Ana içeriğe atla

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı




Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Benim en baştan beri hevesli olduğum şey öykü yazmaktı. Öykü yazmak, zaman zaman da bunları paylaşmak. Kitap çıkarmak bir odak değildi. Süreç olarak bakmak gerekirse, yirmili yaşlarımın başındayken yazdıklarımı, o dönem severek takip ettiğim Hayalet Gemi ve altzine.net dergilerine gönderdim, o mecralarda yer buldukça da hevesim de arttı. Zaman içinde bu dergiler kapandıysa da ben öykü yazmayı sürdürdüm, metinlerimi daha çok kendime sakladım. Dönem dönem yazmayı bırakıp edebiyatla ilişkimi başka kanallardan yürüttüm, mesela sonradan editörlerinden biri olduğum ve katkıda bulunduğum altzine.net ve altkitap.com ile ilgili çalışmalarım oldu, okumalara ağırlık verdim. Bunlarla beraber eğitim ve meslek hayatımın gereklilikleri de bazı dönemleri öyküsüz geçirmemi gerektirdi. Son dört-beş yılda öykü yazmaya yeniden ağırlık verdim ve yazdıklarımdan bazılarını Sarnıç Öykü, Karahindiba, Öykülem gibi güncel edebiyat dergilerine ilettim. Birkaç sene önce de, artık bir dosya hazırlamanın vaktinin geldiğini düşündüm. Tematik ve dilsel bütünlük gösteren, belirli bir seviyenin üzerinde olduğuna inandığım metinlerimi tekrar ele aldım, üzerlerinde başka bir gözle çalışıp onları bir araya getirmeye, onlardan bir bütün yaratmaya çalıştım. Sonunda da ortaya “Orada Bir Yerde” çıktı.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Bu benim için çok eski bir çocukluk arkadaşımı niye sevdiğimi düşünmek gibi, net bir cevabı var mı bilmiyorum. Diğer edebi türler arasında bir kıyas yapıp seçmedim öyküyü. Öykü benim için hep oradaydı. Kendimi rahat ifade ettiğimi, hislerimi ve düşüncelerimi daha iyi aktarabildiğimi hissediyorum öykü ile. Öykü yazdıkça bu evimde olma hissi de derinleşiyor. Böylece öyküyle aramızdaki bağ da zamanla kuvvetlenen, sorgulanmayan bir hal alıyor.
Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin?
Gönlümden geçen kitabımın, çizgisini beğendiğim, çıkardığı kitapları severek okuduğum bir yayınevinden çıkmasıydı. Kafamda bir sıralama yaptım. İlk önce Can Yayınları’na başvuracaktım, kabul gelmezse aklımdaki sıraya uyarak başvurmaya devam edecektim. Neyse ki, dosyamı ilettiğim ilk yayınevinden olumlu cevap geldi.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?)
Kitap fikri henüz yokken, kendi kendime yazarken ve her bir öyküm sadece kendi başına varken yazar dostum, çocukluk arkadaşım Gültekin Karakuş metinlerimin ilk okuyucusu ve eleştirmeni olmuştur. Yazdıklarımızı paylaşıp eleştirdiğimiz günler yazım süreci kadar zevkliydi. Sonrasında, dosya oluşturma fikrimi destekleyen ve bu süreçte yanımda olan dostum Mevsim Yenice metinlere bir editör kadar titiz yaklaştı. Her ikisinin de hakkı büyüktür. Yayınevi süreci başladığında ise sayın Faruk Duman profesyonel anlamda dosyamı ele aldı ve bugüne getirdi. Her üçünden de razıyım.
İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun?
Çok büyük bir beklentim yoktu doğrusu. Tabii herkes gibi ben de kitabım okurlarına ulaşsın istiyordum. Bu da büyük ölçüde gerçekleşti diye umuyorum. Bu beni mutlu ediyor. Bunun dışında öyle büyük bir hayalim yoktu, hayatımda büyük veya önemli bir değişiklik olmasını beklemiyordum. Zira olmadı da. Yine işime gidiyorum, okumaya ve yazmaya çalışıyorum. Zaman zaman öyküler hakkında güzel bir yorum alınca, ayaküstü de olsa bir okurla kısa bir sohbet edince mutlu oluyorum. Bu da başlı başına bir kazanç. Yine de yazdıklarımı bir kitap haline getirmiş olmak, bilinirliğimi, okunurluğumu ciddi anlamda artırdı. İlerisi için şevk ve cesaret verdi diyebilirim.
Telifini alabildin mi/alabilecek misin?
Sözleşmemdeki telif ödeme günü henüz gelmedi fakat alacağıma dair şüphem yok.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin?
Arada uzun boşluklar, molalar olsa da mutfakta oldukça uzun vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Edebiyata öykü dergileriyle girdim ve bütün bu yolu onlarla yürüdüm diyebilirim. Hem kendim hem de birçok öykücü için dergilerin önemi yadsınamaz. Edebiyata yön vermek, yazarları cesaretlendirmek, güncelin nabzını tutmak ve yenilikleri paylaşmak adına rolleri büyük.
Mutfakta iki farklı rolde vakit geçirdim, hala da geçiriyorum.  Öykücü kimliğim dışında editör olarak da mutfakta görev yaptım. Başkalarından gelen yüzlerce öyküyle haşır neşir olmanın, onları elden geçirip düzenlemenin de yazınıma katkısı olduğunu düşünüyorum.
Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bu anlamda bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı?
Açıkçası, çevremdeki birçok insan öykü yazdığımı, edebiyatla bu kadar iç içe olduğumu bilmiyordu. Bir anda, bir kitapla ortaya çıkmam onları oldukça şaşırttı. Dolayısıyla, yazmak/okumak uğraşıma veya ciddiyetime ikna olmalarından ziyade, bu gerçekle tanışmaları asıl meseleydi. Bu şaşkınlık, elbette ki olumlu bir şaşkınlıktı. Bir özgürlük veya dokunulmazlık ihtiyacım yoktu zaten, ama bu yönümle tanışan ve kitabı okuyanların cesaret verici, yapıcı yaklaşımları beni sevindirdi.
Peki, bundan sonra?
Yaptıklarımı yapmaya devam edeceğim. Okumaya, editörlüğe, yazmaya devam. Niyetim önümüzdeki iki sene içinde yine bir öykü dosyası oluşturmak. Yazmış olduklarım ve kenara attıklarımdan ziyade, yepyeni öyküleri kaleme almayı düşünüyorum. Bu öyküler tam anlamıyla “Orada Bir Yerde” evreninde geçmeyecek muhtemelen, oranın coğrafyası ve tarihi ile ilişkili olmayacak. Fakat yine daha soyut, zamansız ve mekânsız bir dünyayı kendime arka plan olarak almayı düşünüyorum. Yine de bu işler belli olmuyor biliyorsunuz. Farklı bir yola girip günümüzde geçen, modern hayat öyküleri de kaleme alabilirim. Önemli olan, aklımdakileri aktaracak doğru kanalı bulmak.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahır Yakmak

Onu üç yıl önce burada, Tokyo’da, bir arkadaşımın düğününde görmüştüm ve görüşmeye başladık. Aramızda neredeyse bir düzine yaş farkı vardı; o yirmi yaşındaydı bense otuz bir. Bu o kadar da önemli değildi. O zamanlar zihnim bir sürü şeyle meşguldü ve yaş farkı gibi şeyler hakkında kaygılanmaya vaktim yoktu. Ayrıca evliydim ama bu durum onu da rahatsız etmiyor gibiydi. Ünlü bir pandomim ustasıyla çalışıyordu, ay sonunu getirmek için de tanıtım modeli olarak iş buluyordu. Fakat bulduğu bu reklam tanıtım işlerinde genellikle sorun çıkıyordu, fazla bir geliri yoktu. Yetiştiremediği yerde, erkek arkadaşları vardı. Bundan yüzde yüz emin değilim ama bana söylediği şeylerden bunu çıkarmak mümkündü. Daha önce söylediğim gibi, tanıştığımızda pandomim çalıştığını söylemişti. Bir gece, dışarıda bir bardaydık, bana Mandalina Soyma numarasını yaptı. Adından da anlayacağınız üzere, bu gösteride bir mandalina soyuluyor. Solunda mandalinalarla dolu bir kase, sağında ise kabuklar için bir kase vardı. En a…

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Dost: Vüs’at O. Bener’in Öykü Dünyasına İlk Adım

Vüs’at O. Bener’in 1952’de yayımlanan ilk öykü kitabı Dost’taki öyküler yalın bir dile sahip oluşları ve fazla sözcük kullanımından sakınmaları ile öne çıkar. Bu iki belirgin özellik ilkin Sait Faik öykücülüğünde görülmüş olsa da, Bener, öykü kişilerinin güçlü içselliği ve ruhsal gelgitlerini gündelik dile ustaca yedirerek kendi özgün dilinde yazmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra her bir öykünün hemen ilk cümleleriyle güçlü bir atmosfer kurmanın yetkinliğine de sahiptir.

Şimdiye dek Dost’a dair yazılanların üzerine yeni bir şey eklemenin, tekrara düşmemenin zorluğunun farkındayım. Bu zorluğu, hakkında pek konuşulmamış öykülere eğilerek ya da üzerinde zaten kalem oynatılmış olanlara farklı bir açıdan bakmaya çalışarak bir nebze olsun aşmayı umuyorum.

İlkin, kitabın basılmasında başarısının etkin rol oynadığı, kitaba adını veren Dost adlı öyküye bakalım. Öykü, Kasap Ali ile yarenlik eden Niyazi Bey’in kararsız düşünceleri, ruhsal gelgitleri üzerinden ilerler. Kasap Ali duygusuz, acımasız v…