Ana içeriğe atla

Haydar Ergülen’e “Karşılığını Bulamamış” Birkaç Soru


Herkesin en az bir şairi/öykücüsü/romancısı/denemecisi olmalı şu hayatta. Hem hayatın hem edebiyatın vasatından bunaldığımızda gidip kapısını çalıp sözcüklerine sığınacağımız bir liman yazarımız olmalı. Haydar Ergülen benim liman şairlerimden ve denemecilerimdendir. Onun üretkenliği ve şiir yazan herkese karşı duyduğu kardeşlik hissi, hasbelkader yazan biri olarak örnek aldığım özelliklerinden sadece ikisi. Şiirin, cazın ve kedilerin alçak gönüllü mırıltılarla hoşbeş ettiği CazKedisi’nde şiir mırıldanan bir şairi konuk etmenin mutluluğuyla birkaç soru sordum Haydar Ergülen’e, karşılığını bulması umudu ile… 

Onur Ça
 
Soracak çok şey var ama sondan, Dağlarca için yazdığınız cümlelerden (Dağlarca İçin 94 Cümle, Tekin Yayınevi) başlayalım… Neydi size Dağlarca için cümleler yazdıran?

Dağlarca, adından başlayarak çok hürmet edilen ama olması gerektiği kadar da okunmayan bir şair. Büyük ve gizli bir şair. Hakkında fazla bir şey bilmiyoruz ve fazla da kitap yok Dağlarca şiiri üstüne. Bu “şiirsoylu” şairi biraz daha tanımak için cümleler, yazılar yazmaya başladım. Dağlarca hayattayken başlamıştım yazmaya, Ömer Erdem'in dediği gibi, bu kitap yeni ve daha derin cümleler yazdırsın isterim Dağlarca için.

Kitaptaki cümlelerin bazılarında İlhan Berk’le Dağlarca’yı buluşturuyor, ortaklık ve ayrılıklarından bahsediyorsunuz. Biri “en genç” biri “en büyük” bu iki şairimiz, birbirinden oldukça farklı şiir evrenleri kurup öyle ayrıldılar aramızdan. Fazıl Hüsnü Dağlarca ile yapılan bir nehir söyleşiden (Kutluk’un Evindeki Konuşma, 1972) alıntı yaparak ne düşündüğünüzü soracağım bu konuda:

İlhan Berk’in şiirine ne diyorsunuz?
Dağlarca: İlhan Berk’in şiiriyle hiç ilgili değilim.
Neden ilgilenmediniz acaba?
Dağlarca: Gerek duymadım.

Ben bu tür cümleleri görmezden gelirim. Hele iki çok sevdiğim şairle ilgiliyse. Bu cümleye rağmen oluşan yakınlık daha önemli. Ve insanların sakinleşmesi, genişlik, yükseklik ve derinlik kazanması çok zaman alıyor. Dağlarca'nın bu cümleyi bağışlatacak nice dizesi, şiiri vardır. İlhan Berk de böyle düşünmüş ve gülümsemiştir diye inanıyorum.

Ankara’daki bir söyleşinizde şairlikten çok şiir duygusuyla yaşamayı önemsediğinizden bahsetmiştiniz. Şiir duygusuyla yaşamak nedir?

Şiiri bir varlık olarak düşünmek şair olmaktan daha değerli. Şair, şiir yazan kişi. Şiiri düşünen, duyan, düşleyen olmaksa şairliği de içeren bir şey, içermese de olur ve bu şiiri tekniğe indirgemekten de korur. Sezai Sarıoğlu telefon açtığında ya da görüştüğümüzde “Var mı devrimci bir durum?” diye sorar. Ben de ondan esinlendim ve “Bugün şiirsel bir durum var mı?” diye soruyorum. Böylece yalnızca şiire değil her şeye şiirli bir varlık olarak bakmaya başlıyorsun. Buna göre değerlendiriyorsun. Bu da düşünceyi genişletiyor. Şiir duygusu insan düşüncesini genişleten bir şey.

Az da olsa şiir çevirileriniz olduğunu biliyoruz. Şiir ve çeviri hakkında ne düşünüyorsunuz? Ahmet Haşim, “Şiir başka dile çevrilmeyen şeydir,” diyor. Ahmet Hamdi Tanpınar ise, “Tercüme ile sevilen şair, şiiri için değil olsa olsa düşüncesi için sevilir,” diyor. Haydar Ergülen ne der?

Tanpınar'ın dediğine “ne kadar da doğru” demek kadar, belki ondan da çok “hiç böyle düşünmemiştim” diye bakılabilir. Lorca, benim en sevdiğim şairlerin başında gelir, Türkçe çevirilerinden okudum. Şimdi acaba diyorum Lorca'yı çok sevdiğim için mi, İspanya İç Savaşı'nda öldürüldüğü için mi biraz da tarafgirlikle bakıyorum, olabilir mi? Rilke çevirileri de, Bachmann, Celan çevirileri de çok esaslıdır bana kalırsa ve onlarla sevdik bu şairleri. Ben nadiren de olsa çeviri atölyelerinde alman, slovak, polonyalı, katalan, sloven şairlerden şiirler çeviriyorum.

Artful Living web-sitesinde yayımlanan Aykut Ertuğul’la söyleşinizde “öyküde gözü kalmış bir şiir yazarı” olarak tanımlıyorsunuz kendinizi. Bir öykü seçkisinde de öykünüzü okuduğumu hatırlıyorum. Öyküyle ilişkinizi ve daha genel olarak öykü-şiir ilişkisine dair düşüncelerinizi sormak isterim.

Öykü bana şaşırtıcı geliyor, küçük küçük mücevherler. Şimdilerde şiir yazılır gibi öykü yazılması da çok güzel, doğal bir yazma eylemi. İnsan şiiriyle doğar diye düşünüyorum, doğum travmasını atlatınca da hemen öyküye başlıyor. Herkes öykü yazıyor ve bu “yurttan sesler” gibi bir şey oldu, ben de koronun arkasında, görünmeden “öykünmeler” dediğim bazı şeyler yazıyorum, bu yıl eskisi yenisi, uzunu kısası hepsini tek kitaplık öykü külliyatım olarak yayımlayacağım.

Güzel haber! Öyküden devam edelim. İlhan Berk, Türk edebiyatının yazılmış en güzel aşk şiirlerini derlediği “Aşk Elçisi” adlı antolojiye (Salim Amcanın Dost Yayınlarından çıkmış kitap, 1965’te) Sait Faik’i de alıyor; ama şiirlerini değil üç öyküsünü. Demek o üç öyküyü şiir yerine sayıyor. Siz de Notos’ta yayımlanan Sait Faik Şiirlerini Nereye Yazardı? adlı yazınızda buna benzer meseleleri tartışıyorsunuz. Yazınızı henüz okumamışlar için ben sorayım: Sait Faik şiir mi yazdı hikaye mi?

Sait Faik bizi rüyaya açtı.

Artful Living ile e-yayıncılığı tecrübe ettiniz. Kağıt kokusu olmadan yapılan yayıncılık sizin için ne ifade ediyor?

Sevgili arkadaşım, şair ve fotoğraf sanatçısı Merih Akoğul bu sitenin oluşumunda bana da edebiyat danışmanı olarak yer verdi, sağolsun. Nurduran Duman arkadaşımız da editör oldu. Merih ayrıldı. Şimdi sitenin genel yayın yönetmeni gazeteci Ece Koçal, başka editörler de var, sanat, edebiyat, yaşam, kültür sitesi. Her bölümde çok iyi yazarlar var, hızlı bir akış, görsel de yazı kadar önemseniyor. Kağıt kokusu yok ama yazı duygusu var, tıpkı şiir duygusu gibi, o değişmiyor. Artful Living sürprizli, şaşırtıcı, heyecanlı bir mecra. Hem yazıyorum hem katılıyorum hem de ilgiyle izliyorum.

En sevdiğiniz on şiiri söylemenizi istesem ve böyle bitirsek?

Gelmiş Bulundum/Edip Cansever
Kar/Ahmet Muhip Dıranas
Tokat'a Doğru/Cahit Külebi
Jestlerin Ölümü/Seyhan Erözçelik
Son Otobüs/Nazım Hikmet
Cemal Süreya/Kars
Oktay Rifat/Eski Mühürler
Turgut Uyar/Kırlardan Geliyorlar
Behçet Necatigil/Balbal
Gülten Akın/Mavi Kuş



CazKedisi dergisinin beşinci sayısında (nisan-mayıs-haziran 2016) yayımlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …