Ana içeriğe atla

Kayıtlar

"Ondancı"da Öteki Olmayan Tabiat

Sadık Aslankara, dilin sınırlarını esneterek genişletmeye çalışan bir yazar. Can Yayınlarından 2019 yılının ilk ayında çıkan “Ondancı” adlı kitabı da bu çabanın ürünü. Usta yazar bunu yaparken, yapaylıktan ve zorlamadan uzak, “uyduruk” kelimeleri, onları anlaşılır kılarak kullanıyor. Edebiyatımızda dille ilgili çaba, akademisyenlerin değil pek tabii yazarların sırtlarına yüklenmiştir. Son altmış yıllık geçmişe bakarsak dili, diğer dillerin etkisinden arındırıp sadeleştirmeye çalışırken, kimi yazarların halka yabancı, anlaşılır olmaktan uzak bir yapı kurduklarını görürüz. Adeta, kimi yazarları okurken Türkçe-Türkçe Sözlük’e ihtiyaç duyarız. Elbette bu da dille samimi olarak uğraşının bir sonucu olarak görülmeli ve takdir edilmelidir. Diğer yandan, Aslankara’nın başarısı, yeni kelimelerle okuyucunun dikkatini çekip anlam üzerine düşündürürken, bunu okuyucuyu zorlayarak değil, onun koluna girerek yapıyor olması bana kalırsa. Ondancı’da yatağa ve daha çok annesine bağımlı “eksik” bir çocuğun…

2019 Dünya Şiir Günü Bildirisi

Aklıma gelmezdi şiir günü göreceğim. Şiir günü bildirisi yazacağım hiç gelmezdi. Oldu. Şiir böyle bir bela işte insanın başına geliverir. Yorgo Seferis, Saint John Perse, Turgut Uyar sanki hiç yaşamadılar hiç şiir yazmadılar. Başkaları da var tabii… Ne mutlu bana PEN’den ödül aldım. Her zaman genç olmaya çalışacağım. “Gümüş koktu azalan sigaralar bana bir yolculuk ısmarla” Yeryüzünde şiirden başka yalnız var mıdır acaba? İstediğiniz kadar dünyada da kainatta da şiir günü yapalım yalnızlığını gideremeyiz. Belki de ne kadar şair varsa o kadar şiir vardır Dünya şiir gününüz kutlu olsun…
Süreyya Berfe

Meksikalı Jorge Santos

Hiçbir dolunay gecesi, Sarıkaramanlı bu kadar aydınlık olmamıştı. Nal sesleriyle uyanan köylüler, hafifçe araladıkları perdenin arasından, meydanda duran atlıya bakıyorlardı. Kocaman şapkası nedeniyle yüzü görünmeyen atlının kıyafetleri, oralarınkine benzemiyordu. Üzerinde gövdesini saran, pelerine benzer bir giysi vardı. Çizmesi üzerindeki metaller, atın her hareketinde parlıyordu. Yabancı, huzursuz duran atını kontrol etmekte zorlanıyordu. Bir bebeğin ağlama sesi duyuldu. Baykuş öttü. Köpek havlamaları birbirini tetikleyip seyrekleşerek uzaklaştı. Yabancı, kafasını ağlama sesinin geldiği eve çevirdi. Atından inip, eyerini kavradı ve yürümeye koyuldu. Kaşıkçı Necdet perdeyi bırakıp hızla karısına döndü. “Sustur şunu. Buraya bakıyor,” dedi. Kızgındı. Kadın, bebeği kucağına alıp, memesini ağzına götürdü. Bebeğin ağlamayı kesip emmeye koyulduğu sırada kapı tıklatıldı. Kaşıkçı Necdet, karısına baktı. Kadın da uyumakta olan oğluna. Kaşıkçı titremeye başladı. İkisi de kapıyı açmak için hare…

Dünlük 112: Okumak için: Yazıcı, Bıçakçı, Cansever

6.Mart.19 Şu hayatta bağzı şeylere geç kaldığım doğrudur. Mesela tütüne çok geç başladım, elalemin boheminin semti meçhule gittikleri meşhur 27 yaşta başladım tütüne (şimdiden bakınca, bu başlangıcın zamanlamasının, bilinçdışımın bana oynadığı tedrici bir özkıyım çabasına denk gelebileceğini de kestirebiliyorum). Metallica da böyle, geç başladığıma çok hayıflandıklarımdan biri. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var elbet: Kalabalık ve gürültülü ortamlarda çeviri yapmak durumunda kaldığımda, ki sıklıkla olur bu, can yoldaşım oldu Metallica. Normalde, başka bir iş yaparken müzik dinleyemem. Saygısızlık sayılmaz mı müzik dinlerken başka bir işe el atmak? Hem tek bir ritmi, bir sesi, bir edalı söyleyişi dahi kaçırdıktan sonra neden müzik dinliyoruz ki! Müzik tek başına dinlenir ve de yüksek sesle! Ve fakat gürültü içinde çeviri yapmak belasında elimden tutup kaldıran da iyi müziktir, Metallica’dır.
En sevdiğim albümleri “...And Justice for All” olmakla birlikte “ReLoad”daki Fuel şarkısı da beni …

Kemal Tahir: Türk Hikâyeciliği Üstüne

Bu soruşturmadan yararlanarak hikâyeciliğimizin bugünkü bellibaşlı zorluklarına kısaca değineceğim. Yaratışlarıyla kendilerine sanatın cevheri verilmiş hikâyecilerimizin hemen hepsi, daha ilk eserlerinde (ilk kitaplarında), okurları büyük umutlara düşürerek, hikâyeciliğimizin orta çizgisini kolayca tutarlar, ama, bu çizgiyi pek azı aşabilir. Bir kısmı, hikâye yazmayı, körpeliğin geçici sanat heveslerinden sanıp bırakır, kaybolur gider. Bir takımı da, ilk vardıkları yerde, ömürlerinin sonuna kadar debelenir durur. Kaybolup gidenler gibi, kolayca vardıkları orta çizgide takılıp kalanlarda, amatörlüğü yenememiş olanlardır. Amatörlük, yaratılışın verdiği sanat cevherini çalışarak geliştirmek inadından, yaratıcılığın çilesini çekmek sabrından yoksun olmaktır. • • • Orta çizgiyi aşanlar, kendilerine yaratılıştan verilmiş sanat cevherini ömürleri boyu çalışarak geliştirenlerdir. Sanatçının çalışması, kitaplar, konularının plânları üzerinde ve yazdıklarını tekrar tekrar düzeltmekle olur. “Orta çiz…

Tanıyanların Gözünden: Gabriel Garcia Marquez

Gazeteci Silvana Paternostro, Kolombiya’nın Barranquilla kentinde doğdu. Burası Gabriel Garcia Marquez’in, bazıları sonradan “Yüzyıllık Yalnızlık” romanının karakterlerine dönüşecek olan yazar arkadaşlarıyla bir arada bulundukları yerdi. Silvana Paternostro, Marquez’in kendisi için ne kadar önemli olduğunu keşfedemeden önce, henüz ilk gençliğindeyken ABD’ye taşınmıştı. Sonraları, yazar tarafından verilen üç günlük bir gazetecilik atölyesine katılacaktı. Silvana Paternostro, “Solitude & Company” kitabı dolayısıyla Marquez’in üne kavuşmadan öncesi ve sonrasına dair sözlü tarih çalışması yaparken çok yakınında bulunanların, yazarın (arkadaşlarının deyimiyle Gabo’nun) mahremiyetini korumak adına sessizlik yemini etmiş olduklarını fark etti. Aşağıda, Silvana Paternostro’nun, Marquez’in batıl inançları, disiplini ve başka özellikleri üzerine konuşan insanları nasıl bulduğunu ve kitabını nasıl yazdığını okuyacaksınız. Bu kitabı yazma fikri nasıl oluştu? Kitap fikri 2010 yılında oluştu ve 2…

Yazarın Işığı

Galli yazar Carys Davies’in “denizin kışın aldığı renge çalan koyu ve yumuşak bir gri” iklimle kaleme aldığı ve Frank O’Cannor Öykü Ödülü’nü kazandığı eseri Kuytu, Yasemin Akbaş çevirisi ile Yüz Kitap tarafından raflardaki yerini aldı. Yerelden evrensele uzanan geniş bir zaman ve mekândaki öykülerin, güçlerini karakterlerin kuytuda kalmış yönleri, söylenmemiş sözleri ve olay akışının öngörülemezliğinden aldığının ipuçları arka kapak yazısında verilmiş olsa da okur, kendi algısı ve alt kültürünün çeşitlendirdiği okumalarla deneyimleme isteği duyuyor Türkçeye ilk kez çevrilen bu kitabı. İlk öyküyü okumaya başlar başlamaz da “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir” fikri ile yüz yüze geliyor. Çünkü okurun gerçek dünyada görmediği ve bilmediği bir evrende hayatlar yaşanıyor, birtakım şeyler olup bitiyor ve biz, anlatıcıların bakış açısıyla karakterlerin gizli kalmış dünyalarındaki hikâyelere konuk oluyoruz. “Sessizlik” öyküsü, adının aksine, ses tekrarlarıyla bizi karşılıyor: “Adamın geldiğin…

Öykülerimizde Yalnızlık Kavramı

Yalnızlık tüm sanat türlerinde olduğu gibi edebiyatta da yerini almıştır. Neredeyse her insanın yaşadığı yalnızlık duygusu, kitaplarda detaylı yansıtılırken birçok eserin de ana konusu olmuş, hatta ismini vermiştir. Yalnızlık duygusunun temelleri bebeklikte atılır. Bebeklik döneminde bağlanmanın, anne-çocuk ilişkisinin önemi bir kez daha çıkar karşımıza. Anne bebek arasındaki bağlanma güvenli ve sağlıklı olursa, bebeğin sonraki yaşamı da sağlıklı olacaktır. Kişiden kişiye, kültürden kültüre değişse de evrensel geçerliliğini ve güncelliğini yitirmeyen yalnızlık konusu, günümüz öykülerinde de izini sürdürmektedir. Yalnızlık, tıpkı yazma eyleminin kendisi gibi öznel bir deneyimdir. Her birey yalnızlığını kendine göre yaşar. Bu nedenle, tanımı da kişiden kişiye değişebilmektedir. Yine de yalnızlık üzerine düşünebilmek ve yazabilmek için, öncelikle temel bir soruya gereksinim var: “Yalnızlık nedir?” Bu soruyu yanıtlamadan önce psikoloji ve felsefe alanındaki tanımlamalara bakmakta yarar var. F…