Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (25) : Nargül Delice ve “Saçımda Limon Çekirdekleri”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı


Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Öncelikle çok teşekkür ediyorum söyleşi için. Klişe olacak belki ama okumayı öğrendiğim günden beri düzenli olarak okurum. Lise yıllarımda şiir yazardım gençliğin verdiği coşkuyla. Bir de kitap dosyası hazırlamıştım, Kemalettin Tuğcu kitaplarına benzer. İki yıl kadar sonra oturup baştan okumaya karar verdim. Kendimi çok kötü hissetmeme neden oldu. Çocukça duyarlılıkla yazılmıştı, kimse okusun istemiyordum. Kış mevsimiydi ve ortada harıl harıl yanan bir soba vardı. Kapağını açtım ve dosyayı alevlerin arasına bıraktım. İş, güç, annelik derken zaman hızla geçti. Yazdıklarımın kül oluşunu izlemenin verdiği güvensizlik otuz iki yıl sonra engel olamadığım bir yazma isteğine dönüştü. Yazmalıydım ama nasıl? Kafamda roman yazma fikri vardı. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile belediyenin açmış olduğu yazı atölyesine başladım. Öyküyle ilk tanışıklığım orada başladı. Yıl sonunda yazdıklarım sponsor aracılığıyla bir araya getirilip hemşire meslektaşlarıma hediye olarak dağıtıldı. Motivasyon için iyi bir fırsattı. Notos’un “Bu resmin öyküsünü yazar mısınız?” bölümünde öykümün kabul görmesi ile kendime olan güvenim iyice arttı. Kitap yayımlatmış kadar mutlu oldum. Bir süre de oradaki atölye çalışmalarına katıldım.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Tamamen tesadüf diyebilirim. Şiir ayrı bir yerde elbette ama başlamak için oldukça geç kalmıştım. Katıldığım ilk atölye roman atölyesi olsaydı belki öykü değil romana yoğunlaşacaktım. İyi ki öyküyle başlamışım.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
Kitap dosyam iki yılda yayınevine gönderilecek hale geldi. İki yayınevine gönderdim, birisi kabul etmedi. Ben büyük bir umutla öbür yayınevinden haber beklemeye başladım. Bu arada Haydarpaşa Kitap Günlerinde Edebiyatist yayın yönetmeni Fatih Ayan’la sohbet ettik. Daha önceden tanışıyorduk zaten. Ona sıkıntılarımdan bahsettim. Sağ olsun. “Hiç dert etme, ne zaman istersen bize gönder,” dedi. Aradan aylar geçti yayınevi dönmedi, telefonla aradım kayıtlarımızda öyle bir dosya yok dediler. Aynı gün Fatih Ayan’ı aradım dosyamı gönderdim. Yayın kurulundan geçtikten kısa bir zaman sonra yayımlandı.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)
Kitap dosyasını hazırlarken atölye arkadaşlarım, grup arkadaşlarım ve hocamdan çok destek gördüm. Yayınevi editörüm Kemal Albayrak dosyamı kısa sürede inceledi yayına hazırladı. Süreçten memnunum.
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
Çok şey değişmedi aslında. Piyasa koşulları malum, emek her zaman hak ettiği değeri görmüyor. Elli yaşından sonra yazmaya başlayan birisi olarak çok büyük hedef koymadım kendime. Benden geriye bir soluk bir nefes kalsın yeter.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Kitap ya da ücret olarak alabileceğim söylendi. Önce ücret fikri cazip geldi nihayetinde kitap olarak almaya karar verdim.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Yazmaya başlamamdan bu yana üç yıl geçti. Öykülerim Notos, Edebiyatist ve Edebiyat Nöbeti dergilerinde ve internet sitelerinde yayımlandı. Salona çıkmak için uzun süre bekleyecek yaşta olsaydım biraz daha mutfakta kalırdım ancak bu lüksüm yok ne yazık. Yaşlandıkça zaman pahalanıyor.
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
Eşim, çocuklarım karar verdiğim andan itibaren hep destek oldular. İstediğim şeyi başarma azmimi bilir beni tanıyan herkes. Şimdi mutluluğumu paylaşıyorlar.
Peki, bundan sonra?
Son nefesime kadar yazmaya, okumaya devam edeceğim. Öykü içime doğup beni yaz dediği zaman karşı koymak mümkün değil. Bu arada romana başladım. Öykü ve roman ikisi bir arada yol alacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …