Ana içeriğe atla

İlk Göz Ağrısı (29) : Hatice Günday Şahman ve “Kırmızı Etek”


Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı


Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Çok klasik olacak ama, çocukluğumda başlayan okuma tutkusu, belli bir aşamadan sonra yazma arzusuna dönüştü. Üniversitedeyken yazdığım gazete haberlerine, hocam Nevzat Dağlı’nın, “Senin kalemin gazeteciliğe değil, edebiyata daha yatkın, roman ya da öykü yaz,” demesi her zaman aklımın bir köşesindeydi, yazabileceğimi,  yazacağımı biliyordum. Üniversitede yazmaya ve okumaya ilişkin, başta Emin Özdemir olmak üzere çok yetkin hocalarımdan edindiğim bir bilgi birikimi zaten vardı. Ama bütünüyle yazmaya, okumaya odaklanabileceğim geniş zamanlar bekledim. O zaman gelince de teknik anlamda yardımcı, yol gösterici olabileceğini düşündüğüm yazma atölyelerine katıldım. Atölyelerin bana sağladığı en büyük fayda çalışmalarıma ivme kazandırması oldu. Çalışkan bir öğrenciydim :) Ve böylece peş peşe yazılmaya başladı öyküler.  
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Yazarken herkesin bir meselesi var. Zihnimde, yüreğimde yıllardır biriktirdiklerim, paylaşmak istediklerim, tanık olduğum yaşam kesitleri öykü formuna daha uygundu. Bunları roman kurgusu içerisinde veremezdim, romanda olması gereken bütünlük unsuru beni sınırlandırabilirdi. Öykü kalemime özgürlük sağladı. Son yıllarda özellikle öyküyle iç içe olunca da kendiliğinden oluşan bir sonuç da diyebilirim.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
İlk kitaplar için, siz de bilirsiniz, efsaneler dolaşır. Büyük yayınevlerinde cevap verilmeden aylarca bekletilen dosyalar, şu an çok ünlü yazarların dahi ilk kitaplarını kendi imkanlarıyla bastırması vb. Bunları düşünerek, ilk kitap için geç kalmış olduğumu da bilerek büyük büyük yayınevlerine göndermedim dosyamı. Ankara merkezli bir yayınevine gönderdim. Şimdi şöyle bir şey var, o yayınevinden çıkmış öykü kitaplarına baktım, benim dosyamın da kabul edilebileceğini düşündüm ki aldığım duyumlara göre (resmi bildirim olmadı) basılacaktı, ama olmadı. Bu arada adet yerini bulsun diye sadece bir de büyük bir yayınevine gönderdim. Onlar da adettendir diye makul bir bekletmeden sonra kabul etmediler. Sonra bir diğer Ankara yayınevine gönderdim. Makul bir beklemeden sonra, oradan da olumsuz cevap geldi. Burada benim takıldığım nokta dosyanın kabul edilip edilmemesi değil. Bakın hiçbir yayınevini bir gerekçe göstermedi. Büyük ya da küçük her yayınevinin kendine ait yayın politikası var, yayınlamayabilirler ama naçizane bir iki cümle yazsalardı, o kadar emek verip okuyorlar, değil mi? Yani efsanelerden payıma düşen deneyimi ben de yaşadım. Üzücüydü, sıkıntılıydı ama pes etmedim. Bu arada dosyaya yeni öyküler de ekledim. Ayizi Yayınevi’nden beğendiğim bir yazarın kitabı çıkmıştı, biraz onu referans aldım. Ve dosyamı onlara gönderdim, beklediğimden çok daha kısa sürede olumlu dönüş yaptılar ve bundan sonrası çok hızlı gelişti. Ve ben şimdi kitabım iyi ki bu etiketle çıkmış diyorum. Doğru adres Ayizi’ymiş.  Butik bir yayınevi olmasına rağmen Ayizi kendine özgü bir çizgisi olan, feminist bir yayınevi.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)
Kitabın yayıma hazırlama sürecinde Neslihan Cangöz’den editörlük desteği aldım, çok yerinde bir takım önerilerde bulundu. Editörümden tabi ki razıyım, umarım o da aynı düşüncededir. Ama bunun dışında destek noktasında belirtmek istediklerim de var. Öyküler henüz taslak aşamasındayken, sağ olsunlar eleştiri ve önerilerini esirgemeyen yazar dostlarım oldu. Bir de benim de dahil olduğum bir okuma grubunda, (daha dergilerde bile yayınlanmadan) paylaştığım öykülerim oldu. Oradaki arkadaşların okur olarak yorumları da benim için çok kıymetlidir. Örneğin Kırmızı Etek isimli öykümü grupta okuduğumuzda, farklı yaş gruplarındaki kadınlardan (ki yaşı yetmişin üzerinde olanlar, daha gelenekçi yaşam anlayışına sahip olanlar da var) aldığım tepkiler hep dayanak noktası oldu. Çünkü sonraları bu öyküye ilişkin gelen müstehcenlik imalarına rağmen, Kırmızı Etek o kadınlar sayesinde kitaba girdi ve kitaba adını verdi. Ve diğer öyküleri yazarken de oto-sansürle kendimi sınırlamadım.
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
Olağanüstü değişimler olmadı yaşamımda, bu yönde bir beklentim de yoktu. Ama çok mutlu eden olaylar oldu. Özellikle hiç tanımadığım okurlardan gelen geri dönüşler beni çok heyecanlandırdı. Hiç tanımadığınız birisi kitapla, öykülerle ilgili bir şeyler yazıyor, (hatta bu kişilerle daha sonra tanıştık), ya da kitap fuarında yine tanımadığınız birisi geliyor ve sizi soruyor. Kitabımı bir kitapevinin ya da kütüphanenin raflarında, o çok sevdiğiniz kitapların arasında görmek. Bunlar çok kıymetli, çok özel duygular.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Ayizi Yayınevi bu konuda sanırım oldukça titiz, kitabın yayımlanmasından hemen sonra aldım telif ücretini.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Atölye süreciyle birlikte yazmaya başladıktan kitabın yayımlanması arasında yaklaşık üç yıllık bir mutfak süreci oldu. Öykülerim Dünyanın Öyküsü, Lacivert, Deliler Teknesi, Ekin-Sanat, Karahindiba, Edebiyatist ve internet üzerinden yayın yapan dergilerde ve dört ayrı seçkide yayınlandı. Kırmızı Etek dergide yayımlanan ilk öykümdür, hoş bir rastlantı. İlk kez bir dergide öykümü görmek, kitabımı elime aldığım andaki kadar heyecan vericiydi. Bu aynı zamanda sizi yeni öyküler yazmaya da teşvik ediyor, cesaret veriyor, güven kazandırıyor. Edebiyat dergilerini olanaklarım ölçüsünde takip etmeye çalışıyorum, çok besliyor beni. Bilirsiniz, mutfakta ne kadar zaman harcarsanız, yaptıklarınız o oranda lezzetli olur. Üstelik en içten, en sıcak sohbetler de mutfakta olur. Yani dergilere öykü göndermeye devam.
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
Kitap yayınlandıktan sonra yakın çevrede özellikle annemin tepkisi benim için büyük kazanım oldu. Artık “Oku, oku ne olacak?” demiyor :) Ama kitap söylediğiniz anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı sağlamadı, yani böyle bir şeye zaten ihtiyacım yoktu. Eşim de oğlum da yazmayı ve okumayı ne denli sevdiğimi ve önemsediğimi biliyorlardı. Destek oldular ve oluyorlar. Ek olarak şunu söyleyebilirim: Kitabı “Can’lara” ithaf etmem, oğlum Can’ı ayrıca mutlu etti.  Arkadaşları arasında havası oldu yani.
Peki, bundan sonra?
Bundan sonra da bugüne kadar olduğu gibi okumaya ve yazmaya devam. Fakat şöyle bir durum var, yazacağım yeni öyküler ilk kitaptakilerden daha iyi olmalı, çıta biraz daha yükseldi. İlk kitabın beğenilmiş olması, size aynı zamanda bir sorumluluk ve zorunluluk yüklüyor. Yerli ve yabancı bizden önce yazılmış o kadar iyi eser varken, yeni ve nitelikli bir şeyler üretmek zaten zor. Yazacağım diyorsan, insanların senin kitabını almalarına, okumalarına mutlaka değecek nitelikle yazman gerekir diye düşünüyorum ve bu yönde emek veriyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …