Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

geleceği unut!

15 Şubat 2009 tarihinde Kadıköy’de dağıtılan bildiridir:

Geleceği unut. Beklediğin, umut ettiğin, büyük güneşli günü unut. Bütün evrenin merkezinde oturan egonu çöpe at. Cenneti, cehennemi ve emirler yağdıran allahını unut. Ölümsüz ruhunu unut, bedeninle ölüp gidecek bir gün çünkü o. Kutsal saydığın şeylerin neden kutsal sayılmaya başladığını hatırlamazsın bile, unut bütün ahlaksal zırvaları. Ahlakı unut.
Seni çöpe atan sonra da o çöpe bir yudum ekmek atan sahibine beslediğin minneti unut, suratına tükürebilirsin o ekmeği. Utanma! Sana ekmek veren kişinin elini öpmeyi öğrettiler ya, utanma sakın, kusabilirsin de hepsini. “Ekonomik özgürlük” emek tutsaklığıdır. Uzmanlaşma ve işbölümüne dayalı uygar dünya yapabileceklerimizi çoğaltmış gibi görünse de yapamayacaklarımızı çoğalttı. Bilgisayarların para transferlerinde kullanılması ve paranın artık bitlerle taşınıyor olması; kredi kartlarının çoğalmasını ve bununla birlikte borçlanmanın ulaşabileceği en yüksek seviyelere ulaşmasını sağladı…

yaşamak yara almaktır

Sraffa, Gramsci’nin yakın arkadaşıydı. Gramsci’nin Hapishane Defterleri, onun sayesinde dışarı çıktı. Sraffa, Gramsci’nin ölümünden yıllar sonra, “Arkadaşlar ölüyorlar ve doğmuyorlar. Bunu biliyor musunuz?” demişti. Ben, Behçet, bu salonda bulunan Behçet’in kuşakdaşı dostları, ölümleri yeniden doğmakla tarif etmeye çalışan bir siyasi kültürle yetiştik. Oysa hayat, sert ve acımasız bir gerçekle bizi baş başa bıraktı: “Arkadaşlar ölüyorlar ve doğmuyorlar. Bunu biliyor musunuz?” On beş yıl önce, 2 Temmuz 1993 akşamı aldığım haber karşısında yüzüme çarpan ilk duygu çaresizlikti. Nisyanın, yani unutuşun karşısında çaresiz kalmamak için, döndüm Sraffa’dan yardım istedim. Nisyanın karşısına hafızamı dikmek, hafızamı nisyanın vahşetinden çekip almak için, bu basit ama kabullenmesi çok zor sözlerden medet umdum. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda Kundera’nın kahramanı, “İnsanın iktidarla kavgası, belleğin unutuşla kavgasıdır” der.
On beş yıl önce, 2 Temmuz 1993’de benim bir dostum öldü. “Yaşamak zaten ya…