Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dünlük 105: “kaçma cesareti, yaratma neşesi, hayat kurtarma gücü”

14.Kasım.18 Kimdi unuttum, “aynı filmlerden hoşlanmayanlar sevgili olamazlar” nevinden bir şey söylüyordu. Woody Allen mıydı? Yoksa Andy Warhol mu? (15 dakikalığına nur ol Andy!) Sevgililiği bilemem de aynı müzikleri dinle(ye)meyenlerin iyi dost olamayacaklarına kalıbımı basarım. Düşünsenize, açmışsınız on numara bir klarnet taksimi dinliyorsunuz, içinizden (ya da dışınızdan) nur ol hafız! diye ünlüyorsunuz, o sırada hiçbir zaman çok iyi dost olamayacağınız o arkadaşınız geliyor yanınıza, “bu ne ya böyle, iftar programı müziği gibi” diye bir şey yumurtluyor! Haydaa, ne işin var çayda! Şimdi, eğri oturalım doğru konuşalım, bu adamla ya da kadınla nasıl dost olabilirsiniz ki! • • • Hayal edin: Çalışma ortamınızda, ailenizde, okulunuzda biri var. Bu arkadaş, yazma uğraşına gönül ve emek veriyor olsun. Ve fakat ara ara (sıklıkla, durmadan, ya da boğmacasına) size kendi kitabından açıp duruyor. Söz gelimi, okuyun kitabımı deyip duruyor. Kısa bir süre sonra tekrarlıyor: Okusanıza kitabımı!Okudun…

“Evimizi ve ülkemizi kaybettik ama kitaplarımızı da kaybettik”

Berlin’in merkezi semti Mitte’de cuma akşamları bir ud sesi yankılanıyor. Bu ses, halk kütüphanesinin zemin katından geliyor. Orta Doğu’ya özgü bu telli çalgının çalındığı yer, Baynatna’nın kendisine yuva edindiği Berlin Şehir Kütüphanesinin bir odası. Baynatna,Arapça kitaplardan oluşan Berlin’deki ilk halk kütüphanesi.
Mısırlı bir çift Arapça romanlar, şiirler ve kurgu dışı kitaplarla dolu olan raflara göz atıyorlar. Genç Suriyeliler ve Filistinlilerden oluşan küçük bir grup alçak sesle kahve sohbeti yapıyorlar. Başkaları dizüstü bilgisayarlarında çalışıyorlar. Kütüphanenin kurucularından Muhannad Qaiconie “Burada herkese yer var” diyor. Arapça’da “aramızda” anlamına gelen Baynatna, tamamıyla gönüllüler tarafından işletiliyor. Sıklıkla müzik dinletileri ve şiir okumaları yapılıyor. Edebiyat ve tercüme tahsili yapmış olan Muhannad Qaiconie’nin Halep’te kendi kitaplığı varmış ama savaşın yakıp yıktığı şehrini 2013 yılında terk etmek zorunda kalınca kitaplarını da orada bırakmak zorunda ka…

Türkçede “Hayır” Deme Yolları

Yeni bir dilde dümen tutmak.
Bazı insanlar dil öğrenmeyi engelli koşu parkuru ya da hüsnü tabirle söylersek rüştünü ikinci kez ispat etmek olarak görürler. Nereden bakarsanız bakın, konu Türkçe olunca, İngilizce konuşanlar, bir Hint-Avrupa diline göre birazcık daha fazla zorlanırlar. Türkçe alfabede neden w harfi yok? Çok az Türkçe sözcük, bana bildiğim diğer dillerdeki karşılıklarını çağrıştırıyor; benzer bir örüntü izlenmiyor. Tekrar tekrar okuyorum, anlamlarını çıkarttığımı sanıyorum ve sonunda yalancı eşdeğer oldukları ortaya çıkıyor. Neden engel “obstacle” sözcüğünün, kalender “unconventional”ın (aynı zamanda bir erkek ismi de olabiliyor), tabak “dish” sözcüğünün karşılığı? Sigarayı neden içiyoruz (“drink”)? “Get off” için inmek demeyi kim akıl etti acaba? Bir gün “ı” harfinin üstüne nokta koymamayı öğrenebilecek miyim? Türkçede “to be” ya da “to have”in doğrudan bir karşılığı yok; ikisi de benim kulaklarımı tırmalayan yapılarla ifade ediliyor. Sondan eklemeli bir dil Türkçe; yani k…

Yüz Kitap’tan Yeni Kitap: “Kuytu”

İnsanın, ailenin ve toplumun kuytularında gezinen sürprizli öyküler... “1945 sonrası dünya edebiyatının daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş minör klasiklerini ve klasik olmaya aday eserleri iyi çeviri, titiz bir editoryal çalışma ve özenli tasarımlarla yayımlamayı” hedefleyen Yüz Kitap’ın 15. kitabı Kuytu, Yasemin Akbaş’ın İngilizce aslından çevirisi ve Onur Öztürk’ün editörlüğünde yayımlandı. Yayınevinin tanıtım bülteninden aktarıyoruz: İnsanın, ailenin ve toplumun kuytularında gezinen sürprizli öyküler... Galli yazar Carys Davies, Frank O’Connor Öykü Ödülü’nü kazanan eseriyle ilk kez Türkçede! Kahramanlarının karanlıkta kalmış yanlarını bütünüyle aydınlatmadan, söylenmemiş sözler bırakarak anlatan Davies’in öyküleri, karlar altındaki Sibirya’dan Avustralya kırsalına, Viktorya dönemi Britanya’sından günümüz ABD’sine dek, zaman ve mekan bakımından hayli geniş bir uzamda geçiyor. Hayırsever bir kadın, idama mahkum bir hükümlüyü ziyaret ediyor. Dulların yaşadığı bir kıyı kasabasına bir balık…

Herkesin Başladığı ama Kimsenin Bitirmediği Kitaplar

Tsundoku aldığınız yeni kitapları, okunmamış kitaplarınızdan oluşan yığına eklemek anlamındaki Japonca bir sözcük. 1. Madde 22, Joseph Heller 2. Yüzüklerin Efendisi, J.R.R. Tolkien 3. Ulysses, James Joyce 4. Moby Dick, Herman Melville 5. Atlas Silkindi, Ayn Rand Okun(may)an kitapların sürekli değişmesi, “en fazla okunmayan” ya da “en az bitirilen” kitapları kesin olarak tespit etmeyi imkansız hale getiriyor. Ancak bu değişken durumun zaman zaman fotoğrafını çekebiliriz. Örneğin, yukarıdaki liste, 2013 yılı Temmuz ayında Goodreads üyeleri tarafından “En Çok Yarım Bırakılan Klasikler” olarak belirlenen ilk beş kitap. Aşağıdaki listede ise yine aynı üyelerin “En Çok Yarım Bırakılan” olarak seçtikleri kitaplar bulunuyor: 1. Boş Koltuk, J.K. Rowling 2. Grinin Elli Tonu, E.L. James 3. Ye, Dua Et, Sev, Elizabeth Gilbert 4. Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson 5. Lanetli: Batının Kötü Cadısı, Gregory Maguire Matematik profesörü Jordan Ellenberg, kitapların okunmama oranlarını hesaplamak için Hawking Endeksi…

Hasan Fehmi Nemli ile Söyleşi: “Çeviri kültürden kültüre yapılır”

Edebiyat dünyamızda yazarlar kadar, bir dili diğerine aktaran çevirmenlerin özverili çalışmaları ve ince işçilikleri sayesinde o kültürü tanıma, metinleri okuma olanağı buluyoruz. Ankaralı edebiyat söyleşilerinde, yazarlar ve yayınevlerinden sonra çevirmenlik mesleğine gönül vermiş bir dil emekçisini konuk etmek istedik. Başucu yazarım dediği Edgar Allan Poe’dan yaptığı çevirilerle tanıdığımız, Ankaralı çevirmen Hasan Fehmi Nemli’ye mesleğin inceliklerine dair merak edilenleri sorduk. Esme Aras
ODTÜ Kimya Mühendisliğinden mezun oldunuz ama adınızı edebiyat alanında yaptığınız çevirilerle tanıdık. Çeviri yapmak, sevdiğiniz kitapları Türkçeye kazandırma, başkalarıyla paylaşma arzusuyla mı başladı? Çeviriyi esas olarak kendim için yapıyorum. İngilizce veya Fransızca bir kitap okurken karşılaştığım ilginç ya da estetik bulduğum bir cümleyi, bir paragrafı, aynı lezzeti Türkçede de verebilir miyim merakıyla gece yarısı yataktan kalkıp masaya oturduğum çok olmuştur. Sonra, neden bir kitabın ta…