Ana içeriğe atla

Medyum Melisa

Bak yine gelmiş tek başına. Ellerine bakıyo umutsuzca. Kahvesini hızlı hızlı içiyo. Vakti az belli, tedirgin. Aman kimse görmesin buralara geldiğini. Kerhaneye düştü sanki! Hepi topu yirmi beş anca. Güzel de! Alıştım hepsine. Kör âşıklara, boşanamayanlara, aldatana, aldatılana. Kolyesi saati altın, varlıklı haspa. Kahveden başlarım, tarot, su falı derken kurşun bile dökerim ben buna.
Çevirdi fincanı. Sigara içiyo derin derin. Çok bekletmeyim de, kaçar maçar sonra.
“N’aber güzelim, hoş geldin, soğuduysa alayım seni.”
Konuşamaz böyleleri, konuşmuyor. Aldım fincanı takıldı peşime. Doğru masaya.
“Ne istersin? Sadece kahve mi, kahve-tarot mu, su falı mı, hepsi mi?”
“Kahveden başlayalım da, sonra diğerlerine geçeriz belki, olur mu?”
“Olur balım olur, her türlü. Sen önce bir iki lira bozuk para koy bakalım fincanın altına, sonra da başlayalım Allah’ın adıyla.”
Hiç itirazsız. Öğrenci olsa “Aman ablaaa! Böyle bak işte, alma dolmuş paramızı.” derdi. Bir lira bir liradır, alırım valla.
“Oy kuzum, adın ne, burcun ne? Vay vay vay ne düşünürsün sen böyle?”
“Tuğçe. Balık.”
Vay daha başlamadan sulandı ayol. Balık bu belli! Böyle sulu gözlere içim daralır. Hiç çekemem. Bak göğsüme öküz oturdu daha başlamadan.
“Ne o kız, başlamadık daha. Bak Tuğçe, ağlarsan bakmam fal mal. Ben sana üzülmek zorunda mıyım? Akşama kadar senin gibi kaç kızan gelir buraya haberin var mı? Sakın ağlama da dinle bak neler diyecem?”
“Tamam. Dinliyorum.”
Bakarım. Görürüm. Ne görürsem söylerim.
Anaa vurulmuş bu. Herif evli. O da buna ama. Yok töbe dünyada olmaz bu iş.
“Bak kızım, ben burada bir yüzük görüyom. Sende desem değil, başkasında desem o zaman senin fincanında işi ne? Değil mi ama? Gördüm valla yüzük gördüm. Uzun boylu geniş omuzlu, böyle salına salına giden biri mi ne. De bakalım var mı böyle bir herif?”
Işıldadı kara gözleri. Akşamın karanlığında kararan denizlere vuran ay ışığı gibi oldu kahpe. Var, var belli.
“Yoook!”
Bok yok! Sen mi beni kandıracan. Medyum Melisa derler bana. Melahat’lıktan Melisa’lığa kolay mı geçtim sanırsın. Hey yavrum hey!
“Sen yok de, ben var anlatayım. Sen az de ben çoğa sayayım. Bu adam yüzüğüyle oynar durur. Çıkarmak ister çıkaramaz. Parmağında dursa sıkar. Ne yapacağını ne edeceğini bilmez. En çok da sana bakarken sıkar yüzük. Sana bakar, yüzüğe bakar. Dur hele çocuğu da mı var bunun?”
“Bilmem.”
Bilmezmiş. Ayy içimi şişirdi. Cin olmuş da adam çarpıyor. Dur hele konuyu değiştireyim de bülbül edeyim seni.
“Deniz olan bi yer var bi de. Tatile gidiyosun sen. Üç çıkmış. Üç gün ya da üç hafta. Yeşil bi yer. Ama yanında yakınında isminde A,C,H olan bir kadın var, zayıf uzun boylu. Sakın ola ona anlatma bir şey. Kem gözlü, yılan bakışlı, nazarı değiyo sana. Valla tam kurşunluksun sen. Her işi mi ters gider bir insanın ayol. Neye elini atsan sonu bağlanmıyo. Fincanda gördüklerim bunlar anam, tarot da ister misin, bitirelim mi yoksa?”
“Bitti mi, tarot olsa ne olur?”
“Tarot olursa ne istersen sorarsın. Geniş açılım olur. Geleceği söylerim, geçmişi söylerim. Üstüne de kurşun dökeriz, kuş gibi olursun valla.”
“Tamam o zaman, tarota bak.”
Hah şöyle yola gel. Sen giderken biz dönüyorduk kızım. Yanmışsın belli, köze dönmüşsün. Ah bu kavuşamayanlar!
“Bak şimdi. Sol elinle üçe böl, sonra on kart seç. Bi de dilek tut bakalım.”
O kapanan gözüne tüküreyim. Ne dilediğini bilmek için falcı olmaya lüzum mu var? Geberme emi yanık haspa.
“Sor bakalım, ne istersen?”
“Hani az önce bahsettiğin uzun boylu var ya, onu sorayım? Kimmiş o?”
Ne oldu? Hani yoktu? Kimle oynadığını bi bilsen!
“O uzun boylu var ya, o yüzük olmasa bi gün durmaz gelir sana. Sen sanırsın ki sadece ben üzülürüm, sadece ben yanarım. Sen ne kadar yanıyorsan o senden beş fazla. Sen akşam oldu mu girersin odana, vurur kafayı yatarsın. O hem seni düşünür, hem evdekiyle uğraşır. Onu severken bile seni sever. Duydun mu? Anladın mı ne demek istediğimi zilli? Zilli deyince buruşma öyle. Sende az zilli değilsin. Söylemişsin adama. Seviyom demişsin, sevmişsin hemi de. Sevdin mi kız doğru söyle?”
“Hı hı…”
Başladığımızdan beri hiç para sormadı. Ne istesem verecek belli. Valla seviyo bu adam bunu. Hem de ne seviyo ama… Ne adam o yüzüğü çıkarır ne bu cesaret edip gidemez. Kaldı mı lan anasını sattığımın dünyasında böyle temiz sevda. Ruhum sıkıldı, içim bi tuhaf oldu valla.
“Ne oldu, neden daldınız?”
“Ne dalacam zilli, içim yandı. Kız Selda su getir bana! Dilim damağıma yapıştı. Sen de bi sigara ver. Ohh çekeyim şöyle. Bu adam var ya, artık iflah olmaz deyiveriyim sana. Akıllı adam, zeki adam, seni senden çok düşünür, üç yaşındaki bi bebenin kalbi var bunda ama sen var ya sen, çok büyük vurmuşsun. Ne yaptın ne söyledinse artık. Yataktaki karısında da, televizyondaki artistte de seni görür. Sendeki göz kime baksa yakar ha, kara kara. Tü tü maşallah barek Allah!”
Ay gene ağlamaklı. Ağzımdan çıkan her lafa kalbi çarpıyor. Salak şey! Neşet geldi aklıma bunun yüzünden. Yirmi sene önceki Neşet! Kavuşamadığım, ellerin yâri. Peşine düşüp Çorum’dan Ankara’ya geldiğim. Evli olduğunu öğrenince gözümün yaşı yüzümü yıkayan. Bırakıverdiydi ya beni Kızılay’ın ortasında! İlk bu dükkana girdim o gün. Ben iki lokma bişey yiyip iki ağlayıp düşüneyim diye girdiydim ama yirmi senedir buradayım. Bulaşıkçılık, garsonluk, aşçılık derken. Çorumdayken de kime ne desem çıkardı! Neşet de sonradan çok geldi gitti, her gelişinde gönlüm çok yandı gitti ama Ahmet babam salmadı. Şimdi de oğlu işletir burayı, bacak kadardı o zaman. Ahmet babam Neşet’i tekme tokat kovarken masanın altına saklanmıştı kerata. Toprağı bol olsun Ahmet babamın. Gerçek babamdan babaydı bana. Off zilli neler düşürdün aklıma!
“Ağlama kız. Boşa ağlama. Bak diyorum alır seni bu adam. Sen de bana tekrar gelirsin o zaman. Gelirken şöyle çiçekli bir bluz da al. Düğününüzde giyeyim. Bu senden sen de bundan geçemezsin. Dünya batar, güneş batıdan doğar da siz yine ayrı duramazsınız. O bilir ki onu senden çok kimse sevemez. Sen bilirsin ki bu adamdan başkası senin gönlüne giremez. Aha da şuraya yazıyom, üç vakti var, üç ay üç yıl Rabbim bilir. Bu adam tıpış tıpış gelecek sana.”
Yeter gayrı. Bunun gibiler yüzünden cehennemde yanacağım yeminle.
“O gelsin en güzel çiçekli bluzu alacağım sana. Söz. Teşekkür ederim. Borcum?”
Sen beni bunca günaha soktun. Bi de üstüne içimi cızlattın. Ben bunun acısını çıkarmaz mıyım senden. Dur öyle hemen kaçmak yok güzelim.
“Ne o bitti mi sandın? Kahve tamam, tarot tamam ama nazar n’olcak nazar? Bu nazarla bu adam yanına bile yaklaşamaz. Çarpılır kalır Keto gibi. Yan odaya alayım seni. Okuyup üfleyip kurşununu dökeyim. Olmadı bi de suya bakıveririm, iki yüz elli liraya su gibi olur gidersin, ne diyon?”
“Hepsine tamam diyorum. Siz beni sevindirdiniz ya Allah da sizi…”
Allah beni hiç sevindirmedi zilli. Askerdi Neşet Çorum’da. Çarşıda görmüş beni. Ankara’da olsan evleniriz dediydi. Ankara’ya gelince de, nerden bileyim gerçekten geleceğini dedi. Öylesine deyiverdim ben, dedi. Köpoğlu köpek. Hala kokusu burnumda, yangını karnımda köpeğin. Ya o gün bu dükkana girip de Ahmet babayla tanışmasaydım, şimdi hangi kerhanenin yaşı geçkin delisi olurdum kim bilir? Sen de niye bu kadar sevdin a haspa? Herkese doğru söyleyen Melahat, sana sıktı torbada ne varsa.
“Hadi hadi o dualara karnım tok benim. Aşkla meşkle hiç işim olmaz, hiç olmadı da. Bi adama bakınca ciğerini görürüm, nasıl seveyim? Dua edeceksen kendine et. Olmadı ben sana edeyim. Allah kimseyi senin durumuna düşürüp falcı falcı gezdirmesin zilli. Aa bulutlandı yine kara gözler… Şaka kız şaka!”
“Anladım şaka yaptığınızı, yok inandım size, ağlamam artık!”

İnan safım, inan salağım.

Hey Allah’ım sen ağlatıyon, ben güldürüyom. Bunun için olsun bi sevap yazıver şu bahtsız Melahat kuluna.

“Seldaa kurşun erit, mumları yak, bi de iki yüz elli liralık fiş yaz benim hesaba!”


Ayşegül  Kocabıçak


Yorumlar

  1. Yüreğinize sağlık, herkesin bir hikayesi vardır, hayatta. Buda medyum Melisa'nın hikayesi.

    YanıtlaSil
  2. Her mesleğin deyimleri, söz kalıpları, yineleyip durdukları sözcükler olmalı, ama Ayşegül Kocabicak, öyle bir yerel ağızla harmanlamış ve ustaca anlatmış ki, bitirmeden soluk alamıyor insan. Böyle bir öyküyü bizimle paylaştığınız için teşekkürler Ayşagük Kocabıcak.

    YanıtlaSil
  3. Soy adınızda yaptığım yanlışlıktan dolayı özür...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …