Ana içeriğe atla

Anahtar Kelimeler (45. Dünlük)


22.Şubat.17
Melih Cevdet Anday (MCA ya da Melih Bey) okumak ne zor iş!
Teknenin Ölümü’nü okumaya çalıştım, çalışıyorum ve de çalışacağım.
“Hepimiz yaşadık, nedir ki zaman!”
• • •
A la garçonne: Ali garson.

23.Şubat.17
Hayatınıza karışırlar. Efendiliğinizden susarsınız. Olmadı, nazik birkaç sözle savuşturmayla çalışırsınız. Ama yemezler. Bu dilden anlamazlar. Şahsi alanınızı daha da daraltıp taciz ederler. İstemediğiniz halde tavsiye verip yol gösterirler. Susarsınız. Sessizlikle savuşturmaya çalışırsınız saldırıları. Ama yemezler. Devam ederler. Bütün bu –en hafif tabiriyle– kabalıklarına devam ederler. Bunu sevgi ve iyi niyet maskesine bürünerek yaptıkları için hoş görmeniz gerekir. Ama durmazlar, devam ederler. Dürterler, tacize devam ederler, şaka yollu takılırlar… Sonunda iki seçenek kalır size: Küçük bir tirat atıp ağızlarının payını vermek ya da onların dilini kullanıp makul cevaplar vermek, kendi hayatınızı yaşama biçiminiz ile ilgili izahat vermek, makul gerekçeler sunmak...
Sinek Isırıklarının Müellifi’nde ne diyordu Barış Bıçakçı: “Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirsiniz, makul gerekçeler sunarsınız, sonra bir de bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz.”
İşte tam da burada yenilmeye başlarsınız. Kendinize saygınız azalır. Mağlup olursunuz ama şerefli bir mağlubiyet değildir bu. Kahrolursunuz.
Size uygulanan küçük faşizmdir ve büyük faşizmle arasında yalnızca bir durak vardır.
• • •
Beş yıl Eryaman’da (halk arasında Eryemen de denir) oturmuş biri olarak uzuuun otobüs yolcuklarına talimliyimdir. Yarım saat söylendikten sonra kendisine yer vermek isteyen (evet, isteyen) gençlere “siz ancak öpüşmeyi bilirsiniz” çıkışını yapan amcalardan tutun da sizi yer vermeye zorlamak için şemsiyesiyle dürten teyzelere kadar (inanmayan buradan yaksın) türlü türlü yolcu tanışımdır. O zamanlar yeşil renkte olan (yeşil ölüm) halk otobüslerinin her seferinde kavga çıkardı; ama ağız dalaşı ama yumruklu kavga… Bir keresinde kaçırma girişimi bile yaşandı ama ona yetişemedim; evet, şöför ve biletçi bir otobüs dolusu insanı kaçırdılar. Ve fakat otobüs habitatının başka bir türüne Dikmen’e taşındıktan sonra rastladım. Bu türün genel özelliklerini şöyle tanımlayabiliriz, kısaca: Yüksek sesle telefonla konuşurlar (ben bazılarının hattın diğer ucunda kimse olmadığında bile telefonla, lafzi anlamıyla telefonla konuştuklarından şüpheleniyorum); hastalıklarından, sevgilileriyle ilişkilerinden, ana babalarıyla sorunlarından –herkese duyurmak istedikleri için– yüksek sesle bahsederler. Otobüs ya da dolmuş tıklım tıkış olsa bile telefonlarını kesinlikle kapatmazlar.
Çünkü onlar büyük kent insandırlar; vakitleri altın değerindedir ve otobüste geçirecekleri yirmi dakikayı dahi ziyan etmek istemezler. Ama bence tek gerekçe bu değil; asıl mesele yalnız olmaları ve konuşmak istemeleri. (Tabi işin içinde eser miktarda teşhircilik de var.) Kaçacak bir yer olmadığı için diğer yolcular zorunlu pasif dinleyicidirler (üniversitedeki zorunlu seçme gibi düşünün). Metazori dinlersiniz. Bu telefoncular türünün bazıları, eğer ilgi gösterdiğinizi fark ederlerse telefonu kapattıktan sonra size dert yanmaya devam edebilirler bile. O yüzden size tavsiyem, ortalıkta bir Seymour Glass olmadığından emin olduktan sonra gözlerinizi ayaklarınıza dikiniz. Ve ineceğiniz durağa kadar bu türün hiçbir üyesiyle göz göze gelmeyiniz.

24.Şubat.17
Baştan uyarımı yapayım, bu bir Zaytung haberi değil, BirGün’de okudum: İzlanda Cumhurbaşkanı Guðni Jóhannesson, bir liseye söyleşiye gider. Bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Jóhannesson, pizzada ek malzeme olarak ananas kullanılmasından hoşlanmadığını, yetkisi olsa bunu yasaklayacağını söyler. Muhtemelen geyik yapmıştır. Ama tabi Ortadoğu’da değiliz, Afrika’da hiç değiliz. Olaylar şöyle gelişir: “Jóhannesson’un ifadelerinin Guardian ve CNN gibi yerlerde haber olmasının ardından, cumhurbaşkanına sosyal medyadan tepki yağdı. Hatta istifa etmesi için imza kampanyası bile başlatıldı.”
Haydaaa!

Ve fakat bitmedi: Bunun üzerine Facebook hesabından açıklama yapan Jóhannesson şunları söyledi: “Ananası severim ama pizzada değil. İnsanların pizzada ananas kullanmasının önüne geçecek yasa çıkarma yetkim yok. Cumhurbaşkanlarının sınırsız gücü olmamalı. Sevmediğim şeyleri yasaklayacak yasalar çıkarabiliyor olsaydım bu mevkide kalmak istemezdim. Böyle bir ülkede yaşamak istemezdim.”
Şaka gibi ama değil.
Anahtar Kelimeler: “Böyle bir ülkede yaşamak istemezdim”, pizza, ananas, -son.

Şimdi Azerbaycan’a uzanalım: “Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, eşi Mihriban Aliyeva’yı Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atadı.”
Tören yapıldı, alkışlar filan.
Geçtiğimiz yılın Eylül ayında yapılan referandumla Cumhurbaşkanı Aliyev yetkilerini genişletmiş. Yeni anayasa reformu ile kabul edilen değişiklikler arasında Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı makamı da varmış. Aa, bir de şu var: Aliyev’e bu referandumla birlikte parlamentoyu feshetme yetkisi de verilmiş.
Bu da şaka değil, gerçek.
Anahtar Kelimeler: Referandum, eş-damat-kayınbirader-halaoğlu, genişletilmiş yetki.

Ve günün en komik haberi. Komik ama bu da gerçek. Buda da gerçek ama o ayrı konu. Robert Mugabe, Zimbabve’nin cumhurbaşkanı. Geçtiğimiz yaz, olimpiyatlardan madalya alamadan dönen milli sporcuları “siz atlet değil sıçansınız” diyerekten tutuklatmışlığı, ülke kıtlık ve açlık içindeyken bir hafta sürecek olan 92. yaşgünü etkinlikleri için büyük paralar harcamışlığı var. Hatta bu şölenin menüsünde fil, aslan gibi hayvanlar da olduğu için hayvanseverlerin tepkilerine neden olmuştu.
Habere gelelim: Bu Mugabe abi, şu anda 93 yaşında ve gelecek yıl yapılacak olan seçimlere katılacakmış. Artık ne kadar muhalefet varsa ülkede, kalmışsa, onlar tepki gösterince de muhteremin eşi Grace Mugabe, eğer olur da kocasının yerine başka biri geçecek olursa ülkede iç savaş çıkabileceğini ifade etmiş.  Sonra şöyle buyurmuş: “Eğer bir gün tanrı karar verir ve Mugabe ölürse, cesedinin seçim pusulasında aday olarak yer aldığını göreceğiz. İnsanların Mugabe’nin cesedine oy verdiğini göreceksiniz. İnsanların başkanlarını ne kadar sevdiğini anlatmak için bunu ciddi ciddi söylüyorum.”
Ugh!
Anahtar Kelimeler: “Ben gidersem ülke çöker”, “İç savaş çıkabilir”, “Ceketimi koysam seçilir”, fil, aslan, eş, tanrı, sıçan, atlet.
• • •
Musica: Yemen Blues grubunu dinlediniz mi hiç? Buradan yakınız.
• • •
Anahtar Kelimeler’e Devam: Dosyanız, değerlendirilmiş olup, yayın programımız, üzülerek, ne yazık ki, uygun, değil, kağıt fiyatları, kur artışına bağlı, kurgusal olmayan eserler zor, Dünlük ne yahu!
• • •
Neyse ki şiir var. Şiirle başladık şiirle bitirelim.
Meryem Coşkunca, dergilerden bildiğim bir şair. Daha önce birkaç şiirini de burada, Parşömen Sanal Fanzin’de yayımlamıştık. Geçen yıl Arkadaş Z. Özger şiir ödülünü aldı ve dosyası Geceyle İşlenen başlığıyla Mayıs Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.
“sahi
sen hep bendeydin
hissettim bir hızın olduğunu
yarın olmalı, yarın hemen olsun ki
kalabalığına razı olduğum kentte
inanayım ellerinin iniyle
cumaların hayrına”

Onur Çalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …