaşlı ama dakik. Sen gelmezsen Yurdagül
kapatacağım şimdi saati, perdeyi.

Geri kalan herkesi severken sevmişim Yurdagül’ü.


Kiraz Yiyen Çoban

Kiraz yiyen çoban. Kirazlar yaban.
Yavan bunlar, diyor Çoban. Ortaköy’de oturmuş
onu dinliyoruz. Öbür elinde soğan,
kütür kütür çiğniyor. Taze ekmek
yemeyi unutmuş çoban.
Onu karafuruna götürüyoruz.
İki gözü iki çeşme ağlıyor Çoban.


Geçen Yaz

Yaz bitti.
Yazlıkları çıkarıp
Masaya geçip
Yazmaya başlamalı
Geçen yazı

İnsan bazen böyle olur işte
Yazacak bir kelime bulamaz biten yaz için

Başaklara bakar ağlar, ağlar, ağlar...


Çandarlı

Altın yüzüğü vardı. Ayak bileğinde bilezik.
Kedi gibiydi kaleci, avcı gibiydi kaptan.
Çandarlı Halil düdük ağızda, nefesi ölü.
Oyun başlamıyor bir türlü.


Babamız Çanakkale’den

En büyükleri bendim, diyor. Gösterdiği resimde bir
asker var, bir sürü de çocuk. Babamız Çanakkale’den dönmedi.
Annemize haberi tarlada vermişler. Tırpanı savurmuş, dağa düşmüş.
Bir daha görmedik onu. Resimde olsaydı ne güzel
kadındı görürdünüz.


Yonca, Başak, Burcu

Dolmuşçu Rüstem her yolculuğunu, her yolcusunu hatırlıyor. Her gece teker
teker. Dövme gibi dilinde sabitkalem izleri. Morun ötesine geçmiş bir gün. O
gün için “Rüstem depoyu doldurmasaydı, yola çıkamayacaktı,
şimdi yaşıyor olacaktı” der bazı basık kafalı sözlü tarihçiler.

Petrol Ofisi: İki dünya arasında resmi bekleme odası.

Buğdaylar duymuş bunu. Birinin adı Yonca’ymış, öteki Başak.
Herkesten güzelmiş Başak, hepimizden alacağı varmış.
“Başak burcu, namus borcu” yazar mosmor dolmuşun arkasında.


Sevinçten

Soğuk bira bizim için yaratıldı.
Itri’nin peşrevi serinlesin diyeydi ortalık.
Persler pelerin giyer, duaya dururlarmış:
Onları böyle görmek sakinleştiriyor bizi,
Korsan haritalarında İzmir hep başkentmiş.
Göneniyoruz: Altımız ıslanıyor sevinçten.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …