Ana içeriğe atla

Ve Cumartesi Pazar Yalnızca (DÜNLÜKLER 25)


18.Şubat.16 Perşembe

Orhan Veli, şöyle demişti:

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.
* * *
Enis Batur'un Cumhuriyet Kitap'taki yazısını okudunuz mu? Aziz Nesin'in onun aydın tanımına uyduğunu, kendi edebiyat kanalını oluşturabilmiş bir yazar olduğunu teslim ediyor ve fakat Aziz Nesin'in, edebiyatın ne ve nasıl olduğunu bilmediğinden dem vuruyor. Aziz Nesin'in edebiyat yazılarını okuduktan sonra böyle bir yargıya vardığını belirtip gerekçelendiriyor. Yazarlar etrafında oluşturulan gürültülü hayranlığa aldırmayıp böyle yazılar yazabilenler gün geçtikçe azalıyor. O yüzden kıymetini bilmeli böyle yazıların.

Öte yandan, bahsettiğim o "gürültülü hayranlığa aldırmamak" tavrı da hassas bir konu. Söz gelimi, şu sıralar herkes işi gücü bırakıp Barış Bıçakçı hakkında yazıyor. Çoğu "eleştiri" de metnin (Seyrek Yağmur) kendisine değil, yazar üstüne yoğunlaşıyor. Yazarın okurlarıyla ilişkisinden/ilişkisizliğinden ve "fotoğraf vermez kişiliği"nden etkilendikleri için metne bulanık bakan yazılar bunlar. Bir bakıma, ben BB etrafında oluşmuş o gürültülü hayran kalabalığından değilim mesajı vermek, en büyük dertleri. İnsan üzülüyor, bizim ülkemizde ne zaman var olacak ahlaklı ve metin odaklı bir eleştiri?

Önceki Dünlükler'in birinde yazmıştım; aynı dertten Orhan Pamuk da muzdarip aslında. Orhan Pamuk, edebiyat(ı) bilen insanlarca eleştirilmeli, saldırgan köşeciler tarafından değil!


19.Şubat.16 Cuma

Bugünkü BirGün’de yayımlanan Özgür Gürbüz’ün yazısından:

“Anadolu’da ebemkuşağıyla (gökkuşağı) ilgili bir inanç var. İsmet Zeki Eyüboğlu, Anadolu’nun İnançları kitabında anlatır. Yüksek yaylalardan bakınca ebemkuşağının bir ucunun ırmak ya da denizde, diğer ucununsa dağın ötesinde olduğu düşünülür. Bu durumu görenler, “gök ırmaktan su çekiyor” der. Bu durum yağmurun habercisi kabul edilirmiş. Eyüboğlu, eski dinlerde ebemkuşağını görenlerin dua ettiğini de yazıyor.
Bugün Artvin Cerattepe ebemkuşağının gökteki ucudur. Diğer ucu, Artvin’de açılmak istenen madene karşı verilen direnişe omuz veren tüm kentlere; İstanbul’a, İzmir’e, Trabzon’a dek uzanır. Cerattepe’nin ağaçlarına göz kulak olan göğün aradığı su, Türkiye’nin dört bir yanından Artvine’e selam duran bin bir renkli direnişten toplanır. Türkülerle, sloganlarla ağaçların köklerine usulca bırakılır. Sosyal medyada paylaşılan mesajlar yaprakların bereketi, göğün renkleri, kuşların cıvıltısı için edilen dualardır. Anadolu’nun yozlaşmamış inancı doğa sevgisidir. Yakılan her direniş ateşinde ebemkuşağı görülür.”


20.Şubat.16 Cumærtesi

Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler. Birbirlerine, "Gelin tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."

RAB insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi ve şöyle dedi: "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar. Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar." Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.

Bu nedenle kente Babil (“Babil”, İbranicede “kargaşa" sözcüğünü çağrıştırır) adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıttı. (Eski Ahit, Tekvin Bölümü, 11. Bap)

Çok güzel masal, iyi hoş da RAB kime sesleniyor “gelin” diye? Yardımcılarına mı? Fedailerine mi? Cidden merak içindeyim.
* * *
Ordular Yolu (Samanyolu)

Ne kan, ne ateş, ne devrim
Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma yalnızca

Anna Pardi


21.Şubat.16 Pazar

Bu aralar birçok yazar öldü. İnsan üzülüyor, keşke daha fazla yaşasalardı da daha fazla üretebilselerdi diye hayıflanıyor. Sevgi Soysal (Sevgi abla) da çok erken gidenlerden. Kısacık ömrüne neler sığdırmış neler. Gazete yazılarının derlendiği kitaba dalınca, bu fikrim daha da kuvvetlendi (Türkiye'nin Kalbi, Kabul Günleri, Derleyen: İpek Şahbenderoğlu, İletişim Yayınları).
Sevgi ablanın üç farklı gazetedeki yazıları derlenmiş. İlk kısım, Adana'daki sürgünü sırasında (1972) başladığı ve bir yıla yakın bir süre Yeni Ortam gazetesine yazdığı yazılar. Üçüncü bölüm, Politika gazetesine yazdığı yazılardan (1976) oluşuyor; daha önce Bakmak adlı kitabına alınmamış olan yazıları. İkinci bölümdeki yazıları ise üslup açısından daha enteresan. Yenigün gazetesine yazdığı (1973) bu yazılarda Sevgi abla, Hatice Hanım adlı karakterle diyalog kurarak anlatmış derdini. Hatice Hanım bir apartman sahibi, ev hanımı, politika işlerine pek aklı ermeyen bir kadın. Sevgi abla, Hatice Hanım'a gerçekleri anlatmak istiyor. İnsan düşünmeden edemiyor, Sevgi abla bugün yaşasaydı da Hatice Hanım'la konuşmaya devam etseydi nasıl anlatırdı bugün yaşadığımız zulümleri, göçleri, katliamları, yok artık dediğimiz saçmalıkları?
* * *
“Dostoyevski, kaybedenler hakkında yazdı. İlyada’nın ana karakteri Hektor, bir kaybedendir. Kazananlar hakkında konuşmak çok sıkıcı. Gerçek edebiyat her zaman kaybedenler hakkındadır. Madam Bovary bir kaybedendir. Julien Sorel bir kaybedendir. Ben de aynı şeyi yapıyorum. Kaybedenler çok daha büyüleyici. Kazananlar aptaldır çünkü çoğunlukla şans eseri kazanırlar.”

Umberto Eco


22.Şubat.16 Pazarertesi

Bir Film Bir(kaç) Cümle

Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma): Kazuo Ishiguro’nun romanından uyarlanmış. Bilim-kurgu deniyor türü için ama siz de benim gibi bilim-kurgu sevmezgillerdenseniz eğer, korkmayın, son derece başarılı, sağlam çatılmış bir dramatik hikayesi var.

Günden Kalanlar: Yine Kazuo Ishiguro’dan uyarlama, aynı adlı romanından. Kötü değil ama ortalama bir film. Roman –büyük ihtimalle– katbekat daha iyidir diye sanmaktayım.

Gülün Adı: Bir ortaçağ polisiyesi. Sean Connery çok iyi. Umberto Eco film hakkında ne düşündü acaba izleyince?

Force Majeure: Teknik çevirilerde sıkça rastladığım bir kavram force majeure, mücbir sebep(ler) diye çevrilir. Hikaye şu: İsveçli bir çekirdek aile, kış tatiline çıkar. Fransa Alplerindeki tatilleri sırasında, lüks otellerinin terasında öğle yemeği yerlerken çığ tehlikesi atlatırlar. O panik anında baba (Tomas), karısını ve iki çocuğunu masada bırakıp topuklar, kendini kurtarır. Çekirdek ailenin diğer mensuplarına bir şey olmaz ama çekirdek bir kere çatlamıştır artık, sorgulamalar başlar; aile nedir, evlilik nedir, erkek nedir?

Sıkı Kontrol Edilen Trenler: Savaş ne kadar saçma, hayat ne kadar saçma, ölüm ne kadar saçma.
* * *
Sohrâb Sepehrî

* * *
Avare Çalı Sözlüğü’nden devamla:

Dolmuş Şöförü: Beyin kapasitesini maksimum düzeyde kullanabilen insan türü. Şu işlerden en az üçünü aynı anda yapabilir: aracı kullanmak, ön koltuktaki kankisiyle sohbet etmek, para üstü vermek, telefon mesajı göndermek, memleket meselelerine değinmek, dolmuşun radyosunun frekansını değiştirmek, para üstü uzattığı kızın bacaklarını kesmek, yoldaki trafik polisine selam vermek, parasını iletmeyenleri tespit edip aynadan o kişilere bakarak anons yapmak, trafikteki araç fazlalığından şikayet etmek, dolmuşçu arkadaşını arayıp başka dolmuşçular hakkında atıp tutmak, paraları sayıp tasnif etmek…

HŞOT: Her Şeye Cevabı Olan Teyze. Bknz. DÜNLÜKLER 21.
Salih Dursun: Hakeme gösterdiği kırmızı kart ile efsaneleşen futbolcu. Çünkü bu hareket, alelade bir öfke belirtisi olarak değil; aslen güzel bir oyun olan futbolun para tüccarlarının eline düştükçe yozlaşmasına, ahlaksızlaşmasına gösterilen bir isyan gibi okunacaktır artık!

Genç yazar: Edebiyat ortamındaki iktidar odaklarının, bazı kurnazca hesaplar nedeniyle sonsuz gençlik mucizesi bağışladıkları yazarlara genç yazar denir. Yaşları 1 ila 100 arasında değişir.

Nişanlılık: Sonu müebbetle sonlanacak mahpusluğun ilk durağı, büyük gözaltı.
* * *
Resimli Türkçe Edebiyat Takviminin bugünkü yaprağında rastladım, Ümit Kaftancıoğlu söylemiş:

“Yazar başı boş olmalı. Hiçbir kuşkusu, korkusu, işi gücü olmamalı. Şurada yazar, burada günün adamı olmak zor, çok zor. Koca, baba, memur, iş, geçim, sonra da yazar. Bunu bir türlü aklım almaz”



Onur Çalı 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …