Ana içeriğe atla

Avare Çırakla Filinta Kalfanın Güzel Yanlışları


Eylül kitabındaki hatada bir kalfa eli var sanki, "kendince olması gerekeni" yazmış kitabın sırtına bu hayta. Kurtarılmış Hazine'yse daha çok bir çırağa yakışıyor, orta okul terk, biraz Jules Verne, biraz Kemalettin Tuğcu okumuş, tadı damağında kalmış, "hazine"de olmasını dilediğini dile getiriyor kerata. Selamlar onların üzerine! Kim yazar bu avare çırağın, filinta kalfanın hikâyelerini? Onun da eline, diline şifa!
(İlhan Durusel, Otlar Çağırıyor kitabındaki Cilt Mütehassısı Haziran, Cilt Hastası Eylül adlı denemesinden)

Krates'in Gizli Günlüğü
“Herkes yanılabilir hayatta. Köle taciri Rimbaud bile. Ki hiçliğin sınırına çok gidip gelmiştir ama yanılmıştır işte. Güneşe karışmış deniz değildir sonsuzluk. Güneşe karışmış kitaptır.”
(Onur Filedelfos, Akropol'den Dünyaya-Denemeler, s. 1)

Bugün Attalos'a sunduk parşömeni. Bu halini epey beğendi. Çok içmişti gene. Hazır çakırkeyfken söyledim meramımı. Kralım dedim, ben memleketime dönebilir miyim artık? İrodikos yürütür dedim bundan sonrasını. Aristonikos'un rüzgarı hissediliyordu, ortalık karışacaktı. Bir an önce gitmem gerekti.
Attalos baktı ruloya. Çok güzel bir ışık doldu o anda odaya.
Yıl: 143
Yer: Pergamon Akropolü

Kurtarılmış Hazine
"Bu adam âşık galiba. Olur olmaz yanlışları görmüyor, doğruları da düzeltmeye çabalıyor."
(Hulki Aktunç, Son İki Eylül, s. 21)

Dedem Karataşlıymış rahmetli. Anneannemse Akhisarlıydı. "Dünyada Akser/Ahrette Kevser" derdi hep. Hakkaten de güzeldir bizim oralar. Soma'nın karaelması vardıysa, bizim de yeşil elmasımız zeytin vardır. Hem zeytinden ölen olmamıştır hiç. En fazla, eksik yıllarda biraz allah'a küsülür, ekmeğin yufkanın yanına daha az katık olur, o kadar. Hem sonra köftesi, bol kimyonlusundan...
Karataş da güzel yermiş. Ben görmedim ama dedem anlatırdı. Dedem de metazori ayrılmış ordan. Kız meselesi mi ne olmuş. Tam anlatmazdı rahmetli, geçiştirirdi.
Benim tevellüt 1961. Mesleğim olsun diye liseye göndermek istedi peder. Torna tesfiyeye. İstemedim. Orta'yı bitirmeden İzmir'e kaçtım. Otlara, zeytinlere tarif edilmez bir ışık vuruyordu. Tirenin içinden. Yapayalnızdım.
Peder kaçmama kızdı kızmasına ama kolladı da beni. Haber göndermiş, Basmane'de Şaban Aga var, onu bulsun diye. Pederin askerlik arkadaşı Şaban Aga. Bitola'dan. Macır. Bi matbaası vardı. Duldu. Aldı beni yanına. Askerlik arkadaşının emaneti ve çırak olarak...
Günler kitapların, düğün davetiyelerinin, bir de bildirilerin arasında geçip gidiyordu. Mehtap vardı hem. Komşu manifaturacı Mualla Teyzenin çırağı. Şaban Aga da çaktırmıyordu, hiç konuşmuyorduk bu mevzuları ama o da Mualla Teyzeye yanıktı galiba. Gizlice aşıktık.
Ciltleme işleri de olurdu. Tek tük. Bi'gün Şaban Aga bi kitap verdi elime. Hadi bakam kızanım, elinden öper dedi. Epey uğraştım ama hallettimdi. Akşamüstü güneşi dükkana dolmuştu o sırada. Mehtap'la Mualla Teyze dükkanı kapamış, az önce koparılmış yasemen gibi geçtiler önümüzden. Şabana Aga'ya uzattım kitabı. Bir gözü yürüyen yasemende bir gözü tozlu kitapta. Olmuş olmuş dedi. İç çekti.

On İki Eylül

Aradan o kadar sene geçti. Şaban Aga'yla sessizce çalışırken biz dükkanda, radyoda çalan şu şarkıyı unutamadım gitti. Oysa Eylül bir şey getirmemiş, aksine götürmüştü. Beni de bir yerlere sürüklemişti.
Üniversiteden çocuklar uğrayıp bildiri getirirlerdi. Şaban Aga'dan gizlice bastığım bu bildirilerin ki İGD yazardı altlarında bir tek onu hatırlarım, yarısını bile anlamazdım yazılanların başıma iç açacağını bilseydim... Gene basardım. Çünkü insanın güzel yanlışları da olmalı hayatta. Hem iyi çocuklardı. Polis tacize başlayınca kaçırdılar beni. Alaşehir'de üzüm, Kınık'ta tütün topladım bi'kaç yıl. Kimseye görünmeden. O kadar korkmuştum ki gerçek adımı da söylemedim kimseye. Sonra hayat işte... Epey savruldum. Her şey de anlatılmaz ki... Biraz boşluk kalacak. Ciltlerken de öyledir, biraz boşluk her zaman iyidir, ne olur ne olmaz.
Birkaç yıl sonra Basmane'ye döndüğümde Şaban Aga'yı çalışırken buldum. İnanmayacaksınız ama radyoda o şarkı çalıyordu yine, içeri girdiğimde. Önce tanıyamadı. Sonra çırağına seslendi. Çocuk Yeni Rakı'yla Bergama tulumu alıp döndü hemen. Pek konuşmadık. Çırağı eve gönderdi, bardakları vurduk mukavva çilingire, içtik. Mualla Teyzeyle Mehtap'ı sordum. Mualla da Mehtap da kocaya vardı dedi. Mehtap'ı gördüm sonraları, başörtüsü geçirmişti başına. Ve hâlâ çok güzeldi. Yeşil elmas gibi gözleri...
O gün Şaban Aga bir iş daha verdi. On İki Eylül diye bi kitap. Özlemişim kitap kokusunu.

Güzel Haziran
"O içe kazılı harfleri kimse okumazken yüz yıllık havagazı şirketi tabelaları bile okunak kazanır birden."
(Hulki Aktunç, Kurtarılmış Haziran, s.6)
İhtiyarladım artık. Altmışa doğru yollandık artık. Bu ayrı bi mevzu tabi. Ama güzel günler de göreceğimiz varmış. Tarih öncesinde bildirilerini bastığım arkadaşlarla buluştum yıllar sonra. Aralarında öğretmenler, yazarlar, şarkıcılar, doktorlar... İyi, düzgün çocuklardı zaten. Akranız aslında ama ben ihtiyar gibiyim onların yanında. Kimisi oğlunu kızını da getirmiş. Havagazı fabrikasında çimlerin üstünde bira içiyoruz. Bir şair çıkıyor, elinde mikrofon. hep acılar içinde geçti hayatım/nasıl bir kör dilenci geçerse/tren tünelinden diyor herifçioğlu. Haydaaa! Akhisar'dan tirenle kaçtığım gün, kör bir dilenci vardı vagon arasında. İrkilip gözlerine bakıyorum şairin. yağmur türküsü/yağmur altında/sırılsıklam söylenir diyor şimdi de. Yağmur yağmış gibi ürperiyorum. Oysa hava yasemen kokuyor, biraz da fesleğen. Sarhoş gibiyim.
Dedim ya, insanın güzel yanlışları oluyor hayatta...

Ozan Çororo

Şiirler: Halim Yazıcı, Beyaz Caz Sokağı 1, Yasakmeyve Yayınları
Görseller: Faruk Duman

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …