Ana içeriğe atla

Zeytin Ağacının Gölgesinde (DÜNLÜKLER 31)


10.Nisan.16 Pazar

Janis Joplin (JJ) köşesine hoşgeldiniz!

1- İçinden Janis geçen şarkı: Road Block

2- İçinden Janis geçen öykü, Emre Yüksel’den: Janis, Bakma Öyle

3- İçinden Janis geçen şiir, şiir abim Halim Yazıcı’dan:

Janis Seni

emekli olunca
pazarda şiir satacağım

şiir satıp
seni alacağım

o da olmazsa
seni satıp
şiir alacağım

ama
alacağım.


12.Nisan.16 Salı

Georg Christoph Lichtenberg’den (1742-1799) aforizmalar dinlediniz:

“Sempati kötü bir sadakadır.”

“Gerçekten de, o kadar çok insan var ki, sırf düşünmeleri gerekmesin diye okurlar.”

“İnsanları dinlerin istediği hale getirme çabası Stoacıların girişimine benzer; imkânsızlığın sadece başka bir kademesidir.”

"Okuduklarımın çoğunu, ne yediğimi unuttuğum gibi unuturum; ama şu kadarını biliyorum ki, gene de her ikisi zihnimin ve bedenimin ayakta kalmasına katkıda bulunuyor."

"Sıradan Katolikler bir azize dua etmeyi veya dualarını sevgili Tanrıya değil de bir azize yöneltmeyi tercih ederler, nasıl ki köylüler de hizmetkarlarla muhatap olmayı tercih ederse. Herkes dengi dengine."

"Her iyi kitap insanın aynasıdır, aynaya bakan bir maymunsa aynada görünenin havari olması imkansızdır."
"Kabiliyeti az, okumuşluğu aklından çok olan insanların ortak hatası, tabii açıklamalardan çok suni açıklamalara yönelmektir."

"Dünyada öyle yüzler vardır ki insan bir türlü sen diye hitap edemez."   

"Garip değil midir, bizi öven okuyucuları yeterli bir hakem saymamız ama onlar bizi yermeye başlar başlamaz tinsel eserleri yargılama yeterliliğinden yoksun olduklarını ilan etmemiz?"

"Yabancı bir dili çok iyi konuşmayı öğrenmek ve topluluk içinde gerçekten o halkın aksanıyla konuşmak için sadece hafıza ve iyi bir kulak yetmez, bir ölçüde küçük bir soytarı olmak da gerekir."


20.Nisan.16 Çarşamba

11 Mayıs yaklaşırken:

“Sait Faik, yazarlık yaşamı boyunca yerli yabancı hiçbir ödül almadı. Hoş, bugünkü gibi ödül bolluğu da yoktu o sıralar. Olsaydı da, Sait Faik’in umrunda olmazdı bunlardan birinin kendisine verilmesi ya da verilmemesi.” (Ferit Edgü, Sözlü/Yazılı, YKY, sayfa 208)
* * *
Böyle bir şey oldu, vallahi oldu: Dolmuştaydım, işe gidiyordum. Sabah trafiği. Bilirsiniz, dolmuşçular trafik kurallarından muaftır. Terso bir manevrayla öndeki arabaya dokundu bizim şöför. Bi küfür savurdu, hışımla açtı kapıyı. Ayaktaydım, gördüm; vurulan aracın şöförü de sertçe açtı kapıyı. Bir an sonra, gülümseyip sarıldılar birbirlerine. Hoş beş ettiler. “Çok da bi’şey olmamış yeaa!” diyerek gerisin geri bindiler araçlara. Sonra devam ettik. Ve fakat bizimki tekrar bindirdi aynı arabaya. Aslında bu sefer de yandan sürttü. Tekrar indiler, tekrar gülüştüler. Hatta vurulan araçtan yenge hanım da indiler. Hal hatır sordular. Sonra tekrar bindi herkes araçlarına. Bizim dolmuştakiler gülümsemelere doyamadı o sabah.


21.Nisan.16 Perşembe

Pasaport yalnızca iskele değildir hakkaten:

Kimseye söylemeyin, aramızda kalsın
Pasaport iskelesi, iskele değil,
sarı bir kanaryadır.

(Özkan Mert’in CazKedisi’nin 5. sayısındaki şiirinden)
* * *
Bir dostumun mektubundan:

“Bundan seneler sonra bir zeytin ağacının gölgesinde çay yudumlamaktır belki de dostluk.”

* * *
Etgar kerettasının Sözcükler’in Necatigil sayısında (60. sayı) yer alan öyküsünü okudunuz mu? İyi öykü.
* * *
Yırttım perdeyi eyledim viran!


22.Nisan.16 Cuma

Bir Film Bir(kaç) Cümle

Nadide Hayat: Çağan Irmak da düşmenin sınırının olmadığını gösterenlerden. Vakit kaybı oldu benim için.

Toz Bezi: Sağlam hikaye. Sağlam oyuncu kadrosu (hele Asiye Dinçsoy ve tabi Nazan Kesal). Film biterken, salondan “Ee, n’oldu şimdi kadına, bitti mi?” gibi fısıldanmalar duydum. Yeni okudum Ferit Edgü’nün Çığlık’ını, oradan bir alıntıyla cevap vereyim: “Söyler misiniz, her öyküyü ille de bitirmek mi gerek?

Viviane Amselem’in Boşanma Davası: İsrailli bir kadının kocasından boşanabilmek, özgürlüğünü elde edebilmek için verdiği mücadeleyi izlerken o küçücük ve her şeyin fazlaca erkek olduğu mahkeme salonunda kapana kıstırılmış bir av hayvanını izliyorsunuz sanki. Çok başarılı. Çok vahim.

Kor: Anladık, “İnsan akli olduğu kadar akıl dışı olmasıyla, değerleri kadar arzularıyla, nedenleri kadar nedensizliğiyle de insandır. Kötülüğü de buradan gelir, iyiliği de.” Anladık Zeki abi. Ama sen bunu hep aynı biçimde anlatacaksan olmaz ki! Üstelik 2 saat 25 dakika sürüyor Kor. Allah’tan bu sefer kendi oynamıyor. (Bu arada, Caner Cindoruk çok iyi, söylemek lazım.) Orhan Pamuk okumayı nasıl bıraktıysam, Zeki Demirkubuz izlemeyi de bırakabilirim elbette. En azından şu: Bir sonraki Demirkubuz filmine, vizyona girdiği ilk gün koşa koşa gitmeyeceğim. Bunu biliyorum.
* * *
Gazete haberi: Antakya’da yürütülen kazı çalışmalarında üzerinde Grekçe "Neşeli ol hayatını yaşa" yazılı mozaik bulundu.

Mozaiğin İsa’dan Önce 3. yüzyıla ait olduğu sanılıyormuş.
İskelet abiye baksanıza, almış şarabını, ekmeğini, kaykılmış bi’güzel. Ben bu abinin sözünü dinlerim arkadaş!

 23.Nisan.16 Cumærtesi

On beş gündür kargo teslimatını beklediğim kitap geldi sonunda. Turgut Baygın’ın ilk kitabı: Mendil, Dağ ve Başka Şeyler. Uzunca bir süredir, gevezelikten arınmış, günlük dil fetişizminden sıyrılmış metinleri okumayı seviyorum. Birilerinden, illa ki, el alan ama bu eli gizli bir hazine gibi çok da açık etmeyen metinleri. Üstelik bunu kendi köşesinde ve sessizce, edebiyata emek vererek, bayır cayır ortalarda dolanmadan ve ona buna gülücük dağıtmadan yapan yazarları okumayı seviyorum.

Turgut ve şiiri yukarıda fısıldadıklarıma denk düşüyor. (Onun, öyle sizin koftiden taşralarınıza benzemeyen bir taşrada, binbir emekle çıkardığı Kidonya dergisinden haberdar mısınız?)

Turgut, “incir ve zeytinden” öğrendiği dil ile yazmış şiirlerini. F Tipi zulüm yuvaları, Gezi direnişi gibi “toplumsal” izler de var ama en çok deniz var bu şiirlerde. Anne var, papalinalar var, ada var ve ayrılık… Göç de var elbette (belki bir özleyen çıkagelir/kıyıları toplamayın./dağın adını değiştirmeyin.), kasabanın güz hali de (masalarla tersinden/konuşan sandalyeler). Ahmet Yorulmaz var, Uğur Bilge var… Hangi birini sayıp dökeyim.

Şiirleri okuduktan sonra Sanki Ayvalık’ta çok fazla kimsenin bilmediği bir koyda, bir zeytin ağacının gölgesinde, yalnız ama kalabalık, oturur gibi hissettim kendimi.


25.Nisan.16 Pazarertesi

Avare Çalı Sözlüğü’nden devamla:

Çeviri: Yazı hamallığı. Ağır işçilik. Düşük ücret. Aziz Jerome. Çileci belli ki. 30 Eylül. Kötü çalışma koşulları. Bel ve boyun fıtığı. Sendika?

23 Nisan: Çocuklara bu kadar eziyet edilen bir ülkede değil çocuk bayramı.

Erik satıcıları: Bahar geldi müjdesi. (Erik Satie geldi aklıma, iyi mi!)

Şiir: Mevsim ne olursa olsun bahar yaşatacak şekilde sözcüklerin bir araya gelmeleri.

Salâh Bey: Dilin belini getiren, dile parende attıran, dili amuda kaldıran ve fakat bunları yumuşacık ve tatlılıkla yapan yazar kişi. (O da ağzındancıgaradüşmezgillerden idi.)

24 Nisan: Medz Yeghern.

25 Nisan: Bu gün. Daha ötesi değil.



Onur Çalı 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …