Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şiir Olsun Bu

Senin ağzına sıçıyorlar, annenle baban. İstemiyorlar belki, yapıyorlar ama Besliyorlar seni kendilerine yapılan Ve senin için yaptıkları özel hatalarla.
Ama onların da ağzına sıçılmıştı vaktiyle Eski moda şapka ve palto giyinen aptallarca Ki bunlar ya nemrut bir ifade yüzlerinde Ya da elleri birbirlerinin boğazlarında.
İnsan insana mutsuzluk devreder. Gittikçe derinleşir kıyıdan uzaklaşır gibi. Bir an önce kendini kurtar Ve sen sakın olma çocuk sahibi.
Philip Larkin
Türkçeleştiren: Onur Çalı



kirpi şiir

Bugün kitapçıda “Kirpi Şiir” diye bir dergiye rastladım. İlk sayısı. Sadece şiirden oluşan dergileri oldum olası sevmişimdir zaten. Hem bu dergi biçimiyle bana Cenk Koyuncu’nun Son Kişot’unu anımsatmıştı ki “Neden Kirpi Şiir?” başlıklı kısa yazıda “Ve tüm zamanların Son Kişot’u şair Cenk Koyuncu anısını canlı tutmak için yola çıkıyoruz.” denilerek Cenk Koyuncu’ya selam gönderildiğini gördüm.

Yazdıklarını yeni yeni yayımlatmaya çalışan biri olarak, her ay farklı birinin editörlük yapacağı konuk editörlük sistemini de çok tuttum doğrusu.

İlk sayının konuk editörü Salih Aydemir “yazmak, dilin öteki oluşudur…” başlıklı sunuş yazısında “yazmak dil kurmaktır; dil içinde dil oluşturmak…yazmak, konuşma dili veya egemen dilin baskısından sıyrılma değeridir…(yeni bir dil kurmak ya da dil içinde şive oluşturmak değil…dili kendi içinde bağırtmak, kekeletmek, gevelemek, mırıldanmak…)” demiş; ki ne kadar da güzel/doğru söylemiş.

Dergide Tarık Günersel, Tozan Alkan, Hüseyin Alemdar, Ayten Mutlu, Metin …

edebi bellek

Sema Kaygusuz'un Türkiye’nin onur konuğu olduğu ve 22-26 Nisan 2009 tarihlerinde gerçekleşen Cenevre Kitap Fuarı’nda yaptığı açılış konuşmasıdır.

Önce size bir masal anlatayım:
Bir zamanlar yeryüzünde paranın geçmediği, herkesin birbirine emeğiyle karşılık verdiği Rıza Şehri diye bir yer varmış. Şehre yolu düşen bir gezgin, dünyada görülecek başka yerlerin böylesi heyecan verici olamayacağını düşünüp oraya yerleşmeye, bir aile kurmaya karar vermiş. Derken gezgin, bir kadınla yakınlaşmış. Kadın, ona “Sen dünyalı mısın,” diye sormuş. Gezgin ilk kez karşılaştığı bu tuhaf soruya “evet” diye karşılık vermiş. “Merak etme,” demiş kadın, “bu şehirde nasıl yaşayacağını ben sana öğretirim.” Kadının gezgine söylediği bu davetkar cümle, eşyaya bir kuruşluk dahi değer biçilmeyen, kimsenin kimseye hükmetmediği mülkiyetsiz bir toplumsal düzen içinde, bolluk ya da yoksunluk duygusu hissetmeden yaşama yolunu göstereceğine dair şefkatli bir çağrıymış da. Ertesi gün gezgin, kadınla buluşmaya giderken …