Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (3) : Esra Demirci ve “Kıyı”


Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani; kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı 

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Önceleri kitapsız bir hevesli oldum mu hiç, sanırım olmadım. Herhangi bir öykümü yazarken, bu öykü de şu kitabın şu sayfasında olsun, diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Açıkçası kitap konusunda hiç acele etmedim, benden çok çevrem hevesle bekliyordu sanki. Sonraları yayımlanan öykülerin biriktiği dosya kabarıp da bir kitap boyutuna ulaştığında hissettim ilk kez bu hevesi. Devamındaki süreç malum; dosyanın yayınevine ulaşması, son okumalar, tashihler ve nihayet baskı.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?

Çünkü anlatmayı seviyorum. Çok klasik oldu belki ama bu böyle. Üstelik anlatırken acele ederim, öyle saatlerce dinlemeyi sevmediğim gibi saatlerce anlatmayı da sevmem. Bu nedenle öyküde yoğunlaştım. Öykünün eli çabuktur çünkü söyleyeceğini öyle çok uzatmadan söyler. Bu nedenle ondan başkası ile olmazdı.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?

Öykülerimi, uzun zamandır Hece Öykü’de yayımlamaktayım. Bundan sebep, kitap teklifini Hece Yayınlarından aldım. Gönlüme göre de oldu. Yayımlanma süreci oldukça hızlı ve rahat bir süreçti. Bu nedenle herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Yayımlanana kadar her aşamadan haberdar edildim. Alınacak kararları birlikte aldık.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)

İlk öykülerimin tümünü Necip Tosun Bey okudu. Onun ön okumaları ve öyküme verdiği destek yadsınamaz bir destekti. Kitaplaşma sürecinde de her adımda yanımda oldu. Dosyamı okuyup değerlendirdi. Bunca emekten sonra kendilerinden razı olmamam imkânsız! Dilerim bu memnuniyet karşılıklı olmuş olsun.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?

Öyle aman aman bir değişimden bahsedemem. Çevremde öykü yazdığımı bilen herkesin beklediği bir şeydi. Sonunda oldu, dediler. Bolca tebrik aldım. Elbette mutlu oldum. Ama beni asıl mutlu eden, kitapla ilgili geri dönüşler oldu. Hepsini dikkatle okudum. Hepsi benim için kıymetli birer veri olarak yerini aldı. Umduğumu onlarda buldum. Sesin yankısı gibi…

Telifini alabildin mi/alabilecek misin?

Telifimi nakit ya da kitap olarak alabileceğim söylendi. Ben kitap olarak almayı tercih ettim.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?

Dört yılı aşkın bir süre mutfaktaydım. Pişirmeyi–taşırmayı orada öğrendim. Tadı ve tuzu burada dengeledim. O zamanlardan bugüne yazıma yansıyan olgunluğu duyumsadıktan sonra salona geçtiğimde elim boş değildi; artık “KIYI” vardı!

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?

Yazıyla olan münasebetimi bildiklerinden çok şaşırdıklarını söyleyemem. Ama elbette artık “kitaplı bir yazar” unvanını kazanmış oldum. Durumun ciddiyeti ile hep beraber göz göze geldik. Okuduğum ve yazdığım her an özgürdüm çünkü herkes uyuduğunda ve el ayak çekilince yazıyordum, yine öyle yapıyorum. Özgürlük alanımı böylece özetlemiş olayım. Dokunulmazlık zırhım ise yok. Kızım elimden çekiyor kitabı, ilk sayfasını özenle yırtabiliyor. Oğlum öykü notlarımın üzerinde matematik işlemleri çözüyor. Ya da kâğıttan uçak yapıyor onlardan. Ama sanırım o zırh olmadığı için daha özgürce hareket edebiliyorum. “Yazdıklarınızda bir doğallık, içtenlik var” dendiğinde yırtılan ve kâğıttan uçak yapılan sayfaları getiriyorum aklıma. İlginç bir şekilde mutlu oluyorum.

Peki, bundan sonra?

Bundan sonra yoluma yine öykü ile devam edeceğim. “Kıyı” yayımlandıktan sonra tamamladığım iki öyküyü yeni öykü dosyama ekledim bile. Her yeni öykünün gerek nitelik ve gerekse nicelik yönünden bir öncekini aratmamasını diliyorum. Dolayısıyla her yeni kitabın da…



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …