Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dünlük 90: “20 Dolar 20 Kilo”

11.Temmuz.18 Okurluğuna güvendiğim, hele polisiye edebiyatı konusundaki okuma süratine, çeşitliliğine ve birikimine şapka çıkardığım bir arkadaşımın (bloğu için bknz: Kitapçı Sema) tavsiyesiyle okudum Eskiden, Çok Eskiden’i. Kitaba geçmeden önce yazara bakalım biraz. Petros Markaris’in biyografisi beni eski bir dostu görmüşçesine sevindirdi doğrusu: Theo Angelopoulos’un başka filmlerinin yanısıra Sonsuzluk ve Bir Gün’ün senaristlerinden biriymiş Petros Markaris. Bütün biyografisini sayıp dökecek değiliz burada. Bir can yakıcı noktayı daha yazalım, yetsin: Petros abi, 1937’de Heybeliada’da doğmuş. Biyografilerde “1964 yılında Yunanistan’a yerleşinceye kadar Heybeliada’da yaşadı” deniliyor. Söz konusu “yerleşme” öyle keyfi olmasa gerek. Çünkü 1964 yılı bu ülkenin kara yıllarından birine işaret ediyor; hoş, “kara” olmayan bir yılı, hatta bir günü var mı bu ülkenin?
16 Mart 1964 tarihinde çıkarılan kararname ile hayatlarında Yunanistan’ı görmemiş olan Yunan tabiiyetindeki İstanbullu Rumlar s…

İlk Göz Ağrısı (36) : Fatma Nuran Avcı ve “Son Cevizlik”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı




Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Keşke her şey çok kolay oldu, diyebilsey…

Mavi Tarlalardan Yürüyünüz

İrlandalı yazar Claire Keegan'ın öykü kitabı Mavi Tarlalardan Yürü, çağdaş öykünün başarılı örneklerini Türkçeye kazandırarak bizi yeni öykücülerle tanıştıran Yüz Kitap tarafından, Duygu Şahin çevirisiyle yayımlandı. Duygu Topçu’ya ait olan kitabın etkileyici kapak illüstrasyonu, edebiyat açısından da son derece verimli olan uçsuz bucaksız yemyeşil İrlanda topraklarını simgeliyor sanki. James Joyce, Oscar Wilde, Samuel Becket, William Butler Yeats, Bernard Shaw bir çırpıda aklımıza gelen İrlandalı edebiyatçılardan. Kimi zaman İngiliz edebiyatına dahil edilseler de aslında İrlanda kökenli olan bu yazarlar zincirine 1968 doğumlu Claire Keegan’ı da ekleyebiliriz. Çağdaş İrlanda edebiyatının sıkı öykücülerinden biri olan Keegan, İrlanda’da bir çiftlikte büyümüş. Bu çocukluk yıllarının yazarın üzerinde güçlü bir etkisi olmalı ki yazarın hazine sandığında hayvan yetiştiren, doğayla cebelleşen çiftçiler, çiftliklerde yaşayan kadınlar ve çocuklar var.

Yazar öykülerinde İrlanda kırsalında d…

Tütün İçmenin Yararları

1. Mazhar Osman’ın tespitleri yanlış: Tütün yalnızca başlangıçta uyarıcı değildir, sonra da bu özelliğini korur. Zehirlenme olasılığı vardır elbette, sütten ya da hazır yiyeceklerden zehirlenme olasılığından fazla değildir bu. 2. Tütün alışkanlık yaratır. Bazı şeylere alışmak, bana kalırsa, iyi değildir: Kafa sallamaya, alttan almaya, susmaya, duruma, durumlara. Bazı şeylere alışmak iyidir: İnsan gibi yaşamaya, onurunu korumaya, kendi sınırlarını aramaya. Tütün yararlı bir alışkanlıktır. 3. Çünkü, uyarıcı niteliğini koruması, gövdemizde bir narkotik denge oluşmasını sağlar. Bu, mahmurluğu, şapşallaşmayı, gereksiz heyecanı önler; yaratıcı gücümüze kıvam getirir.
4. Fiziksel yararları vardır: Sindirimi kolaylaştırır; kritik anlarda kan basıncını denetler; uyumayı ve uyanmayı, hem uyardığı hem de uyuşturduğu için kolaylaştırır; yalnız insanlara, daha da yalnız kaldıkları durumlarda eşlik eder. 5. Estetik yararları vardır: Dumanı, külü, parmaklara sinen kokusu güzeldir. (Dumanından, külünden,…

Dünlük 89: “Yol alıyorduk dar saatlerinde zamanın”

29.Haziran.18 İş çıkışı Kızılay’da arkadaşlarımla buluşacaktım. Turhan Kitabevini döndüm, eski İmge’yi soluma, eski Dost’u sağıma alarak arkadaşlarıma doğru ilerliyordum ki karşıdan gelen pandomim sanatçısını gördüm. Ağzında sigara, belli ki performans yapacağı yere (muhtemelen Sakarya’daki heykelin oraya) yollanmıştı. Kıyafet o biçim tabii. Sonra, hemen arkamdan yürüyenlerin şu diyaloğuna kulak misafiri oldum: Er kişi: Bu tip ne la böyle? (Pandomim sanatçısını kastediyor) Hatun kişi: Hee, o mu, o şey ya böyle heykel gibi duruyo, hiç kıpırdamıyo. Para atınca oynuyo. Ah ki ah! Akıl tasıma hemen Kafka’nın Bir Açlık Sanatçısı (ya da Kâmuran Şipal’in çevirisiyle: Bir Açlık Şampiyonu) düştü. Bir daha okudum. Zaman pandomimin, açlık sanatçılarının değil leoparların, aslanların, kaplanların zamanı artık. • • • İki gözüm Salâh Bey (sen de Salâh Birsel’den başka bir şey bilmiyorsun oğlum Onur), Yapıştırma Bıyık’ta şunu fıslar: “Biçem, yani üslup yoksa, deneme de yoktur.” Üslup yoksa deneme yoktur! Sa…

Dünlük 88: “artık kim olsa kırar beni”

21.Haziran.18 Bir öykümü ararken, eski dosyalarından içinde rastladım bu kapağa. 2014 yılı Ocak ayında yayımlanan Geçen Sene Doğanlar için ilk bu resmi düşünmüşüz demek. Bu resim de, tıpkı sonradan kitap kapağı yaptığımız resim gibi Gürcü ressam Lado Tevdoradze’ye ait. Lado abiyle iletişim kurmamız da ayrı bir hikaye. Onun İngilizcesi yok, ben Gürcüce bilmem. Sağ olsun, öykücü dostum Kerem Işık yardımcı olmuştu da çevirmen aracılığıyla izni koparabilmiştik. Sonra, bir “proce” fikri geldi aklıma. Düşünülüp vazgeçilen, değiştirilen kitap isimlerinden, kapaklarından güzel bir sergi, bir çalışma yapılamaz mı? İsimleri bile hazır: Vazgeçilen Kitap İsimleri ve Vazgeçilen Kitap Kapakları Tabii bu kitap ismi konusu akıl tasıma düşünce, en bilinen örneklerden biridir, Sait Faik’in Havada Bulut kitabı için ilk düşündüğü isim geldi aklıma: Kovada Bulut. Nerede okuduğumu, kimin yazdığını hatırlamıyorum ama olaylar şöyle gelişir: Sait Faik dosyasını koltuğunun altına sıkıştırıp Yaşar Nabi’ye gider. …

Tolstoy ve Dostoyevski Tanışıyorlar Mıydı?

Dünya Kupası nedeniyle milyonlarca insanın gözünün Rusya’da olduğu şu günlerde ben de sözü Rusya’ya getirmek istiyorum. Ama futboldan ya da Dünya Kupası’ndan değil de biraz edebiyattan bahsedeceğim. Aslında daha doğrusu edebiyatın magazin kısmından.
Rus edebiyatından ziyade, yarattıkları değerlerle dünya edebiyatının en büyük yazarları arasına girmiş iki isim var. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ve Lev Nikolayeviç Tolstoy. Bu iki muhteşem yazarın etrafında okurların Dostoyevski’ciler ve Tolstoy’cular olmak üzere ikiye ayrıldıklarını, takım tutarcasına saflaştıklarını biliyoruz. Teşbihim kabahat sayılmazsa, lafı futbolla açtığım için söylüyorum, Ronaldo’cular ve Messi’ciler gibi. İnsan, ister istemez birine daha yakın hissediyor kendini.
Tanrı’nın bu çağda Rusya’ya edebiyat konusunda biraz cömert davrandığını da kabul etmek gerek. Tolstoy ve Dostoyevski’nin aynı çağda yaşamış olması bir yana, bugün Rus edebiyatı dediğimizde aklımıza gelen Çehov, Turgenyev, Gonçarov, Gogol, Puşkin, Lermonto…

İki Kardeş

Bir zamanlar iki oğlu olan bir adam vardı. Oğullarından biri yakışıklı ve güçlü, öbürü de ufak tefek ve sakattı. Bu nedenle yaşça büyük olanı sakat kardeşini hor görürdü. Buna dayanamayan kardeşi sonunda kocaman dünyanın çok çok uzak yerlerine gitmeye karar verdi, ama evinden henüz birkaç adım uzaklaşınca karşısına bir arabacı çıktı. Küçük çocuk arabacıya nereye gittiğini sorunca, arabacı, cücelerin hazinelerini Camtepesi adında bir yere götürmesi gerektiğini söyledi. Bu işin karşılığında ne alacağını sorunca da birkaç tane elmas diye yanıtladı. Bunun üzerine küçük, cücelere gitmek istedi ve arabacıya cücelerin onu aralarına alıp almayacağını sordu. Arabacı bunu bilemeyeceğini söyledi, ama küçüğün arabasına binmesine izin verdi. Camtepesi’ne vardıklarında, cücelerin gözcüsü arabacıya hizmetinin karşılığını bol bol ödedikten sonra onu yolladı. O sırada küçüğü fark etti ve ona ne istediğini sordu, küçük de ona olanı biteni anlattı. Bunun üzerine cüce kendisini izlemesini söyledi. Cücele…