Ana içeriğe atla

İlk Göz Ağrısı (27) : Deniz Poyraz ve “Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler”


Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı 




Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
İnsan okuyarak geçirdiği zaman içinde iyi kitapların, güzel metinlerin peşinden gitmeyi öğreniyor. Uzun süreli okumalar ve etkilenimler de insanda yazmaya dair birtakım duygular, hevesler uyandırıyor. Velhasıl, yıllar içinde bir öykü toplamı oluştu elimde.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Doğrusunu söylemek gerekirse, öyküden ziyade roman okuyordum eskiden. "Birgün bir şey yazarsam, bu roman türünde olur," diye düşünüyordum. Fakat o zamanlar iyi öykü ile tanışmamıştım. Şansıma, öykü namına elime aldığım ne varsa ya birkaç sayfalık içdökümler, ya buhranlı melankolik şeyler ya da laf oyunlarından mütevellit yazılardı o dönem.

Öykünün bambaşka bir olgunluk seviyesi gerektiren, romandan daha rafine daha özlü bir tür olduğunu çok sonra keşfettim. Refik Halid, Vüs'at O. Bener, Orhan Kemal, Tahsin Yücel, Necati Tosuner, Haldun Taner, Nezihe Meriç, Yusuf Atılgan, Adnan Özyalçıner, Oğuz Atay ve burada uzun uzadıya sayamayacağım birçok yazar yetişti imdadıma da tuttular elimden. Şimdi başarısı en büyük edebiyat ödülleriyle tasdik edilmiş bir romanı okurken bile sıkıldığımı, bazı paragrafları hızlı hızlı geçtiğimi görüyorum. Oysa iyi bir öyküden sıkılma şansınız yoktur.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
Her yayınevinin kendine özgü bir yayın politikası var muhakkak. Dosyanız hazır olduğunda, onu, yazdıklarınızın dokusuyla uyuşan bir yayınevine emanet etmeniz faydanıza oluyor. İletişim Yayınları doğru bir adres gibi geldi, hem bahsettiğim mesele sebebiyle hem de yeni yazarlara kapılarının açık olduğunu bildiğimden... Yayınevinden cevap beklemek, sonrasında dosya üzerine çalışmak, nihayet bir program dahilinde matbaaya gitmesi ve raflarda yerini alması sahiden de sabır istiyor. Bu süreç her yayınevinde böyledir herhalde.  Ayrıca sabretme hâlinin ve bekleme aşamasının yazarı olgunlaştıran, yaptığı şey üstüne düşünme imkânı veren önemli ve gerekli bir işlevi var bence.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)
Tabii. Sevgili Levent Cantek ile çalıştık. Kendisi öykülerimdeki aksak, eksik yönleri çarçabuk tespit ve işaret eden çok birikimli, tecrübeli bir editör. Bu zorlu yolda benimle yürümesi, bana rehberlik etmesi ve asla farkına varamayacağım birtakım kör noktalara deyim yerinde ise "ışık tutması" benim adıma çok önemliydi. Söylediklerinin kıymetini kitap çıktıktan sonra daha da iyi anladım.
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
İlk defa bir eseriniz yayımlanıyor; kimsenin tanımadığı, adını kimselerin duymadığı bir yazarsınız. Ben tüm bunların bilinciyle beklentimi hep asgari düzeyde tutmaya gayret gösterdim. Belki de bu sebeple, bu kadar geri dönüş almayı beklemiyordum... Vesileyle, kıymetli vaktini ayıran, gözlerini yoran herkese teşekkür etmek isterim.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Evet. Bu konuda oldukça titiz davranan, gayet kurumsal bir yayıneviyle çalışıyorum.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Benim yazarlığımla ilgili her şey el yordamıyla, kendi doğallığı içerisinde adım adım gelişti. Dergilerde hemen hiç kurgusal metin yayımlatmadım. Ama bu güzel benzetmeyi cevapsız bırakmak da istemem: Benim mutfağım -Türkçeye olağanüstü hâkimiyetiyle- Seda Ateş, salonum da -kritik okuma önerileriyle, omzumdan esirgemediği dost/abi eliyle- Mahir Ünsal Eriş'ti. Onlardan çok şey öğrendim. Haklarını ödeyemem...
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
En yakın arkadaşlarım, akrabalarım, kaç yıllık komşularım kitap raflara çıkmadan bir hafta kadar önce haberdar oldular meseleden. Bu gizlilik özenle yarattığım, üstümde bir baskı oluşmaması adına devamlı korumaya çalıştığım bir şeydi. Soru'na dönecek olursam, dokunulmazlık zırhının aksine, özgürlüğüm elimden alınmış gibi hissediyorum artık. Ortaya iyi kötü bir şey koymuşsanız, bundan sonra daha iyisini yapmanız beklenecek. Zor tabii; ama doğal olan da bu sanırım.
Peki, bundan sonra?
Şu sıra tamamen Beşiktaş'ın şampiyonluğuna odaklanmış vaziyetteyim Onur Abi. Yeni bir şeye başlamak için de ilk kitabın üstüme sinen havasının dağılmasını bekliyorum...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …