Ana içeriğe atla

“Kokuşmuş Bir Şeyler Var” (43. Dünlük)


10.Şubat.17
Gelin birlikte bir dergi tasarlayalım, kabasını yapalım en azından, ikinci katı başka bir zaman, elimiz bolardığında çıkarız.
Öncelikle, kapağa Oğuz Atay, Nilgün Marmara, Tezer Özlü ya da en kötü ihtimal Didem Madak’ı koyuyoruz. Şöyle güzel, yakışıklı bir fotoğrafını buluyoruz kapağa koyacağımız yazarın. Ya da birine çizdiriyoruz. Sonra, Hazreti Google’a danışıp bu yazarların afili laflarından buluyoruz, kapağa yapıştırıyoruz, fotoğraflarının hemen altına.
İç sayfalara geçiyoruz, dayıyoruz önümüze geleni, paçal yapıyoruz: Birkaç popüler müzisyenden, (gerekirse) futbolcudan, sosyal medya maymunu birkaç genç yazardan, popüler şarkıcılardan, eli kalem tutan oyunculardan yazılar koyuyoruz. Bir tane usta kalemi kendimize bağlıyoruz. Mümkünse sağ ve sol ve orta cenahtan ve dahi İslamcılardan birkaç ismi de bağlıyoruz. Hele bir de ekalliyetten birini bulduk mu, ballı kaymak. Şöyle Türkiye Ermenilerinden ya da Yahudilerinden!
Yılbaşlarında filan şairli yazarlı takvim veriyoruz; arada poster, bardak altılığı, sticker… Al sana mis gibi dergi! Başınız döndü, mideniz hafiften bulandı değil mi?
Amma velakin öyle değil, çok satıyor bu formül. Biraz abartmış olabilirim ama bu formülü farklı oranlarda uygulayan birçok dergi, acayip satış rakamlarına ulaşıyor.
Sonra da Öykülem’in açıklamasını görüyorsunuz. Kurdaki artışa bağlı olarak, kağıdın zamlanması, dergiyi çıkarmanın zorlaştığı…
Ağzınıza binbir küfür geliyor, rengarenk.
Kokuşmuş bir şeyler var Edebiyat Krallığı’nda.

13.Şubat.17
Toni Erdmann tuhaf bir film. Garip bir mizah ve dram anlayışı var, insanın içini burkan. Film bittikten sonra ne düşüneceğimi bilemedim. Ve fakat biraz zaman geçince bazı sahneler yerleşmeye başladı zihnime. İzleyenler için: Söz gelimi, Ines’in doğumgünü partisine babanın tuhaf bir kostümle geldiği sahne, sonra kızın babasının peşinden yalınayak evden çıkışı… Birkaç sahne daha var böyle. Absürd, anlamsız geliyor başta ama sonradan anlamını genişletiyor. Baba ve kızın ilişkisi haricinde, arka planda vahşi iş yaşamının nasıl yürüdüğüne dair bir hikaye de var.
Bir not: Türkçe film sitelerinde babanın “çift kişilikli” olduğunu yazmışlar. Oysa adam çift kişilikli değil. Psikolojik olarak bir sorunu yok. Sadece “şakacı” bir amca. Filmin ilk sahnesini hatırlayın. Kızının karşısına başka bir adam olarak çıkmasında… evet, kendini farklı bir isimle tanıtıyor ama gayet bilinçli olarak yapıyor bunu. Çift kişilikli olmaktan bahsedilebilir mi?
Kokuşmuş bir şeyler var film sitelerinde.

14.Şubat.17
Bakanlar Kurulu geçtiğimiz günlerde bazı ürünlerin vergi oranlarında değişikliğe gitti (haber dili; değiştirdi değil, değişikliğe gitti).
Tüm elektrikli ev aletleri ve beyaz eşyaların yüzde 6,7 olan ÖTV oranı 30 Nisan'a kadar sıfırlandı (30 Nisan’a kadar vergi yok, demek bu). Ayrıca klima, buzdolapları, derin dondurucular, gazla çalışan su ısıtıcıları, termosifonlar, çamaşır ve çamaşır kurutma makineleri, bulaşık makineleri, elektrik süpürgesi, gıda ve meyve presleri ile elektrikli küçük ev aletlerine uygulanan ÖTV de kaldırıldı, 30 Nisan’a kadar. Ayrıca yat ve teknelere uygulanan vergi de süresiz olarak kaldırıldı.
Şimdi bir de kitaptan alınan vergiye bakalım, sizi yormayayım daha fazla, özet geçeyim: “Kitap ve benzeri yayınlar”a %18 vergi uygulanıyor.
Bence kitaptan alınan vergi çok az. %50’leri geçmeli ki bir şeye benzesin. Böylece ya kurnazlıklarından ya da parasızlıklarından zaten redaktör, editör filan çalıştır(a)mayan küçük yayınevleri iyice pespaye bir duruma düşsünler, hatta kapansınlar. Ortada birkaç büyük sermaye destekli yayınevi kalsın yeter. Bol bol vampirli, ajitatif, patetik metinler okuyalım. Çünkü bunu hak ediyoruz.
Kokuşmuş bir şeyler var vergi sisteminde.

15.Şubat.17
İrfan Değirmenci, referandumda hayır diyeceğini açıkladı diye Doğan Medya Grubu tarafından işten atıldı. Aynı medya grubunun gazetesi Hürriyet, Orhan Pamuk’un röportajını yayımlamadı. Çünkü Nobelli yazarımız, mahut söyleşisinde referandumda hayır’ı tercih edeceğini söylemiş, öyle diyor. Demek ki hür teşebbüs çok da hür değil.
Kokuşmuş bir şeyler var Türkiye basınında.
• • •
Bir güzel haber daha: “İşsizlik oranı geçen yılın kasım döneminde yüzde 12,1'e yükseldi. İşsizlik böylece Mart 2010'dan bu yana ilk kez yüzde 12'yi aştı. İşsiz sayısı 3,7 milyonun üzerine çıktı.”
Kokuşmuş bir şeyler var Türkiye ekonomisinde.
• • •
Belki dünyada başka örneği yoktur, böyle güzel şeylerde biz hep öncüyüzdür, en birinciyizdir, şampiyonuzdur. Neyden mi bahsediyorum? Bir anıt sayacımız var bizim: Şiddetten Ölen Kadınlar İçin Dijital Anıt
Bu sayaca göre, henüz ilk aylarını yaşadığımız ve -belli ki- uğursuzlukta 2016’yı aratmayacak olan 2017’de şu ana kadar 43 kadın öldürülmüş.
Kokuşmuş bir şeyler var Türkiye toplumunda.
• • •
Buyrun, yine rakamlar konuşsun (sen sus, hiçbir şey söyleme, sen sus da istatistikler konuşsun): “2017 yılının ocak ayında en az 161 işçi yaşamını yitirdi.”
İş cinayetlerinde, ayıptır söylemesi, Evropa’da birinci, tüm cihanda üçüncüyüz.
Kokuşmuş bir şeyler var bu para-tanrı düzeninde.
• • •
Haberlere devam: “Bugünkü (13.02.2017) can kaybının ardından 174. gününe giren harekâtta (Fırat Kalkanı Harekatı) yaşamını yitiren Türk ordusu mensuplarının sayısı 68'e yükseldi.”
Bu arada, İŞİD’in yakarak öldürdüğü iddia edilen iki Türk asker hakkında yetkili ve sorumlu makamlar hiçbir şey söylemediler henüz.
Kokuşmuş bir şeyler var bu savaş-tanrı düzeninde.
• • •
Çeşme’de kendi istekleriyle, “kimseyi yormadan” bu dünyadan giden yaşlı çiftin haberi sosyal medyada çok paylaşıldı, herkesi derinden etkiledi. Belki herkes, kendi meşrebince tekrar düşündü yaşam ve ölüm üzerine.
Bu ince davranış karşısında dünya ahalisi yine çok büyük vefa gösterdi. Çiftin cansız bedenleri altı gün İzmir Adli Tıp Kurumunda bekledikten sonra nihayet dün toprağa verildi. Cenaze namazlarında 4 (yazıyla dört) kişi saf tuttu. (İmam cemaate dahil midir usta?)
Kokuşmuş bir şeyler var bu sosyal medya-tanrı düzeninde.


Onur Çalı

Yorumlar

  1. Kokuşma, çürümedir. Çöpeve döndürdüler ülkeyi.
    servet

    YanıtlaSil
  2. Çürük kokusu mudur bilmem ama haklısın kokuşmuş şeylerle dolu her taraf...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum Yaz Bilader

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…