Ana içeriğe atla

“Canım yeşil, rezil ettiler seni, rezil” (52. Dünlük)

21.Temmuz.17
Karşılaştırmalı Edebiyat
Murat Yalçın’ın Kontrol Kalemi’nden öğrendiğime göre, Bilge Karasu şöyle demiş Güven Turan’a: “Okur, bir canavardır, ağzını açıp yazara çevirir. Yazarın ara ara bu ağza bir şeyler koyması gerekir, yoksa ağız başka bir yazara çevrilir. Aşırı doldurulursa da gidip kusar ama…”
İletişim’in Edebiyat Takviminden (21 Temmuz Cuma yaprağı) öğrendiğime göre ise Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle söylemiş: “Ahmet Mithat; roman, gazete makalesi, hikâye, halka indirilmiş bilgi eserleriyle daima bir nevi ailesi saydığı okuyucu kitlesini bir dev gibi besledi.”

Lydia Davis, bir kısa öykücü, çevirmen. Daha önce birkaç öyküsünü çevirmiş idim. (Merak eden buradan yakabilir.) Onun Yapamam ve Yapmayacağım adlı kitabını (Encore Yayınları, Çeviren Elif Bereketli) okurken “Ödön Von Horvath Dolaşmaya Çıkınca” diye bir öyküsüne rast geldim. Ödön Von Horvath ismini Tanrısız Gençlik romanından hatırlıyorum; iyi bir roman diye kaldı aklımda (Kendime serzeniş: Not almayınca, hakkında bir şeyler karalamayınca böyle oluyor işte). Neyse efendim, gelin biz Lydia Davis’in öyküsüne gidelim:
Ödön Von Horvath bir zamanlar Bavyera Alplerinde gezmeye çıktığında, patikanın az uzağında bir insan iskeletine rastladı. Anlaşılan uzun bir yürüyüş yapmakta olan bir adama aitti iskelet, sırt çantası hâlâ üstündeydi. Von Horvath neredeyse yepyeni görünen çantayı açtı. Bir kazak ve başka giysiler buldu içinde; küçük bir torbada eskiden yiyecek olan bir şeyler bulunuyordu; bir günlük vardı; ve Bavyera Alplerini gösteren, gönderilmeye hazır bir postakartı. Şunlar yazılıydı kartta: “Çok iyi zaman geçiriyorum.”
• • •
Bu hafta duyduğum, okuduğum ve hoşuma giden sözler, sözcükler:
- Falan filan Inter Milan: Falan filan’ın afillisi.
- Kesene Hızır uğrasın!: Kesene bereket’in afillisi.
- Şekerrenk: Eskiden beri dost olan iki kişinin aralarındaki dostluk ilişkisinin bozuk olduğunu, bozulduğunu belirtmek için kullanılır. Mış.
Örnek cümle: “Vergi kâtibi ile de araları şekerrenk olmuştu.” E. E. Talu
Hemağuş: Murathan Mungan’ın hazırladığı Tren Geçti adlı seçkiyi Dost’ta karıştırdım geçen gün. Hüsnü Arkan’ın öyküsünde (Nisa) rastladım bu sözcüğe. Sarmaş dolaş, kucak kucağa olmak gibi bir anlamı varmış.
22.Temmuz.17
İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayımlanan Gezindim Boş Odalarda, Sevim Dabağ’ın bir çalışması. Sevim Hanım, birkaç (erkek) şairin eşleriyle görüşmeler yapmış. İki gözüm Salâh Bey’in eşi Jale Hanımla da görüşmüş. Keyifli, yararlandığım bir söyleşi okudum, sağ olsun. Ve fakat söyleşinin bitimine eklenen Salah Birsel biyografisine göz atınca gerçekten dumur oldum. İki başlık (Yaşamı ve Eserleri) altında bazı bilgiler verilmiş Salah Beye dair. Eserleri kısmında; bazı kitapların adı yanlış yazılmış (Kikirikhane, Rumba Rumba), hiç olmayan kitap adları uydurulmuş (Hacivat Günlüğü ve Keloğlan), harf hataları var (Doğrusu Kuşları Örtünmek olan günlük, bir yerde Kurları Örmek, başka bir yerde de Kuşlar Örtünmek olarak yazılmış). Bazı kitapların, parantez içinde, yayım tarihleri verilmiş, bazılarının ise –nedendir acep– verilmemiş. Bazı kitapların yayım tarihleri yanlış verilmiş. En kötü hazırlanmış internet sitesinde bile daha az hata içeren biyografilerini bulabilirsiniz Salâh Birsel’in. Biyografinin eksikleri çok; söz gelimi, kitabın ilk basımı 2011 yılında yapıldığı halde, Salah Bey’in günlüklerinde en son Nezleli Karga’nın adı geçmiş. Oysa Nezleli Karga’dan sonra yayımlanan üç günlüğü daha var Salâh Bey’in. Salâh Bey Tarihi’nde de hakeza. Sevim Dabağ’a göre Salah Bey Tarihi tek kitaptan oluşuyor. Felaket. Ve fakat bununla da bitmiyor ki!
Yaşamı bölümünde şöyle bir cümle var: “Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ile ‘Garip’ akımını kurduktan sonra gruptan ayrılarak kendine özgü şiir yapısını kurdu (1955).” Bu o kadar vahim hatalar içeren bir cümle ki neresinden tutup neresini düzeltmeli, insan şaşıyor. Cümleyi ilk okuduğumda kendimden şüpheye düşüp kütüphanemdeki iki sağlam antolojiyi (Memet Fuat’ın ve Orhan Kahyaoğlu’nun hazırladığı) yere indirip ilgili bölümlere bir kez daha baktım. Belki, Salâh Bey’in şairliğinin ilk yıllarında (ilk şiir kitaplarında) Garip akımından bazı bakımlardan etkilendiği söylenebilir. Belki. Ve fakat Salâh Beye Garip akımını kurdurmak küçük bir hata değil. Yine aynı cümledeki “…kendine özgü şiir yapısını kurdu (1955)” kısmı ise ayrı bir vahamet. Böyle bir şey varsa, hangi kitabıyla kurdu, 1955 yılında ne oldu da “kurdu” kendi şiir yapısını? Sevim Dabağ’a bakılırsa, Salâh Bey’in 1955 yılında yayımlanan bir şiir kitabı yok!
İş Bankası Kültür Yayınları gibi iyi kitaplar basan bir yayınevinin böylesine bir özensizlik göstermesi can sıkıcı. Umarım (eğer kitabın yeni basımı yapılırsa) bu hataları düzeltirler.
23.Temmuz.17
Bugün CerModern’deki Bedri Rahmi Eyüboğlu sergisini gezdik: Sevmek Güzel Meslek. Geçtiğimiz kış aylarında İzmir’deydi bu sergi, oradaki adı Sevmek Güzel Meslek Reis idi. Ankara’ya gelirken Reis düşmüş yolda. Gelini Hughette Eyüboğlu’nun demesine göre; Bedri Rahmi, çok yakın dostlarının bile adlarını hatırlamakta sıkıntı çektiği için herkese Reis diye hitap edermiş. Nazım’ın şiirlerini okuduğu kayıtta da (onu da Hughette hanım sayesinde dinlemiş olduk) Nazım’a “Reis” diye seslendiğini duyarız Bedri Rahmi’nin. Ezcümle; serginin isminde Reis dursaymış keşke…
Sergide Bedri Rahmi’nin resimleri, diğer işleri, özel eşyaları var. Daktilosu, radyosu, diploması… Kendine verdiği yemini, son resmi… Nam-ı diğer Karadut’un (Mari Gerekmezyan’ın) yaptığı Bedri Rahmi büstü de var. Bedri Rahmi’nin Yahya Kemal ve Aşık Veysel resimleri görmeye değer. Sonra, Aşık Veysel’in ona yazdığı mektup… Kapanmadan gidin ziyaret edin, görün derim Reis’i!

Bedri Rahmi, Türk edebiyatının en önemli, öne çıkan şairlerinden biri olmayabilir belki ama epey şiiri var. Yalın, halk kültüründen devşirerek kurduğu şiirlerinden bazıları da oldukça popüler. Orhan Kahyaoğlu, Modern Türkçe Şiir Antolojisi'nde "1940-1960: Garip'ten Etkilenen Şiir, Şairler ve Diğerleri" alt-başlığı altında değerlendirir Bedri Rahmi'yi: "...1930'lardan itibaren şiir dünyasında adını duyurmaya başlayan Bedri Rahmi Eyüboğlu, bu yirmi yılda, başlarda Garip'in etki alanında dolaşsa da, Anadolu'nun renkleri, motifleri ve halk kültüründen kıyasıya yararlanıp ilginç bir şiire yönelmiştir. Bu kaynaklardan hareketle ilginç sesler, ritimler yakalamıştır şiirlerinde. Farklı biçim arayışlarında bulunmuştur. Şair, 1945'ten sonra bir nebze daha farklılaştırır şiirini. İlginç tasvirlerin yanında, doğa ile insanın birliği ve çatışmaları şiirinde iç içe geçmiştir. Kendine has bir toplumsalcı şiir ortaya çıkarır Eyüboğlu. Şiirinin tüm dokusunda, halkçı bir yan, doğa tutkusu hissedilir." 

Şiirlerinden bir tanesini, son albümünde şarkılaştırmıştı Hüsnü Arkan: Bölüşmek Şart
9 Aralık 1967 tarihli, Reis’in sağlığında yayımlanmamış şiirlerinden biri olan Şart, şarkıda olmayan şu dizelerle bitiyor:
Bir sinede bir çift meme
Bölüşmek şart.
Bir koltukta iki karpuz
Bölüşmek şart.
Bir taşta iki kuş
Bölüşmek şart.

Hepimize yetmiyor mu şu mavi
Bölüşmek şart.
Ya öteki renkler?
Öteki renkler aslan ağzında.
Yeşil kimin yeşili?
Canım yeşil, rezil ettiler seni, rezil
Ya toprak rengi?
İstersen bölüşme!...
        

Onur Çalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …