Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (11) : Seher Kaya ve “İnfaz Memurunun Akşam Yemeği”


Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı 


Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Bir kadın olarak bize verilen roller eş, anne ve ev kadınlığıyla sınırlı. Bu roller içindeki bir sıkışma anında sarıldım öyküye. Bizim ülkemizde ve elbetteki birçok ülkede kadının sosyal alanda varolması hiç de kolay olmuyor. Varoluş ancak özgürleşip kendi benliğini oluşturduğunda gerçekleşiyor. Ben bu mücadeleyi yazarak verdim ve vermeye de devam ediyorum. Yazarken belleğin sarkacında gidip gelerek ayıklamalar yaptım. Yazmak hiç konforlu bir şey değil ve sonu yok. Sürekli tetikte olmayı, uyanık olmayı gerektiriyor. Başlangıçta bir hevesken zahmetli bir hal alsa da buna değiyor.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?

Başka bir türde yazmayı ne düşündüm ne de denedim. Zihnimin işleyişine denk düşen şey kısa öykü. Aslında kısa öyküyü seçtim diyemem. Yaşama biçimimim, yaşamı algılayışımın dışa vurumu nasılsa öyle yazdım. Başka bir şey denediğimde yazdıklarımın içten olmayacağını düşünüyorum.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?

Yayınevi arayışına girmedim. Öykülerimin yazım aşamasına Kanguru Yayınevi tanık olduğu için orada basıldı.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)

İlk kitabım olduğu için sevdiğim insanların eli değsin istedim. Kapak resmini ressam arkadaşım Tülin Oktav Doğruer’in “Yeni Bin Yıl” resminden bir kesit alarak Işıl Ilgıt Şimşek hazırladı. Kitabın içinde yine ressam arkadaşlarımın ve öğrencilerimin hazırladıkları eskizleri ve illüstrasyonları kullandık. Yazdıklarımı atölye arkadaşlarımla paylaşıyordum ama basım aşamasında en çok yazar arkadaşım Caner Fidaner’le okuduk, tartıştık. Öykülerimin editörlüğünü Aydın Şimşek yaptı.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?

Öykü yazmak, kitaplaştırmak kendine dışarıdan bakabilmenin güzel bir yolu. Metinleri artık okurun gözünden görür oluyorsunuz. Onlar da okudukları öykülere yeni öyküler yazıyorlar. Bir öğrencimin anneannesi “Kasımpatı” öykümü okuduktan sonra ona öğretmenin nereli, Gülsüm’ü nereden tanıyor, demiş. Ayşe nine ile arkadaş olduk. Ona her ay bir öykü kitabı gönderiyorum.  Bu güzel dostluklar benim için çok mutluluk verici.

İnsan bir yandan da bir eleştirmen kitabını okusun ve metne yönelik eleştiri yapsın istiyor. Sonra bunun genç kızlık hayalleri gibi bir şey olduğunu görüp gülüyorsun. Kitapla edebiyat dünyasına yaklaşılıyor ama yakınlaşılamıyor.

Telifini alabildin mi?

Telifimi kitap olarak aldım. Gezdiğim yerlerdeki köy kahvelerine bırakıyorum. Van’daki ve Iğdır’daki arkadaşlarım aracılığıyla o bölgedeki okullara ve kültür merkezlerine gönderdim. Bir de Çin’de ve Almanya’da okuyan öğrencilerim yaşadıkları yerlerdeki Türk arkadaşlarına götürdüler.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?

Öykülerim 2011 yılından bu yana Öykü Teknesi, Filika ve Deliler Teknesi’nde yayımlandı.

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?

Geleneksel bir ailede büyüdüğüm için öykü yazıyor olmam ve kitabımın çıkması onlara göre iyi bir anne ve eş olmaktan daha değerli bir şey değil. Zaten beni yazmaya iten sebeplerden biri bu olduğu için onlara teşekkür borçluyum.

Öğrencilerimin bakışında ise çok olumlu değişimler oldu. Yazma hevesi onlara da geçti.

Okuma ve yazma için kendime açtığım bir alan vardı ama bu, kitaptan sonra daha da belirginleşti. Tek bildiğim kendimi daha iyi ifade edebildiğim ve özgür olduğum başka bir alan yok.

Peki, bundan sonra?

İnfaz Memurunun Akşam Yemeği’nden oldukça uzaklaştım. Sürekli ve planlı yazan biri değilim. Genellikle öykülerim usul usul geliyor ve geldi mi de üzerinde çok oynama yapmıyorum. Uzun zaman zihnimde bir ses, bir fotoğraf bazen de bir sözcük dolanıyor. Sonrası kendiliğinden geliyor. En azından şimdiye kadar öyleydi. Yeni öyküleri ben de çok merak ediyorum. İkinci kitabın ilkinden daha zor olacağının farkındayım. Her gün iç karartan bir gündemle uyandığımız bu günlerde okumak ve yazmak mücadele gücümüzü çoğaltacak tek şey sanırım.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …