Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kaplumbağa Olmak (46. Dünlük)

Müteveffa kaplumbağa dostum Süleyman’ın (ö. 2003) aziz hatırasına…
26.Mart.17 Erdal Öz’ün, biliyorsunuzdur belki, uzun yıllara (1956-98) yayılan günlükleri kitaplaşmıştı geçtiğimiz aylarda: Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın? Arada sırada kurcalıyorum. 1998 yılının 14 Temmuz’unda, gece saatlerinde ve “oldukça içkili” iken şöyle yazmış Erdal Öz: “Günlük tutmak, biraz da bir şeyler yazamamanın gerekçesi, gerekçesini açıklaması, o arada güzel bir şeyler söylüyor olmanın avuntusu gibi geliyor bana.” Sonra şöyle bitiriyor o günü: “Uyumak istiyorum. Kapatıyorum bilgisayarımı, uykulara gidiyorum.” Bana da öyle geliyor çoğu zaman. Dişe dokunur, beni tatmin edecek bir şeyler (öykü, öykü, ille de öykü) yazamadıkça daha çok sarılıyorum dünlüklere. Tamam, öykü yazmadığım zamanlarda dünlük yazıyorum ve fakat bir yandan da fonda şu düşünce yakamı bırakmıyor: Acaba dünlük yazdığım için mi öykü yazamıyorum? Düşünüp taşınıp bir yere varamıyorum, sonunda ben de uykulara gidiyorum… • • • Pessoa’yı artık okumayac…

Şiir Doğruyu Söyler (2017 Dünya Şiir Günü Bildirisi)

Günümüzde insanlık sömürgeci kapitalizmin elinde usunu yitirmiş görünüyor. Alevler arasında kalmış bir akrep gibi kendini sokup öldürmek üzere. Üstünde yaşadığımız gezegenin tüm varlıkları, varsıllıkları yağmalanıyor. Doğanın dengesi bozuluyor doymayan mideleri doyurmak için. İnsanlar açlıktan ölüyor yoksul ülkelerde, halklar aldatılıyor, birbirine düşürülüyor. Ve yalan bulutları yayılıyor milyarlar olan biteni görmesin, anlamasın diye. Ülkemiz de payını aldı, alıyor elbet bu şeytansı kurgudan. Kurtuluş Savaşı’yla, kurduğu Cumhuriyet’le tüm sömürge ulusların umudu olan ülkemiz bir büyük yalanın tuzağında kıvranıyorsa bugün, ondan. İşte, bu karabasan ortamında tek umut şiirdedir. Çünkü bir gezgindir şiir, bir araştırmacıdır. İnsanın ve toplumun kılcal damarlarında gezinir, en eski çağlardan uzak geleceğe uzanır. Gerçeği arar. Bir büyücüdür şiir. İnsanlığın en büyük varsıllığı dillerin sözcükleriyle güzellikler yaratır. Çirkinliklere, kötülüklere karşı direnme gücü verir. Bir bilicidir şiir. İnsanlara …

Lizbon’a Gece Treni

“Hayat yaşadığımız şey değildir; yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir.” Romandaki Prado karakterinin notlarından.

Hayatın anlamı nedir? Eski ama zor bir soru.
Martin Scorsese’nin Taksi Şoförü filminde hoş bir diyalog vardır. Vietnam Sendromlu Travis uykusuzluk hastalığından mustariptir; gündüzleri porno filmler filan seyredip geceleri New York’ta taksi şoförlüğü yapar. Travis, yaşlı bir şoför arkadaşına yaşadığı hayatın çok anlamsız olduğundan, ne yapacağını bilmediğinden yakınır. Yaşlı adam şöyle cevap verir: Düşün bir kere der, yaptığın bir işin var, iyi, ama sonra her şeyin o iş oluyor, yani sen o işin kendisi oluyorsun. Senin gibi genç olsaydım, bayılıncaya kadar içer, canım ne istiyorsa yapardım. Ama ne yapsan sonunda fazla şansın yok. Yani aslında hepimizin işi bitik (we are all fucked).
Travis cevaptan hoşlanmaz, bunların şimdiye kadar duyduğu en aptalca laflar olduğunu söyler. Yaşlı şoför bozulur; ne bekliyordun yani der, ben Bertrand Russell değilim ki, alt tarafı bir taksi şoför…

İLK GÖZ AĞRISI (18) : Okan Çil ve “Onu da Sonra Anlatırım”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı


Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Herkesin hayatında yaşadığı birkaç kırı…