Ana içeriğe atla

“Kâğıtsız kalan Bergamalıların icadıdır parşömen.”

İsa’dan önce ikinci yüzyıldayız. Bergama Krallığı güçlenmiş; her alanda muazzam gelişmeler var. Heykel sanatında Bergama ekolü ortaya çıkmış, ünlenmiş... Akropol’deki kütüphane, İskenderiye Kütüphanesi ile cilt sayılarını yarıştırıp duruyor. Hal böyle olunca Mısır, o dönemin en popüler kağıdı olan papirüs satışını durduruyor, Bergama’ya (Pergamon Krallığına) satmıyor. Birazdan okuyacağınız söyleşide, bu toprakların tek kadın parşömen ustası Demet Sağlam şöyle diyor: “Kâğıtsız kalan Bergamalıların icadıdır parşömen.”

Parşömen, işte bu kağıtsız kalmanın, her icat gibi bir ihtiyacın sonucunda doğmuş Bergama’da. Bir nevi yazı direnişi, estetik bir silah gibi… Peki, Demet Sağlam kimdir? Demet, en başta ve ilkin, bir güzel insandır. Benim de, ne şanslıyım, arkadaşımdır. Demet, şu anda parşömen üretimi yapan tek kadındır. Anadolu’nun son karatabağı olan ustası İsmail Araç’tan el alıp parşömen üreten, ürettiği bu parşömenleri estetik birer nesneye dönüştüren yetenekli, azimli, güler yüzlü, çalışkan bir üreticidir. Zanaatkardır ve sanatkardır. Size abartıyormuşum gibi mi geldi?

Yaklaşık iki bin yıl önce, Pergamon kralı Attalos “Gelin, görün, kalın; Bergamalıların konukseverliğinden yararlanın.” buyurmuş. Bu kadim çağrıya kulak verip yolunuzu Bergama’ya düşürebilirseniz eğer, muhakkak uğrayın Mavi Dükkan’a. İşte o zaman, abartmadığımı anlayacaksınız…

Onur Ça

Demet, Bergama’da yaşıyorsun, mavi bir dükkanın var ve parşömen üretiyorsun. Öncelikle, bilmeyenler için özlüce bahsedebilir misin: Parşömen nedir? Nasıl ve ne zaman bulunmuştur, önemi nedir, ne işe yaramıştır? Hala bir işe yarar mı?

Parşömeni kısaca, tüylerinden ve etlerinden arındırılarak gerilip kurutulan deri olarak tarif edebiliriz. Antik dünyada en çok kullanılan yazı malzemesi papirüstü. Papirüs, Nil nehri kıyısında yetişen bir bitkinin iç yapraklarının dövülerek birleştirilmesinden oluşuyordu. O yıllarda (M.Ö. 190) Bergama krallığında da papirüs kullanılıyordu. Kaynaklara göre, Mısır’ın İskenderiye Kütüphanesi ile Bergama Akropol Kütüphanesi arasındaki rekabet üzerine, Mısırlılar Bergama’yı papirüs ambargosuyla cezalandırmış. Kâğıtsız kalan Bergamalıların icadıdır parşömen.

Anne karnında ölü doğmuş oğlak derisinden üretilen parşömen zamanla geliştirilip mükemmel hale getirildi. Parşömen ile gelen en önemli buluş ise bugünün kitap formunu alan kodeks şekline bürünebilmesiydi. Yazının ve ateşin bulunması kadar önemli olan bu gelişme sayesinde sayfalarını çevirebildiğimiz ve keyifle okuduğumuz kitaplara sahip olduk. Eğer hala papirüs kullanıyor olsaydık taşınması ve okunması çok güç ansiklopedilerimiz olacaktı J

Dayanıklılığı, kolay yırtılmaması, alev almaması ve en önemlisi, kırılıp bükülmemesi parşömeni hep ön plana çıkarmıştır. Önemli metinler hep parşömene yazıldı veya aktarıldı. Amaç, metinleri sonsuza dek saklamaktı.

Bugün dünyada güncel olarak kullanımı zayıflasa da üretimi birçok ülkede geleneklere bağlı kalarak devam ediyor. İngiliz parlamentosunda kararların hala çift nüsha halinde parşömene yazıldığını biliyoruz. Ülkemizde güncel kullanımı yaygın olmamakla birlikte yine de unutulmaya yüz tutmuş bu kültürel değerimizi anavatanında yaşatmaktan onur duyuyoruz.

İyi ki yarışmış iki şehrin kütüphanesi de böylece parşömen icat olunmuş. Peki, “geleneklere bağlı kalarak”tan kastın, geleneksel yolla parşömen üretimi mi? Eğer öyleyse, geleneksel olmayan yöntem nasıl oluyor?

Maalesef şu anda parşömeni İsmail amca ve benden başka geleneksel yöntemlerle üreten yok. Ancak İstanbul’da deri ürünler imal eden bir firma uzun zamandır fabrika ortamında çeşitli kimyasallar kullanarak parşömen üretiyor. Parşömenin geleneksel üretiminin İsmail amca ve benim dışımda, başka insanlara da aktarılıp daha çok üretilmesi ve yaygınlaşması en büyük dileğim.


Senin parşömenle maceran nasıl başladı, hangi duraklardan geçtin, bu noktaya nasıl geldin?

Parşömen ile tanışmam 2007 yılına denk geliyor. Parşömenin yaşayan son ustası ve Anadolu’nun son karatabağı olan İsmail ustamla tanıştım 2007’de.

Önceleri İsmail amcamın yaptığı parşömenlere desenler çizip yazılar yazıyordum. İsmail usta 85 yaşına yaklaşmış bir emektar. Şimdiye kadar hiç çırağı olmamış ve bu mesleği aktarmak için hiç fırsatı olmamış. Bu durum, geçmişin geleceğe aktarılması gereken büyük bir sorumluluk olduğu düşüncesiyle birleşince, bu mesleği öğrenmeye karar verdim. İsmail amcamı ikna etmem uzun zamanımı aldı. Yaklaşık üç yıl onun peşinden koştum. Bu işi bir kadının yapabileceğine hiç inanmıyordu. Sonunda, eşine nadir rastlanan dostum Nesrin’le bizi çırak olarak kabul etti. O tarihten bugüne öğrenme sürecimiz devam ediyor.

2015 yılında kendime ait tasarım atölyem olan Mavi Dükkan’ı ve küçük tabakhanemi kurdum ve yeni nesil parşömenlerimi üretmeye başladım. Elbette ki çok kolay olmadı. Parşömeni yapmak ve onu yaşatmak çabası zor bir süreç. Ama hiç yılmadım. Her gün yeni heyecanla ve hevesle çalışmalarıma devam ettim, ediyorum.

Şimdi benim de küçük bir çırağım var. Kendisi 13 yaşında. İleride bu işi bir meslek olarak tercih etmese de geçmişten kalan bu mirası bizim gibi taşımaya hevesli. Bu bana doğru yolda olduğumu gösteriyor.


Artık İsmail amca seninle gurur duyuyordur herhalde! Aslında, sen işin hem zanaatını (parşömen üretimi) hem de sanatını (parşömen üzerine çizdiğin güzelim resimler, desenler) yapıyorsun, değil mi?

İsmail amca yaptığım parşömenleri çok beğeniyor. Ona yapmış olduğum parşömenleri gösterdiğimde “boynuz kulağı geçti” diyerek gülümsüyor. Bu benim için en büyük ödül. Benim gibi bir çırağın, yaptığı işin doğruluğunu ustasından duyması büyük bir onur.

Tabi benim işim yalnızca parşömeni imal etmekle bitmiyor. Parşömeni günümüz kullanımına adapte etmek, geleneksel ve modern desenlerle süslemek, yeni tasarım ürünleri haline dönüştürmek işimin bir diğer parçası. Bütün aşamaları elimden çıkmış bir eseri görmek elbette ki beni çok mutlu ediyor.

Peki, bu kültürel mirasın korunması ve yaşatılması için (hem de Bergama, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesine dahil edilmişken) resmi makamlardan, yerel yönetimden, Kültür Bakanlığı’ndan ya da herhangi bir meslek örgütünden vs. bir destek görüyor musun?

Bu aşamaya kadar çeşitli kurum ve kuruluşlardan yeterli ilgi ve desteği maalesef ki göremedik. Kültür Bakanlığı, parşömen ile ilgili yaptığımız çalışmalara yeterli özeni göstermiyor. Parşömeni unutulmuş bir kültürel değerimiz olarak resmi kanallara kabul ettirebilmiş değiliz henüz. Bu konuda İsmail amca ve kendi adıma, bireysel olarak yaptığım girişimlerden olumlu sonuçlar alamadım. Bütün bu olumsuz tabloya rağmen son zamanlarda gerek Bergama Belediyesi gerekse Bergama Ticaret Odasının yaptığımız ürünlere olan ilgisi ve tanıtımlarında bizim üretimlerimize yer vermeleri oldukça sevindirici. Dilerim zamanla daha kalıcı çözümleri beraberce üretebilir ve parşömeni doğduğu topraklarda daha uzun yıllar yaşatabilir ve gelecek nesillere aktarabiliriz.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …