Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (20) : Mevsim Yenice ve “Tekme Tokatlı Şehir Rehberi”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı 



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Yazarak bir şeyler anlatma tutkusu çok küçükken başladı. Ama esasen son iki üç yıldır kendimi öykü çerçevesinde, bu disiplin dahilinde anlatmaya yöneldim. Bu noktada, yani henüz öykü yazmaya başladığım dönemde kitap yayımlama düşüncesi hala aklımda yoktu. Zaman içinde, öykülerimle dergilerde yer aldıkça ve yarışmalarda sonuç aldıkça kitaplaştırma fikri oluştu. Bu bağlamda “kitaplı yazar” olma sürecine girdiğimi hissettiğim ilk an 2015 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne başvurmak için dosya hazırlamaya başlarken oldu diyebilirim.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Öykü okumaktan aldığım hazla ilgili olabilir bu. Öykünün kısa sürede insanı saran ve başka bir dünyaya çeken yanı var. Aynı evde, aynı salonda hatta aynı koltuğun üstünde oturuyorsun ama öyküyü açıp okumaya başladığın andan itibaren artık başka bir yerdesin. Diğer kurmaca türlerinin aksine bu sihirli an kısa bir sürede yaşanıyor. Bu bana bulunmaz bir nimet gibi geliyor.
Yazmaya başlarken içimde birikmiş konuları bir çırpıda, istediğim gibi anlatabilmenin en uygun yolu bu gibi geldi.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
Yayınlarını severek, güvenerek takip ettiğim yayınevleri var. Haliyle kendi kitabımın onlardan birinden yayımlanmasını istedim ve dosyamı buralara yollamaya başladım. Kısa bir bekleyişten sonra redler gelmeye başladı. Geri dönen dosyanın üzerinde çalışmaya devam ettim. Düzeltmeler yaptım, bazı öyküleri çıkardım, yenilerini ekledim. Dosya kabul alana dek çok kez üstünde çalıştım. Yarışmalara katıldım. Yeni yazdığım öykülerden tekrar yeni dosya hazırladım ve tekrar başvurdum. Yani kısaca bu süreci özetlemek gerekirse “peşini bırakmadım, çabaladım” diyebilirim.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? Eğer olduysa, editöründen razı mısın?
Mehmet Said Aydın’la birlikte çalıştık. Sayesinde, ilk kitabımı yayıma hazırlama süreci stresli bir süreç olmaktan çıkıp, hayatım boyunca hiç unutmak istemeyeceğim, çok keyifli ve öğretici bir sürece döndü. Kısacası tabii ki editörümden razıyım.
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
Daha sonra yazacağım öykülere bir yol çizmiş oldum. İlk kitap inanılmaz bir his sahiden. Hayatımda yaşadığım en değerli duygulardan biriydi mesela kendi kitabımı rafta görmek. Tüm bunlara rağmen de gerçekçi olmak gerek, bir kitap yazdım ve tabii ki de hayatım değişmeyecek. Başlarken de şimdi de bu şekilde var olmanın beni çok mutlu etmesiydi sebep, umduğum da bulduğum da değişmedi, değişmeyecek. Öykülerin izini süremeye devam edeceğim.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Sözleşmem gereği belli bir süre sonra alacağım, evet.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Dolu dolu iki yıl geçirdim. Farklı çizgilerdeki dergilerde öykülerim yer buldu, bunun için çok mutluyum. Dergilerde yayımlanmanın insanı cesaretlendiren bir yanı var. Devam etme gücü veriyor. İyi bir dergi okuyucusu olarak, dergilerin çok öykücülük için özel bir yeri olduğuna inanıyorum. Dergiler öykünün nefes aldığı, büyüyüp serpildiği mecralar bana göre. Bu nedenle onları hem okur hem de yazar olarak desteklemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kitap çıktı diye de mutfaktan salona geçme niyetinde değilim. Dergilere öykü yollamaya devam ediyorum, bundan sonra da edeceğim.
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
Ailemden ve yakın çevremden olumsuz veya ters bir tepki aldığımı hatırlamıyorum. Hep yüreklendirdiler, dergileri alıp öykülerimi okudular desteklediler, sağ olsunlar. Belki içlerinde benim için bunun ne anlama geldiğini anlayamayıp, pek önemsemeyen bana inanmayan da olmuştur elbet. Ama ben kendime en çok bu var olma yönteminin yakıştığını hissediyorum ve onların ne düşündüğünü ne beklediğini önemseyemeyecek kadar yoğun bir içgüdü bu. Kitap bu anlamda değil ama kendi zihnimin sınırları keşfetmekle ilgili bir özgürlük alanı kazandırdı, ilgilendiğim kısım sanırım burası.
Peki, bundan sonra?
Kitap yayımlanır yayımlanmaz kolektif başka bir kitap projesine dahil oldum. Onun çalışmaları da henüz bitti. Şimdi çok az dinlenip sonrasında da öykü yazmak için okumaya, gözlemlemeye, dinlemeye, aramaya ve bulamamaya devam edeceğim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …