Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

iranlı sara periler diyarında

Kendisininki gibi nice seslerin, nice dertlerin olduğu bir topluluğa ilk kez katılıyordu yerinden yurdundan uzakta Sara. Hiç ummamıştı böyle bir toplulukla karşılaşacağını, kendisi gibi nice sığınmacı, mülteci kadınla birlikte olacağını. Oğluyla katılmıştı etkinliğe. O da ilköğretim birinci sınıfa kayıt yaptırmış bu yıl, “Biraz zorlanıyoruz ama başaracağız değil mi oğlum?” diyerek başını okşuyor çocuğun. İran’dan oğluyla birlikte kaçmışlar (neden kaçtıklarını söylemek istemiyor). Türkiye’ye gelişleri neredeyse bir yıl olacakmış. Birilerinin yardımıyla önce Van’a ardından Ankara sonra da Aksaray’a gelmişler. İranlı aileler ve Aksaray halkı yardım ediyormuş Sara ve çocuğuna.
Hayran kalıyor Kapadokya’nın güzelliğine ve şaşkın bakıyor mülteci kadınların çokluğuna. Herkesin bir hikâyesi, toprağını terk etmesine yetecek kadar sebebi var. “Daha ne kadar büyük acı olabilir ki” diye mırıldanıyor. Sürmeli gözleri doluyor, sıkıyor kendini, “bugün gözyaşı günü değil, benim günüm dercesine” gülümsü…

2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi

YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!
Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yer…

MAS LEIPETE POLI!

İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir.. Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık, Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere; “Ver Lefter'e yaz deftere” İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir..
Bedri Rahmi Eyüboğlu


Kosta Negroponti kimdir, bilir misiniz?
Peki ya Yunanistan’ın ünlü takımlarından AEK’in açılımını ve ne anlama geldiğini?
Bedri Rahmi’den de başladığımız üzere, bugün bir stadyum hikayesi var yazıya dökülmeyi bekleyen. Bir stadyum hikayesinde gizli çok uluslu bir trajedidir aslında bekleyen.
İstanbul’a gidelim önce, yaklaşık 100 yıl öncesine. Dünya cümbür cemaat bir felakete sürüklenirken, hemen tüm gezginlerin dünyanın en güzel şehri dediği İstanbul’da spor faaliyetlerinin yeni başladığı yıllar. Baskıcı rejimden gizlenen Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş hayata tutunmaya çalışırken, onlardan çok da farklı koşullarda olmayan ve İstanbul Ligi’nde yer alan Pera, Hermes, Tataoulon, Makabi gibi tarih kitapl…

martı

gece gündüz bana birdir ah güzelim çünkü gözlerim hep kördür kanatsız kuş olmak zordur ah güzelim denize varmayan ırmak
ezginin günlüğü

güneş çıkıyor iki dağın arasından. kendisinden önce aydınlığı geldi, turunculuğu, sarılığı geldi. bir saate kalmaz insanları dışarı çıkarır. herkes sanki çok önemli bir şeyin peşindelermiş, çok önemli, gizli ya da gizemli bir şey öğrenmişler gibi koşuşturmaya başlar. çocuklar uykulu gözlerle servislere doluşurlar. büyüklerden bazıları otobüsleri konserve haline getirirler, bazıları da kasıla kasıla tek başlarına arabalarına kurulurlar. sonra yollara. ha babam de babam koşarlar.
vapurlara da koşarlar. sağ olsunlar. o yakadan bu yakaya, bu yakadan o yakaya gidip gelirler, gelir gideler. gidip geliriz, gelir gideriz. o çocuk yine gelirse bugün aç da kalmam, ne iyi.
o çocuk; adını bilmiyorum. sanırım ömür ama emin değilim, biriyle telefonda konuşuyordu geçenlerde, o zaman duydum. telefonun öbür ucundaki yaşlıca kadın sesi "ömür kendine hiç dikkat etmiyors…