Ana içeriğe atla

ya ben öleyim mi söylemeyince

Çok fazla kitap yayımlanıyor. Bazı kitaplar (yazarlar) edebiyat tarihindeki suskun ve küskün köşelerine kurulup zamanlarını bekliyorlar. Bazılarıysa çok şanslı oluyor, haklarında yazı üstüne yazı çıkıyor.
Ortalama okur da, ne yapsın garibanlar, bu çıkan yazılara bakıp belirliyor okuyacakları yazarları, kitapları. Bu bakımdan, azımsanmayacak bir güç ve etkileri var bu yazıların.
Ben de –işim gücüm yoksa demek– kitap eklerinde, edebiyat platformlarında (edebiyat sitesi, forum, fanzin, sözlük, blog, sosyal medya), hatta ve hatta edebiyat dergileri ve dahi kitaplarda karşılaştığımız bu “eleştiri” yazılarını (alt türler: değerlendirme, tanıtım yazısı, değini, twitter flood’u, facebook gönderisi, instagram paylaşımı) kaleme/klavyeye alanları genel hatlarıyla gruplandırayım dedim. Buyrunuz.
Onur Çalı



Kitabı Çıkmış Bir Arkadaşlarını Çok Sevenler
Bunlar, o yazar arkadaşlarını yerlere göklere sığdıramadıklarından, sırf ona yer açmak için yani, arkadaşları dışında kalan herkesi, her metni tu kaka edebilirler. Ender durumlarda, yalnızca arkadaşlarını övmekle yetinirler.
• • •
Arkadaşı Olmadığı Halde Bir Yazarı Çok Sevenler
Bunlar da bir yazar seçip onu göklere çıkarırlar. (Gökler çok kalabalık, yer kalmadı göklerde.) Hakkında yazdıkları yazarı (aslında o yazarın metinlerini sevdiklerini söylerler) sevdiklerini biliriz. Ve fakat neden sevdiklerini bir türlü öğrenemeyiz. Söz gelimi, “farklı” bir dil kurduğu söylenen bu yazarların nasıl bir “farklılık” yarattıklarını açıklayıp gerekçelendirmez bu yazıları yazanlar.
• • •
Bir Yazara Çok Pis Gıcık Olanlar
Bunların yazdıkları yazılar da üstteki maddede anlatılanlarla çok benzerlik gösterir. Yöntemleri, mesnetsizlikleri aynıdır. Tek fark: amaç göklere çıkarmak değil de yerin dibine sokmaktır.
• • •
Bir Yazara Hayranlık Duyanlar
Hayranlık duydukları yazarın metinlerini övmek yetmez bunlara. Yazarın edebiyat dışı aşırılıklarını, hatalarını, yanlışlarını bile edebiyatı kullanarak (ya da edebiyat yoluyla) savunmaya kalkarlar. Öyle ki yazar bile kendini bunlar kadar savunmaz. (Bu daha çok sosyal medya ortamlarında karşılaşılan bir olgudur.)
• • •
Sınıfın Çalışkan Çocukları
Bunlar ortaokuldaki çok düzgün, çalışkan, düzenli tertipli, edepli arkadaşlarımızı hatırlatır bize. Yazdıkları yazılar düzgündür, yanlışsızdır, iyi çalışılmıştır ve fakat tadı tuzu yoktur.
• • •
Dümdüzler
Bunlar da ele aldıkları kitabı öykü öykü anlatırlar. Kitapta, diyelim 24 öykü varsa da fark etmez onlar için. Bu öykülerin hepsindeki “olayları” özetlerler. Bu yazılar genelde uzun olur, sonuna kadar dayanamazsınız.
• • •
Okumadan Yazanlar
Hakkında kalem oynattıkları kitabı okumamışlardır. Ya da kitabın tamamını okumamışlardır. İşbu nedenle, yazarın hayatına (özel-kamusal) dadanırlar. Yazarla yapılmış söyleşilerden alıntıları bolca serperler yazılarına. Kitabın arka kapak yazısını bile, bir biçimde, kullanırlar yazılarında.
• • •
Çok Bilmişler
Bunlar da yazılarında ne kadar çok şey bildiklerini göstermeyi pek severler. Foucault, Lacan, Derrida’lı cümleler havada uçuşur. Hakkında yazdıkları yazar, bunların yazısını okuduğunda “La ben neymişim böyle!” diyecektir. Mutlu olacaktır garip.
• • •
Bi Alex Değil'ciler
Bunlar ısrarla elmayla armudu toplamaya çabalarlar. Edebiyat tarihini bilmeden; eserin ortaya çıkış koşullarından, dönemin sanat anlayışından, değer yargılarından ve beğenisinden bihaber olarak atıp tutarlar. Yeni yazmaya başlayan bir yazarı bösböyük bir yazarla kıyaslayacak kadar da tıynetsizdirler: “Şimdi yaani aynı konuyu Marquez de (Gabo bile diyebilir bunlar) yazmış ama nasıl yazmış, bi de bizimkine bak!”
• • •
Abi O Çok Bozdu'cular
Yazarı kendisiyle bile kıyaslayıp, bir müzik grubu ya da şarkıcı hakkında konuşur gibi, şöyle şeyler söyleyebilirler: “Falanca yazar artık eskisi gibi yazmıyor abi, nerde o eski kitapları!”
• • •
Politik Doğrucular
Bunlar yazılarında söylemlerinde “politik doğruculuğa” her şeyden fazla önem atfederler. Bazı metinlerdeki sapmalar onları korkunç derecede rahatsız eder ve bu durum, onları metnin tüm olumlu yanlarını görmek konusunda kör eder. Ya hep ya hiççi bir tutum takınırlar. İyi niyetli ve bilinç doludurlar ve fakat edebiyat biraz da (bazen de) doğruluktan sapmaktır, bunu gözden kaçırırlar.
• • •
Abiciler, Kızkardeşçiler
Bunlar bazı değerleri, edebiyattan daha çok sahiplenmişlerdir. Kızkardeşlik, biladerlik, abicilik (abicimcilik), ustam benimcilik ön plandadır. Metin değil; yazarın (etnik) kimliği, siyasi duruşu, aktivistliği, (toplumsal) cinsiyeti, sosyal sorumluluk projelerindeki konumu önemlidir.
• • •
Gülümsemekten Jim Carrey’ye Benzeyenler
Bunlar edebiyatın e’siyle uğraşan herkese gülümseyip mavi boncuk dağıtırlar. O kadar çok gülümserler, bu sayede çene kasları o kadar çalışır ki Jim Carrey’in o güzelim gülüşüne rakip çıkacaklardır nerdeyse. Sosyal medyada birbirlerini, haklarında yazdıkları yazarları (bunlar da ileride onlar için yazılar yazacaktır elbet) similey manyağı yaparlar. Emojiler konusunda yaratıcıdırlar ve sınır tanımazlar; öpücüklü kalp, balonlu kız çocuğu, sevimli kelebek, mor kalp, gülen ağaç ya da buna benzer emojileri kullanmakta ellerini korkak alıştırmazlar. Kimbilir, edebiyat tarihine bu yolla yapacakları katkılar, yerini ve değerini gelecekte bulacaktır belki de.
• • •
ve… İyi ki Varlar
Bunlar azınlıktadır. İsimlerini bir dergi kapağında ya da edebiyat sitesinde görmeyi, belki herkes kadar, seviyor olabilirler ama birincil amaçları bu değildir. Daha ziyade edebiyatı severler. Ele aldıkları yazarlara, kitaplara suhuletle, rikkatle ve sükûnetle yaklaşırlar. Birilerinin ağzının payını vermek için çırpınmaktan ziyade konuşamayanların, gölgede kalmışların, susturulmuşların payını gözetirler. Bazen bir kazaktan, kol düğmesinden, anılarda kalmış bir akşamdan ya da bir ders ortamından edebiyata yürürler. Onlarla birlikte biz de yürürüz. Küçük şeyler öğreniriz, küçük ama derin. Belki bu derinlik herkese çekici gelmediği için değerleri çok bilinmez. Olsun varsın. İyi ki varlar, iyi ki yazıyorlar.


Yorumlar

  1. Hay yaşayın siz. Haklarında yazı üstüne yazı çıkanlar olma ümidiyle... ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Dost: Vüs’at O. Bener’in Öykü Dünyasına İlk Adım

Vüs’at O. Bener’in 1952’de yayımlanan ilk öykü kitabı Dost’taki öyküler yalın bir dile sahip oluşları ve fazla sözcük kullanımından sakınmaları ile öne çıkar. Bu iki belirgin özellik ilkin Sait Faik öykücülüğünde görülmüş olsa da, Bener, öykü kişilerinin güçlü içselliği ve ruhsal gelgitlerini gündelik dile ustaca yedirerek kendi özgün dilinde yazmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra her bir öykünün hemen ilk cümleleriyle güçlü bir atmosfer kurmanın yetkinliğine de sahiptir.

Şimdiye dek Dost’a dair yazılanların üzerine yeni bir şey eklemenin, tekrara düşmemenin zorluğunun farkındayım. Bu zorluğu, hakkında pek konuşulmamış öykülere eğilerek ya da üzerinde zaten kalem oynatılmış olanlara farklı bir açıdan bakmaya çalışarak bir nebze olsun aşmayı umuyorum.

İlkin, kitabın basılmasında başarısının etkin rol oynadığı, kitaba adını veren Dost adlı öyküye bakalım. Öykü, Kasap Ali ile yarenlik eden Niyazi Bey’in kararsız düşünceleri, ruhsal gelgitleri üzerinden ilerler. Kasap Ali duygusuz, acımasız v…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…