Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aşkhâlim diye bir caz şarkısı…

“Şiir öldü (mü?)!”
“Şiir hayattan koptu, hayat şiirin dışında kaldı.”
“Kimse şiir okumuyor!” gibi tartışmaların ortasında iyi şiirler yazılmaya devam ediyor. Hayat öyle ya da böyle akıp giderken bazı şair erkekler ve şair kadınlar sözcüklerden bir tortu bırakıyorlar hala. Bu tortulara dokunanlar, bunları okuyanlar da var hala. Bir dizeyle, bir sözcükle duralayıp hüzünlenebiliyorlar, sevinç duyabiliyorlar. Basitçe söylemiş olsak da durum bundan ibaret. Öte yandan şiir çok kollu bir ırmak gibi farklı derelere bölünüp gidiyor. Görsel-şiir, neo-epik şiir gibi “yeni” derelerle beslenen bu ırmakta kimileri Ankara metrosunda kılınan cuma namazı duyarlılıklarıyla akarlarken Halim Yazıcı gibi şairler taşlara, papalinaya, Maltepe’ye, klarnetlere, gökyüzüne, aşklara, delicelere, Ella Fitzgerald’a, Foça’ya, Mordoğan’a, vapurların dumanına; ezcümle evrene bakarak kuruyor sözünü. İyi ki kurmaya devam ediyor.
Aşk Hâlim, Halim Yazıcı’nın yayınlanan ilk kitabı O Güzel Narin Gelin’den son kitabı İpek Ti…

fotoğrafçı abla

Güzel dostuma, sevgiyle.
Siz de küçükken yapmışsınızdır, eminim. Ne yani hiç mi bakkaldan sakız ya da çikolata çalmadınız? Hem diğer tüm çocuklar da yapmıştı. Hepsi kaçtı tabi bizimkilerin, bi tek ben yakalandım. O bakkal olacak herif de tuttu kolumdan öyle bir sıktı ki. Acıttı çok fena. Bi de işte her zaman yaptıkları gibi hemen çingeneliğimize laf etti. Hiç anlayamıyorum bizi niye küçümsediklerini, hiç küçümsemeyenler dahi bıyık altından gülüyorlar bize, belli belirsiz yani, çaktırmadan. Neyse. Bakkal tutmuşken beni böyle kapının ağzında, ben de zırıl zırıl ağlarkene bi abla geldi, o kadar güzel baktı ki bana. Ne olduğunu, niye ağladığımı sordu. Benden cevap gelmeyince bakkala sordu. O da anlattı durumu, hırsız mırsız diyerek. Sanki ne ya, alt tarafı bi sakız. Hem herkes çalıyodu, bi tek ben yakalandım. Bu güzel abla, adamın elinden aldı beni. Meğer bizim Atmaca'ya fotoğraf çekmeye gidiyormuş. Boynunda da kocaman fotoğraf makinesi vardı, yabancılara benziyodu. Neyse işte, adama p…

kızıl düş

"Ne keşfederim ey Tanrım Cervantes öldükten sonra?" (Hüsnü Arkan, Hiçe Doğru kitabındaki Nevzuhûr Edebiyye şiirinden)

O gün La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’nin serüvenlerini on üçüncü kez okumuştum ve planladığım gibi 19 Ocak’ta saldırıya hazırdım. Bazilikaya saldıracaktım. Her şey hazırdı; su tabancam, hasır şapkam ve kiraladığım bisiklet. Bazilikaya hava kararır kararmaz saldırmayı düşünüyordum. Önce Akropol’e çıkıp, bir hacının kutsal saydığı yerleri tavaf etmesi gibi, benim için büyülü bir yer olan kaleyi gezdim. Kestel barajının azalan sularına baktım, Bakırçay ovasını seyrederek planımın ayrıntılarını gözden geçirdim ve bisikletimle hedefe doğru yola koyuldum.
***
Don Quijote’nin, ona hem sadık bir silahtar hem de iyi bir yoldaş olan Sancho Panza’sı vardı. Oysa benim yanımda kimse yoktu, bir dost bile bırakmamıştım çevremde. O yüzden de tek başıma indim dar sokakları, artık Kızıl Avlunun tam karşısındaydım. Tabancamı çıkarıp suyunu kontrol ettim, taarruzum sıras…

temmuz ağıdı

"Anımsamak, unutmanın karşıtı değil; unutmanın bir biçimidir." diyor Kundera. Yine de, biz 16 yıl önce, Sivas Katliamında yitirdiklerimizi analım, anımsayalım ve hiç unutmayalım. Bazı acılar, zulümler karşısında insanın dili tutulur, kalemi durur; söz anlamsızlaşır. Ama yine de unutmayalım!