Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Ödül Töreni ya da Pierre Louys’i Kim Yedi?

Geçtiğimiz yıl Orhan Kemal roman ödülünü Hırsız ve Burjuva’ya verdiler.
Sevindim tabii.
Fakat bin türlü çekingenlik haliyle edebiyat âlemine atılma cesareti göstermiş biri olarak, acaba bir yanlışlık mı yaptılar diye düşünmedim de değil…
Bereket versin, Orhan Kemal’in sevgili çocukları Yıldız Hanım, Işık ve Nazım Beyler, kıymetli jüri üyeleri ve toplantıya katılanlar bana bu ödülü hak etmişim gibi davrandılar da, doğuştan sahip olduğum hak etmemişlik duygusuyla baş etmem mümkün hale geldi…
Aslına bakılırsa tören, benim gibi bu işlerden sıkılan biri için bile eğlenceliydi.
Genç bir arkadaş Orhan Kemal’in bir öyküsünü oynadı. Sonra Salih Kalyon abimizin konuşmasıyla iyiden iyiye gevşeyip rahatladım.
Daha sonra kürsüye çıkan iki arkadaşsa, herhalde çok gerekiyordu ki, laf arasında Orhan Pamuk’a giydirmeye başladılar. Ortada utanılacak bir şey olduğunu düşünüp başımı önüme eğdim. Aynı ödülü daha önce almış birinin arkasından konuşulmasını pek şık buldum doğrusu! Onlar konuşurlarken Orhan Pamuk…

İLK GÖZ AĞRISI (5) : Fulya Bayraktar ve “YUH!”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani; kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
OnurÇalı

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
İlk önce okumaya hevesliydim, sonraları o…

Spotlight: Kasabanın Sırrını Ortaya Çıkaran Yabancılar

Tom McCarthy tarafından yönetilen Spotlight filmi Amerikalı eleştirmenler tarafından 2015’in en iyi filmi seçildi ve Oscar’ın da yakın adaylarından biri oldu. Film gerçek Spotlight ekibinin hikayesini anlatıyor. Hatta The Globe gazetesi, filme konu olan haber dizisi sayesinde 2003 yılında kamu hizmeti dalında Pulitzer Ödülünü de kazanmış. 
2001 yılında The Boston Globegazetesine yeni gelen editör Marty Baron (Liev Schreiber), gazete bünyesinde yer alan 'Spotlight’ araştımacı gazetecilik ekibinden, sübyancı bir papaz ve Boston Başpiskoposu hakkında çıkan bir cinsel taciz haberini araştırmalarını ister. Mağdurlar ile görüşen ve daha önce mahkemeye yansımış olan davaların izini süren Michael Rezendes (Mark Ruffalo) bazı belgeler keşfeder ve olayların tahmin edilenden daha büyük boyutlu olduğu, kilisenin de bu olayları, bazı hukuk adamları ile birlikte sistemli bir şekilde, yıllardır ört bas ettiği ortaya çıkar.
Filmde, gazetecilerin yaptıkları görüşmeler boyunca, mağdurlar kaç yaşına …

“Ne dediğin değil nasıl dediğin olay” (DÜNLÜKLER 21)

13.Ocak.16 Çarşamba
Ağaçkakan Yayınlarından çıkan ve öykücü Ahmet Büke’nin hazırladığı “100 Tuhaf Kitap” adlı eserden haberdar mısınız? Gerçekten çok tuhaf kitaplar kısa kısa tanıtılmış. Hepsi birbirinden tuhaf ama benim favorim Nail’den Suzy’e Şiir adlı kitap. Şair Nail Çivrilli, İzmir’i ziyaret eden Alman sirkinde görev yapan maymun Suzy’e şiirler yazmış, işte bir tanesi:
Ne kadar tatlı ismin var, kendin gibi, Maymunsun evet, hareketlerin bizim gibi. Sirkinize gelmekle iyi ettiğimi anladım, Bir an seni de bizden biriymiş sandım. Bisiklet, motosiklet binmek var sende, Diğer arkadaşlarının elleri ensende. Pedala basıyorsun, gazı da açıyorsun. Kordon boyumuz var bizim, neye gelmiyorsun.
* * *
2015’in en iyi filmlerinden biri olarak anılan 45 YIL’ı izledim. Güzel film ama filmin senaryosunu dayandırdığı hikaye daha güzel. Orijinal eserle, o eserden uyarlanan film arasındaki rekabeti hemen hemen her zaman orijinal eser kazanır. Metis’ten çıkan David Constantine’in Başka Bir Ülkede adlı kitabındaki…

Hem Okudum Hem Yazdım

Eleştirmen Ahmet Berktay Yüksel az şekerli kahvesini yudumlarken gözünün ucuyla televizyondaki kültür sanat programını izliyordu. Birazdan kendisini arayacaklar ve kente gelen ünlü yazarla ilgili değerli yorumlarını rica edeceklerdi. Ahmet Berktay Yüksel de dünyaca ünlü bu yazarla yıllardır süren dostluğunu, yazarın çevrilen ve henüz çevrilmemiş olan kitaplarının dünya edebiyatındaki yerini ve ayrıca Türk okurunun bu ünlü yazarla olan ilişkisini –biraz gözlüğünün üstünden bakarak ve parmak sallayarak– tatlı sert üslubuyla anlatacaktı.
Masasının üstündeki kaşelere baktı, daha vakti vardı, düzenleyebilirdi. Sıradan insanların sıradışı hikayeleri yazan kaşeyi aldı eline, çekmeceye attı. Günlerdir masasında bekleyen ve küçük bir yayınevinden gelen kitaba tiksinerek baktı, on saniye kadar karıştırdı ve kaşelerin arasında el yordamıyla buldu aradığını. Farklı bir dil ve öykü dünyası yazan kaşeyi kitabın imzalı olan ilk sayfasına bastı ve telefona sarıldı. Sekreter gelene kadar birkaç kitabı …

İLK GÖZ AĞRISI (4) : Ömür İklim Demir ve “Muhtelif Evhamlar Kitabı”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani; kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
OnurÇalı

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Tek kelimeyle yavaş gelişti, çünkü yakın …

Hindistan’a Bir Geçit

E.M.Forster “Hindistan’a bir Geçit”i 1913 yılında yazmaya başladı ama roman ancak 1924 yılında tamamlanabildi. Çoğu öykülerini ve “Manzaralı bir Oda”, “Howards End” gibi önemli romanlarını büyük bir verimle 1910 yılına kadar art arda yayımlamış olan yazarın bu romanını onbir yılda tamamlamış olması dikkat çekicidir. 1970 yılında ölümüne kadar da başka bir roman yazmadı. İçine kapalı ve çekingen bir insan olduğu bilinen Forster’ın, gerek anılarındaki gerekse yazışmalarındaki ketumluğu pek bir ipucu vermediğinden, yarım bıraktığı romanına neden uzun süre el sürmediği, neden roman yazarlığını bıraktığı gibi sorular, edebiyat araştırmacılarının cevap aradığı konulardan biri oldu. (Konuyla ilgili bir yazı için bakınız: Mesut’a Kalsa, Hindistan’a Hiç Gitmeyebilirdim) E.M.Forster romanlarında, bir dünya imparatorluğu olan Birleşik Krallık yurttaşlarının İngiltere dışındaki hal, tavır ve ilişkileri üzerinde özellikle durur. Hindistan’a bir Geçit’te ise bir adım öteye giderek, İngilizlerin ve İ…