Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yüz Kitap'tan Yeni Kitap : "Tabiata Giden Bütün Yollar"

Bilimin ölçülebilir gerçekleri ile kalbin ölçüye gelmez mıntıkalarının kesiştiği öyküler... “1945 sonrası dünya edebiyatının daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş minör klasiklerini ve klasik olmaya aday eserleri iyi çeviri, titiz bir editoryal çalışma ve özenli tasarımlarla yayımlamayı” hedefleyen Yüz Kitap’ın 14. kitabı Tabiata Giden Bütün Yollar, Figen Bingül’ün İngilizce aslından çevirisiyle ve Betül Kadıoğlu’nun editörlüğünde yayımlandı. Yayınevinin tanıtım bülteninden aktarıyoruz: Andrea Barrett, National Book Award’u kazanan bu öykü kitabında, bilim insanlarının aşklarını, hırslarını ve tabiatı anlama çabalarında uğradıkları hayal kırıklıklarını anlatıyor. Gregor Mendel’in bezelyelerle yaptığı kalıtım deneylerinin hüzünlü öyküsü, yıllar sonra bir genç kadının ruhunu ve hayatını şekillendiriyor. Bilimsel merak ile para kazanma hırsı arasında bocalayan bir genç adam, Darwin’in ve Wallace’ın seyahatlerinin izinden giderek kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Canlı türlerini adlandırmak ve sı…

"Bağzı Kitaplar Kardeştir"

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) ve Çankaya Belediyesi işbirliği ile 35 Yayınevi Ankara’da, 29 Eylül ila 5 Ekim 2018 tarihlerinde okurlarla buluşuyor… Çankaya Belediyesi ve TAKSAV (Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf) işbirliğiyle düzenlenen 1. Çankaya Kitap Buluşması 29 Eylül – 5 Ekim tarihleri arasında Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 35 yayınevinin katılımıyla gerçekleşecek. Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, BirGün gazetesine verdiği söyleşide, “Bağzı Kitaplar Kardeştir” olarak belirlenen kitap fuarının konseptini şöyle açıklamış: Hepimiz kardeşiz diye bir söz var. İyi niyetli bir söz. Ama bu “hepimiz”in içine, insanları sömürenler, kandıranlar da giriyor mu diye düşünmek gerek. İşkenceciler veya katiller, tecavüzcüler de bu “hepimiz”in içinde mi? Bu söz “tüm kitaplar kardeştir” diye de anılır oldu. Niyet iyi. Ama örneğin Hitler’in ‘Kavgam’ı da bir kitap. Korkunç şeyler yazan kitaplar var. Biz bu nedenle “Gezice” bir slogan kullanmak istedik.…

Öykülem'in 13. Sayısı Raflarda

Mevsimlik öykü dergisi Öykülem’in 13. Sayısı (yaz 2018) raflarda…
Derginin mutat kadrosu ve içeriği haricinde, değerlendirme-eleştiri yazıları ve yeni öyküler de okuyucuyla buluşuyor. Bu sayının öykücüleri ve öyküleri şöyle...
Dergiyi temin edebileceğiniz satış noktaları: İstanbul Kadıköy, İstiklal ve Beşiktaş Mephisto Ankara Dost Kitabevi İzmir Yakın Kitabevi Konya Gençlik Kitabevi Eskişehir Adımlar Kitabevi İzmit Fırat Kitabevi Gaziantep Don Kişot Kitabevi Düzce Mekân Kafe Mersin Sokak Kitap Direkt Teminoykulemdergi@gmail.com

Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün Sahibi Adalet Ağaoğlu

Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için, 2008 yılından beri ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, bu yıl Adalet Ağaoğlu'na verildi. Başkanlığını Handan İnci’nin üstlendiği, Asuman Kafaoğlu Büke, Oğuz Demiralp, Sibel Irzık, Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş ve Faruk Duman’dan oluşan seçici kurul, 2018 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün Adalet Ağaoğlu’na verilmesini kararlaştırdı. Seçici Kurulun ödül gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: "16 Eylül Pazar günü toplanan Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu, çağdaş edebiyatımızın temel taşlarından Adalet Ağaoğlu’nu edebiyatımıza sağladığı tüm katkılardan dolayı bu yılki ödüle layık görmüştür. Adalet Ağaoğlu, arka planlarında Türkiye’nin sosyal, siyasi, kültürel yapılarını işlediği romanlarını, yenilikçi anlatım teknikleriyle kaleme almış, günlükleri, öyküleri, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızın doruklarından biri olmuştur." Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yı…

Dünlük 97: “Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra”

06.Eylül.18 Bugün Cumhuriyet Kitap Eki’ni elime alınca, ilk işim her zamanki gibi Semih Poroy’un Feklavye’sine bakmak oldu. Yoktu. Kağıt sıkıntısından dolayıdır, herhalde sadece bu sayılık bir yokluktur diye düşündüm ama kara haberi görmem için meğer Turhan Günay’ın yazısına bakmam gerekiyormuş. Üzüldüm doğrusu, çok keyif alarak okuduğum karikatürler oluyordu Feklavye’de. Okur-yazarların dünyasına dair, içeriden vedelici kahkahalar attırıyordu Semih Poroy.
• • •  Sel Yayınları, Salâh Birsel’in “1001 Gece Denemeleri” serisindeki kitaplarını da basıyor yavaş yavaş. İki günlüğünü bile bastılar. Nedir, Bir Zavallı Sarı At’ı bir de Sel’in yeni baskısından okuyayım deyince, daha kitaba adını veren ilk denemede canım sıkıldı. Ciddi dizgi hataları var, tekrar eden cümleler, açılan tırnakların kapatılmaması... Karşılaştırdım, eski baskısında (Dünya Kitapları Yayınları) aynı hatalar yok.
Zaten bizim edebiyatımızda (Türk edebiyatı mı dersiniz, Türkçe edebiyat mı, orası size kalmış) yazardan yana eks…

Kutsal Ailenin Ölümü

Mitosun en janti tariflerinden birini, “dünyanın vicdanı” Eduardo Galeano Kucaklaşmanın Kitabı’nda yapar: “Paysandu evlerinin ocakları başında Mellado Iturria, dünyada olup bitenleri anlatıyor. Bir zamanlar olmuş bitmiş şeylerdi bunlar ya da neredeyse olmuş ya da hiç olmamış; ama bunların özellikleri şudur ki her anlatılışlarında yeniden olurlar.”
Bingo! Olmuş bitmiş şeyler ya da neredeyse olmuş ya da hiç olmamış. “Gerçekten” olup olmadıkları, yaşanıp yaşanmadıklarının pek önemi yoktur aslında. Mit, bir dildir. Kutsalın dilidir. Ve bu dil, insan var oldukça farklı formlarda da olsa üretilip durur.
Biz bu yazıda, birçok farklı mitos türü (yaradılış, kült, ölü gömme ve sair) arasından kurban etme mitosuna el atacağız. Öncelikle Olimpos Dağına tırmanıp ineceğiz. Truva Savaşını bilirsiniz. Kral Agamemnon’un biraderi Menelaos'un karısı Helen’in Truva’ya kaçırılması (ya da Truva Prensi Paris’le kaçması) ile başlar bütün hikaye. Başbuğ Agamemnon orduları toplar, tayfayı gemileri ayarlar, y…

Dünlük 96: “Bu dünyada sevmeyen ya deli ya divâne”

02.Eylül.18 Teos Antik Kentini gördünüz mü? Muhteşem bir yer. Devam eden kazı çalışmalarıyla, herhalde, daha da ortaya çıkacaktır eski şehir. Teos Antik Kenti’ndeki “bilgilendirme odasında” oynatılan videoyu da izledim. Güzel hazırlanmış, Teos’un tarihini ve önemini özlüce anlatan bir kısa film olmuş ve fakat “küçük” bir sorun var: 1960’lı yıllarda bölgede kazı çalışmaları yürüten bilim insanı Baki Öğün’ün adı soyadı, videonun İngilizce altyazısında “Baki Meal” olarak geçiyor. Özel isimleri çevirmek gerekmiyor, bırakınız olduğu gibi kalsın. Bu arada, mikro milliyetçilik gibi algılanmasın ama Teos’un da bir süre bağlı olduğu Bergama (Pergamon) Krallığı’nın kalıntılarını gezmenizi öneririm. Pergamon çok daha iyi korunmuş, büyük ve önemli bir antik kent.
Gitmişken eski arastayı, orada beklemekten yontulmuş esnafı da görün. Durmayın, kentteki parşömen ustalarını bulup antik çağın bu mucizevi kağıdı hakkında bilgilenmeyi de ihmal etmeyin. Derim. Yine burada, Parşömen Sanal Fanzin’de yayımlanan …

İlk Göz Ağrısı (37) : Onur Cansız ve “Düşüş Öyküleri”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı
Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Bu uzunca süreçten kısaca bahsedeyim. Y…

Dünlük 95: “Hissetmek – ne renktir acaba?”

11.Ağustos.18 Aleksey German’ın yönettiği ve senaryosunu Yulia Tupikina ile birlikte yazdığı Dovlatov (2018) adlı film, Rus yazar Sergey Dovlatov’un yaşamından altı günlük bir kesit sunuyor. 1971 yılındayızdır, Kasım ayının hemen başında. Sergey abimiz (30 yaşındadır bu sırada), yazdıklarını yayımlatmakta zorlanıyordur çünkü Yazarlar Birliği’ne üye olamıyordur. Yazarlar Birliğine üye olamıyordur çünkü resmi kurumların güdümündeki edebiyat dergilerinde bir şey yayımlatamıyordur. Fabrika gazetelerinde onu edebi açıdan hiç tatmin etmeyen yazılar yazıyor, annesiyle bir kolektif evde kalıyor, boşandığı karısıyla ve kızıyla ilişkileri de doğrusu pek iyi gitmiyordur.
Sergey Dovlatov’dan çok önce Mihail Bulgakov da Sovyet iktidarının baskısını görmüş yazarlardandı. O da yazdıklarını yayımlatamadı, umutsuzluğa kapıldı, yazdıklarını yaktı, tekrar yazdı... Nedir, harikulade eseri Üstat ile Margarita’da onu kapana kıstıran Sovyet bürokrasisiyle dalgasını da geçti inceden. Sözgelimi, Behemot ve Korov…