Ana içeriğe atla

Dünlük 77: “yaz gelip geçti binlerce kez”


23.Mart.18
Öykülem dergisinin 11. sayısında (Kış 2018) Tıpkı Basım başlığıyla Orhan Veli’nin bir hikaye çevirisi yayımlanmış: “Yaşasın Aşk”
Çeviri ilkin Vatan’da, 17 Kasım 1952 tarihinde yayımlanmış. Öykülem ekibi de bu güzel hikayeyi tekrar yayımlamış, tıpkı basımıyla.
Vatan’da yayımlandığında hikayenin yazarı belirtilmemiş, yalnızca “Türkçeye çeviren: Orhan Veli” notu var. Öykülem ekibi de bir not düşmüş: “Öykünün yazarı kim, bilmiyoruz!”
Orhan Veli çevirisini okuyunca hatırladım. Öykü aslında William Saroyan’a ait. Memet Fuat’ın seçip çevirdiği Saroyan öykülerinden oluşan “Yoksul İnsanlar” (Adam Yayınları) kitabında yer alıyor öykü. Nedir, Memet Fuat “Aşk Bana Göre Değil” adıyla çevirmiş öyküyü.
Memet Fuat çevirisi gayet iyi ama şeytan dürtüyor işte, öykünün aslını bulup bir de ben mi girişsem çevirisine acaba!
24.Mart.18
CerModern’deki “Dizelerin Renkleri” sergisini gezdik bugün. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Özdemir Asaf, Orhan Veli, Cemal Süreya, Birhan Keskin, Hulki Aktunç, İlhan Berk ve daha birçok şairin (toplamda 37 şair) el yazması şiirleri ve Zafer Gençaydın, Ali Kotan, Onay Akbaş, Devrim Erbil, Gören Bulut, Metin Yurdanur, İbrahim Örs, Hanefi Yeter, Habip Aydoğdu, Filinta Önal gibi 37 ressam ve heykeltıraşın bu şiirlerden yola çıkarak yaptıkları eserler sergileniyor. Biz son günü diye gittik ama 15 Nisan’a kadar uzatılmış sergi. Vakti olanlara öneririm. Üstelik, hiç hesapta yokken, d Grubu sergisini de görmüş olduk (ki o da 30 Mart’a kadar uzatılmış).
d Grubu sergisi başka bir mevzu ama şu kadarıyla yetinelim şimdilik, Peyami Safa’nın yazdığı manifestodan bir tutam sarkıtalım buraya, dursun: “Söze ve nazariyeye düşmeyelim ve buyurun sergiyi gezelim. Eğer orada bizim görüşümüze tıpatıp uyan bir eser varsa kötüdür. Çünkü aynı şeyi görme hassası, aynada, fotoğrafta ve öküzde vardır. Bizim gibi görmeyen d Grubu’nun gözlerinden öperim.”
Hamiş: Peyami Safa’nın bir parçasını aktardığımız manifestosu, Londra’da Penguin Books’un Modern Classics serisi kapsamında yayınlanan “Why Are We Artists?” başlıklı kitabına alınmış. Bu kitap, 1909 ve 2012 yılları arasında yazılmış ve dünya sanatına yön vermiş olan 100 manifestoyu bir araya getiriyormuş.

Latif Sözcükler (Sanki Latif Olmayanı Varmış Gibi): Kerime, şvester, fırdolayı, görmezlenmek, kınalı yapıncak, temayüz, mesadet, kesret, kebe, sine, akabinde, müteakip, tebelleş, büzüktaş, matrak, cıvık, lalezar, ketum, merkep, mertek, pörtlek, çöküntü, uğunmak (uğuntu?), kerte, katre, şavkarmak, vitray, ikona, ikonoklast, muştu, hilti, kasatura, zorba.
25.Mart.18
Füruzan, Gül Mevsimidir… Nerden başlasam, nasıl anlatsam! Belki önce “tür”ünden başlayabiliriz. Gül Mevsimidir öykü mü, uzun öykü mü, novella mı? Bana sorarsanız, novella. Hoş, novella’yla uzun öykü arasında tam olarak ne fark var, bilmiyorum ama novella’yı daha romanımsı bir şey olarak düşündüğüm için buna varıyorum. Cahillik işte.
Füruzan’ın bu novellası, Erdal Öz’e ithaf edilmiş. Çünkü olaylar şu şekilde gelişmiş: Erdal Öz, Gül Mevsimidir’in de içinde olduğu Kuşatma adlı kitabı beşinci basımına hazırlarken bunun “olağanüstü bir uzunöykü” olduğunu düşünmüş, açmış telefonu Füruzan’a ve Gül Mevsimidir’in ayrı bir kitap olarak basılması önerisini getirmiş. Füruzan da kabul etmiş ve 1985 yılından itibaren ayrı bir kitap olarak basılıyormuş Gül Mevsimidir. Kitabın sonunda Erdal Öz ve Füruzan’ın kısa bir sohbeti var. Erdal Öz soruyor, Füruzan yanıtlıyor. Erdal Öz, aslında ehemmiyeti olmadığını bilerek, sırf Füruzan’ın ne kadar iyi bir yazar olduğunun altını çizmek için soruyor bence, diyor ki Mesaadet Hanım’ın yaşamınızda bir karşılığı oldu mu? diyor ki (novellada geçen mekanlardan) İzmir’de yaşattığınız o ortamı, bahçeleri köşkü de mi görmediniz? diyor ki bu uzunöyküyü, belki de ilk kez, yaşamınıza bu kadar uzak ve bu kadar yabancı bir çevrede oluşturmuşsunuz… Kastettiği şey, Füruzan’ın, yarattığı soylu ve zengin Mesaadet Hanımefendi karakteriyle aynı sosyo-ekonomik sınıftan gelmiyor oluşu aslında.
Bizim edebiyatımızda ve genel olarak kültür yaşantımızda gerçeklere dayanmak, tanıklıklara dayanmak fetişi vardır. Koskaca adamların, kadınların kurgunun, yaratma gücünün ne olduğu hakkında zerrece fikirleri yoktur sözgelimi. Edebiyatın dışında olanlar için mazur görülebilir bu bilisizlik. Nedir, edebiyat içre insanlar da bu yanlışa düşebiliyorlar. Özellikle Orhan Pamuk’un Kars’a gidip (vurgulu) Kars’da geçen bir roman yazmasından sonra pek bir moda oldu bu iş: Yazacağınız mekana gidip görmek ve öylece yazmak. Bunu da özellikle belirtmek. Sanki bu yazdığınız metne bir fevkaladelik katacakmış gibi… Oysa yazıyla, edebiyatla iştigal eden herkes bilir ki yazarın yazacağı karakterleri gerçekten tanımış olmasının, mekanları gerçekten gidip görmüş olmasının ya da yazarın yaşının, sosyo-ekonomik konumunun zerrece önemi yoktur. Bana sorarsanız, bir önemi ya da etkisi varsa bile, bu okuru zerrece ilgilendirmez. Okur metne bakar, iyi bir metin gönendirir okuru. Yazarın yazma sürecinde nasıl çalıştığı, nerelere gidip geldiği, kimlerle konuştuğu konu dışıdır. Ancak edebiyat magazinin konusu olabilir.
Ezcümle: Füruzan’ın bu novellasını (uzunöyküsünü, öyküsünü, romansını, kısa romanını, her ne ise onu) okuyunuz derim. Güçlü bir yazarın, çok katmanlı, çok boyutlu bir “şeyi” nasıl ustaca hikaye ettiğine tanıklık edeceksiniz.
Novella ne mi anlatıyor? Konusu ne mi? Özetleyebilir miyim? HAYIR!
Söz, Erdal Öz’ün sorusuna verdiği yanıtla Füruzan’ın: “Gül Mevsimidir’i özetlemek, dediğiniz gibi elbette güç. Pek çok sanat yapıtı gibi. Sayıların buyurganlığı ve her şeye evet denilen bir zamanın insanlarıyız biz. Ve neyse ki sanatı özetlemek bunların hep dışındadır. Ancak sanat, olaydan çok, olayın etkileyip değiştirdiği insanı gösterebilir.”
Hamiş: Okurken, bitirdikten sonra sözlerini şöyle deforme ettiğim türkünün sözleri dolaştı benim içimde: 
Gül kuruttum gül kuruttum
Yâri mazimde uyuttum
• • •
Ufuk Akbal’ın Sağcılık Şiirleri’ni bulup okuyamadım, geç kaldım, baskısı tükenmiş. Yeni kitabı çıkmış bu arada, onu bulup okuyabildim: Ormanları Hayvanlardan
Bebeğin doğuşundaki yalınlık vaad ediliyor rakuna
Fek’at sanatça fek’at güzelce
Feda edemezsiniz ceylanları, kaplumbağaları düşününce
Minik benekli ve bıyıklı hayvanatı
Sen yaralanırsın, onlar da
Sen yaralısındır, onlar da
Kitabın yayıncısı Dünyadan Çıkış Yayınlarına not ya da geç kalınmış temenni: Punto keşke biraz daha büyük olsaymış.
A. Barış Ağır da uzun süredir okumak istediğim bir şairdi. Ancak fırsat bulabildim. Yeniden Dünya adlı dördüncü kitabı Heyamola Yayınlarından çıkmış:
evlerimizi
ve bahçe çitlerimizi düşledik
gece partilerinde esrar kokan ağızlarımızla
prag’ın karlı köprüleri altında
hiç olmamış sandığımız sevişmeleri
bilardo, tavuk kroket, şampanyalar
uyumadık hiç çıkmadık sığınaklarımızdan
ağzımızdan çıkan dumanlar gibi
hepimiz herkesin
candan geçmiş ateşleriydik
düşündük bütün bunları yazlar gelip geçerken
yakılan kütüphaneleri
ve donmuş nehirlerde
kızakların takır tukur seslerini işittik
yaz gelip geçti binlerce kez
binlerce kez bir savaş alanı gibi
dünya kamp ateşleri ve kulelerle çevrili iken
Şu notumuzu da sarkıtalım buraya: Büyük yayınevlerinden çıkanlar müstesna, şiir kitaplarını kitapçılarda bulmak çok zor. Mecburen internet kitapçılarına müracaat ediyoruz. Öykü kitaplarında da durum pek farklı değil aslında. Keşke böyle olmasaydı. Bugün, şiir ve (kısmen) öykü okurluğu inatçı bir bilinç ve sabırlı bir heves gerektiriyor. Böyle.
musica
Yasak Helva yeni şarkı yayınlamış: Gardrop Fuat. Dinlemek için buradan yakınız.

Onur Çalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …