Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (21) : Dilek Türker ve “Avucumda Çimen İzi”


Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem kâğıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı 



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Kendimi yazarak ifade etmeyi seviyorum. Günlük, mektuplar, bazı karalamalar, kısa anlatılar, senaryo denemeleri derken bir arkadaşımın önerisiyle yaratıcı yazarlık atölyesine katıldım. Yekta Kopan yönetiminde, bir masa etrafında haftada bir gün toplanıyor ve yazdıklarımızı birbirimize okuyorduk. İlk başlarda kısa yazılar, kesitler, atmosfer, karakter, olay örgüsü üzerine yoğunlaşan metinler derken bir süre sonra öykü yazmaya başladım. Garipti çünkü tanıdığım ve hayalini kurduğum bir dünya değildi. Orada birlikte üretmenin ve paylaşmanın hazzını yaşadıkça, yazmaya devam ettim. Belli bir aşamaya geldikten sonra da çevremdeki birkaç insanın desteği ve yüreklendirmesiyle kitap projesi haline getirdim öyküleri. İşte sonra bu ilk göz ağrısı çıktı ortaya.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
İki sebep var sanırım; birincisi öykünün sadeleştirdikçe olgunlaşması, yalınlıktan, duruluktan yana olması ama diğer yandan da bu sadelik ve duruluk içinde vaat ettiği duyumsayış ve çağrışım zenginliği öyküyü özel bir tür yapıyor. İkincisi, öykü geleneğinden beslenmek. Eski ve yeni büyük öykücülerin dünyaya baktığı yerden bir an için baktığımı sanmak, yazma sürecini ayinsel kılıyor.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
hep kitap, deneyimli ve güzel insanlarla yol alan, yeni bir yayınevi. Öncesinde Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler kitabıyla haberdar oldum yayınevinden. Dosyayı hazırladıktan sonra ilk oraya gönderdim. Bir süre sonra yanıt verdiler ve görüşmeye çağırdılar. İlk andan itibaren çağrışımı çok güzel olan bir yayıneviydi ve tanıdıkça daha çok benimsedim. Özellikle Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yüce Başarır. İlk kitabım olmasına karşın onun bana inanması çok önemli ve güven vericiydi. Çalıştığım diğer insanlar da bana hep destek oldular ve kendimi rahat hissetmemi sağladılar. Yolum hep kitap ile kesiştiği için kendimi şanslı hissediyorum.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu?
(Eğer olduysa editöründen razı mısın?)
Yazma süreçlerinde benim en büyük desteğim eşim Alpay’dır. O da çok genç yaşlardan itibaren yazıyor. Onun edebiyatla olan ilişkisini seviyorum. Yazdıklarıma hep eleştirel yaklaştı. Gerekçelendirilen, doğru bir eleştirinin, övgüden daha çok etkisi oluyor üzerimde. Metinler üzerine uzun uzun konuşuyorduk, bir süre çalışıyordum, sonrasında yeniden üzerine eğiliyorduk, öyküler son halini alana kadar hep yanımda oldu.
Öyküler kitap projesi haline geldiğinde editoryal çalışmayı hep kitap editörü Işıl Özgüner’le yaptık. Onun önerileri yol gösterici oldu, benim önceliklerime de hep saygı duydu Işıl Hanım. Güzel, verimli bir süreçti onunla çalışmak.
Tabii Yekta Kopan’ın üzerimdeki emeği, gerek atölyelerde gerekse sonrasında, öykülerimi sabırla okuması ve eleştirilerini, önerilerini benimle paylaşması, beni yazma konusunda hep yüreklendirmesi paha biçilemez…
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
Ben şifalı bir ot bulmuştum ve ibadet gibi sürekli onu deriyordum. Yazmak böyle bir şey benim için. Bir sonuca varayım, kitabım basılsın diye hayalim olmadı. O yüzden umduğum şeyler de yoktu. Beklentilerden uzakta, yazarken de kitap basıldıktan sonra da olabildiğince özgür ve tasasızdım. Bu sebeple belki de çok güzel şeyler yaşadım, beklentilerin ağırlığıyla gölgelenmedi hiç bu süreç.
Hayatımda neler değişti derseniz; gün içinde koşuştururken, kafam bozukken, canım sıkkınken orada bir şey bana göz kırpıyor. “Bak ben buradayım,” diyor. Hacmiyle, cismiyle bir dayanağınız var artık. Sizden bir iz. Hem kalıcı hem geleceğe dair umut veren.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Evet, aldım.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Dergilerin benim yazma serüvenimde önemli yeri var. Sarnıç, Kafkaokur, Notos ve Ot gibi dergilerde öykülerim yayınlandı. Yazdıklarımı basılı gördüğüm ilk yerlerdi dergiler. Anlattığınız hikâyelerin görünür kılınması ve hiç tanımadığınız insanlara dokunması ayrı bir heyecan. Kitap yayınlandıktan sonra bir öykü yazmadım ama yazdığımda yine önce dergilere göndermeyi tercih edebilirim.
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
Uzun yıllar avukatlık yaptım, kızım doğunca ara verdim ve şimdi de yurtdışına taşınacağımız için bu mesleği yapamayacağım. Belki babam görseydi bugünleri, sen onca yıl hukuk oku, sonra gel yazar olacağım de, diye kızardı bana. Bilemiyorum, içten içe gurur da duyardı muhakkak. Ama onun dışında ailem ve yakın çevrem hayallerimi her zaman dinlemiş ve bana inanmıştır. Yazıyla olan bağımı keşfettikten sonra da yanımda oldular hep. Bu bağ güçlendikçe, benim adıma çok mutlu olduklarını görüyorum. Aslında kitap basıldıktan sonra kendi deneyimlerimden öte onların deneyimlerini izlerken daha çok keyif alıyorum. Mesela annemi geçen biriyle telefonda konuşurken duydum, kitabımı anlatıyor, “Sular seller gibi akıyor, harika bir kitap,” diyordu. Çok güldüm. Onlar benden daha çok sahiplenip önemsediler bu süreci. Sağ olsunlar.
Peki, bundan sonra?
Bundan sonra da ot dermeye devam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…