Ana içeriğe atla

Olayım Bikini

Simay n’aber? N’apıyorsun? Müsait misin? Hı, tamam. Bak bir şey anlatacağım, ama müsaitsen... Ay sorma ya! Bizimkiler gene birini bulmuşlar bana. Yok canım, vazgeçerler mi?... Aynen! Bizimkiler değil de, komşular momşular işte. Ya, annemin bir arkadaşı var ya, Halide teyze, o galiba... Yo, ben şimdi duraktayım. Salona gidiyorum da Simay’ı bir arayayım, dedim. Ne dedin? Yok ya, şey işte... Spora yani... Ha, ne diyordum? Kesinlikle görüşmem, dedim önce, istemiyorum kimseyle görüşmeyi, biliyorsun. Bizimkilere de kaç defa söyledim yani! Ama bir ısrar, bir ısrar... Aynen! En azından telefonda bir konuş, dedi annem, belki konuşunca ısınırsın falan …Ya, evet, öyle hemen ısınıyoruz ya biz. Hı?... Aynen. Neyse, adam beni aradı… Görüştüm, görüştüm! E, arasın bir bakalım dedim, yani gönülleri olsun. Bir şey olacağından değil de! Ay görüşmez olaydım! Simay, bak sana söylüyorum, ortalıkta adam kalmamış kızım! Vallahi diyorum bak. Hı, hı.. İşte aradı adam, açtım, önce böyle nasılsınız bilmem ne, pek de kibar…Aynen öyle, kardeşim!.. E, bilmiyorum tam, saha mühendisi mi, öyle bir şey dedi. Çok da dinlemedim o kısmını açıkçası. Sonra konuşurken konuşurken, siz şimdi özgürlüğünüze düşkünsünüzdür, demez mi bana? Nasıl yani? dedim. Delinin zoruna bak! Evet, evet, özgürlüğüme... Düşkünmüşüm ben! Allah Allah, çattık galiba, dedim içimden. Nereden çıkardınız, dedim. İşte çalışan bir bayansınız falan dedi, belli alışkanlıklarınız vardır, falan. Benim standartlarım varmış... E, ne alaka, valla ben de bilmiyorum ne alaka. Öyle dedi direk. Nereden biliyorsunuz, dedim, ne gibi alışkınlıklar yani... Dur dinle, daha bitmedi. Bak sana söylüyorum, akıllı adam kalmamış memlekette, kızım ben zaten sana bunu hep söylemiyor muyum?... Hı? Evet, aynen! Sonra efendim, neyse, biraz konuştuk işte, bir şeyler anlatıyor, ben de sürekli hı hı diyorum, kapatalım diye bekliyorum, sonra diyeceğim ki anneme, adamla görüştüm anne, diyeceğim. O da ona söyleyenlere söyleyecek... Ay ne bileyim ya! Sonra adam bana demez mi, mesela siz şimdi bikini falan giyiyorsunuzdur, diye... Bikini, bikini!.. Evet canım, bildiğin bikini. Giyip giymediğimi soruyor... Yemin ediyorum bak! Öyle takkadanak! Önce bir durdum, işte ben de buna ne alaka yani, dedim. Adam başladı, şimdi efendim, beyefendinin ilkeleri varmış, eşinin bazı şeylere uymasını istermiş. Bana bunları anlatıyor... Sorma ya! Be adam, bu ilk görüşme... Bile değil ha! Telefon bu, telefon! Şimdi sen ne beklersin böyle bi adamdan, bi söylesene? Allah’ım sana geliyorum, dedim ben de. Gülme bi dur! ...Ha? Aynen! Ayı ki ne ayı! Yok ya, kapatmadım. Biraz dinledim, telefonun bu tarafında bana afakanlar basıyor tabii... Evet evet, adam bildiğin ayı çıktı ya!... Yok canım, o bundan iyiydi, yani iyiymiş, o bunun yanında melekmiş! ...İşte bir şeyler anlatıyor... Araya espri gibi şeyler de sıkıştırıyor... Ya işte önceden falan hazırlamış herhalde, bilmiyorum! Çok da sulu olmamaya çalışıyor bir yandan. Bir ara bi durdu, herhalde benden bir şey bekledi, konuşayım, bir şey diyeyim diye. Ben de ne dedim biliyor musun? ...Aynen! Bırakır mıyım hiç yanına! Öküz! Dedim ki ben de herife, bakın beyefendi dedim, evet, haklısınız. Yerden göre kadar hakkınız var! Bikini meselesi önemli, dedim. Hatta dedim ki, beyefendi dedim, aslında benim bütün olayım bikinidir! Ha?... Evet, çivi çiviyi söker, yani. Verdim veriştirdim. Ama sen söyle şimdi Simay, bikinisiz olur mu hiç, değil mi ama? Valla bak! Böyle bir şey olabilir mi ya? Beni mi bulur hep böyle tipler.... Daha dün ya, dün! Yazacaktım ama şimdi iki saat uğraş dur, açıp bir anlatayım dedim, hem konuşmuş oluruz... Yani, evet, doğru söylüyorsun. Adamın düşündüğü şeye bak ya, inanabiliyor musun? Konuya nerden giriyor, bakar mısın? Evet, evet... Neyse canım, ben şimdi kapatıyorum. Otobüs geldi. Her yer, ama her yer ayı olmuş, bak sana söylüyorum. Hadi neyse konuşuruz gene. Canım, çok öpüyorum, ama unutma, bikini birinci koşul bak! Hadi görüşürüüüz. Bye!

Mesut Barış Övün
        
Ayı dergisinin 2. sayısında (Kasım 2015) yayımlanmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Dost: Vüs’at O. Bener’in Öykü Dünyasına İlk Adım

Vüs’at O. Bener’in 1952’de yayımlanan ilk öykü kitabı Dost’taki öyküler yalın bir dile sahip oluşları ve fazla sözcük kullanımından sakınmaları ile öne çıkar. Bu iki belirgin özellik ilkin Sait Faik öykücülüğünde görülmüş olsa da, Bener, öykü kişilerinin güçlü içselliği ve ruhsal gelgitlerini gündelik dile ustaca yedirerek kendi özgün dilinde yazmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra her bir öykünün hemen ilk cümleleriyle güçlü bir atmosfer kurmanın yetkinliğine de sahiptir.

Şimdiye dek Dost’a dair yazılanların üzerine yeni bir şey eklemenin, tekrara düşmemenin zorluğunun farkındayım. Bu zorluğu, hakkında pek konuşulmamış öykülere eğilerek ya da üzerinde zaten kalem oynatılmış olanlara farklı bir açıdan bakmaya çalışarak bir nebze olsun aşmayı umuyorum.

İlkin, kitabın basılmasında başarısının etkin rol oynadığı, kitaba adını veren Dost adlı öyküye bakalım. Öykü, Kasap Ali ile yarenlik eden Niyazi Bey’in kararsız düşünceleri, ruhsal gelgitleri üzerinden ilerler. Kasap Ali duygusuz, acımasız v…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…