Ana içeriğe atla

YAZI VE ENDİŞE

Yüzbaşı Andrey Denisov gözleri ve elleri bağlı bir şekilde idam edileceği meydana getirildiğinde önce uzaktaki kalabalığın sesini duydu. Halbuki diğer benzer zamanlarla kıyaslandığında o gün orada pek fazla insan toplanmamıştı. Kafasındaki bandı çıkardıklarında havadaki gri ışık bir an Yüzbaşı Denisov’un gözlerini kamaştırdı; sonra önündeki alan, idam sehpası ve insanlar ve uzaktaki binalar yavaş yavaş biçime kavuştular. Tam ortada cılız bir topluluk vardı. Denisov gelirken duyduğu seslerin aslında kulağının içinde büyüdüğünü anladı ve içinde bir küçümseme hissi oluştu. Ön tarafta dikilenler arasında gazetesinden birkaç kişiyi gördü ama bulunduğu yerden yüzlerindeki ifadeyi seçmek çok zordu. Son isteği sorulduğunda “Votka,” diye cevap verdi Yüzbaşı Denisov “Varsa, bir şişe votka.” Az ötede görevli askerler idam platformunun üzerinde son hazırlıkları yapıyorlardı. Denisov’a bu tarafta biraz yürümesi için izin verildi. Ayağa kalktığında çizmelerinin parmak uçlarını sıktığını hissetti. En son ne zaman yürüdüm acaba, diye geçirdi içinden Denisov. Ama böyle yürümek değil, sadece adım atmak değil, gerçek anlamda yürümek, yani. Az sonra kendisine uzatılan bir bardak votkayı bir dikişte içti. Subay, görevli askere boş bardağı geri verirken ona fazla uzaklaşmamasını, biraz sonra bir tane daha isteyeceklerini söyledi. Çocuk suratını astı. Askerin yüzündeki bıkkınlık ifadesini gören Denisov nedense üzüldü buna ve “Koyun can derdinde...” diye düşündü. Son bir kaç gündür içinde bir yerlerde iyice koyulaşan o sıkıntı duygusuyla birkaç adım daha attı ve uzaktaki bulutlara bakarak mırıldandı: Acaba bir daha yazı yazabilecek miyim?

Döndüğünde annesi de oradaydı, Denisov’un sandalyesinin yanına bir tabure koymuşlardı. Ana-oğul bir süre meydanda yükselen uğultuyu duymadan orada sessizce oturdular. Andrey Denisov askeri okulda öğrenciyken annesi onunla birlikte böyle istasyona kadar gider, tren gelene kadar oğlunun yanında sabırla beklerdi. Orada, garda, eski bir ahşap bankın üstünde saatlerce oturdukları olurdu. Bu esnada kadın oğluna bildik anne öğütlerinden verirdi; bunlar, daha çok, beslenme ve çamaşır yıkama konusundaydı. Elbiselerin kolay katlanıyor aslında, gibi şeyler söylerdi. Andrey Denisov seneler sonra bu uzak okul günlerini gazetesindeki köşesinde yazmış, o dönemi -okuyan kişide belirgin bir özlem ve saygı duygusu uyandıracak şekilde- tatlı tatlı anlatmıştı. Şimdi yaşlı annesi sessizdi, yıllarca dua ettiği Yüce Tanrı’nın onlara vermiş olduğu bu cezaya inanamaz gibiydi. Ama her şeye rağmen (infazın gerçekleşmesine sadece dakikalar kalmıştı) kadının içinde hala bir şeylerin değişeceğine dair bir inanç vardı. Hayatı boyunca Yüce Tanrıyı bir yerden alırsa diğer yerden verir, bir kapıyı kaparsa diğerini açar bilmişti; bu bakımdan kafası şimdi çok karışıktı. Yüzbaşı Andrey Denisov içinse bunlar uzak, çok uzak düşüncelerdi. Tekrar çizmelerine doğru eğildi, onları topuklarından tutup gevşetmeye çalışırken aklından yine aynı şey geçti:  Acaba bir daha yazı yazabilecek miyim?

Mesut Barış Övün


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …