Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünlük 64: Aslan mısınız, Kurt mu? Yoksa Çakal mısınız?

24.Kasım.17 Sabahın ayazında ve karanlığında, “oto yıkama” dükkanlarında çizmelerini giymiş, ellerinde fırçalarla araba yıkayan adamları gördüm. Bir çay içmek için oturduğum pastanedeki iki garson kızın, patronun şişman ve gözlüklü ortan oğluna, henüz işe gelmemiş olan garson arkadaşlarının kasadan para çaldığını hararetle ve iştaha ile anlatmalarını gördüm. Sokak başında, 12-13 yaşlarındaki bir oğlan çocuğunun simit sattığını gördüm. Büyük adam gibi giyinmiş, kasket takmıştı; öylece duruyordu, sanki yukarıdan bir el onu az önce bu resmin içine bırakmış gibiydi. Gördüm, önündeki arabaya çarpan EGO şoförünün otobüsten hışımla inişini. Bir arkadaşıma rastladım sonra, o da işe gidiyordu benim gibi, günaydınlaştık, hal hatır sorup ayrıldık, onun uzaklaşmasını gördüm. Tırnakları uçuk pembeye boyalı bir ablanın ellerini silkeler gibi sallayarak kendi kendine konuştuğunu gördüm. Köpeklerini sabah gezintisine çıkarmış uyku mahmuru insanlar gördüm. Bir resmi binanın önünde nöbet tutan polisin, …

Kendi Seslerinden (8) : Nazlı Karabıyıkoğlu

Nazlı Karabıyıkoğlu, "Fallus" adlı öyküsünü seslendirdi...


63. Dünlük: Eski Kaşardan Tost, İki Yazardan Dost Olmaz (mı?)

5.Kasım.17 Dünyayı şıp diye çözecek kertede değil elbette ve fakat bir gözlemim var. Daha çok iş toplantılarında karşılaştığım bir durum, elbette genellenemez ama şu: 40 yaş civarında ve üstünde olanlar bilgiye ulaşmak için arkadaşlarına güveniyorlar. Hemen telefona sarılıp bilgiyi doğrudan o güvendikleri arkadaşlarından almak eğilimindeler. 40 yaşın altında olanlar ise arkadaşlarından ziyade Google Amcaya bel bağlıyorlar. Nedir bu iki grup da tek başlarına muvaffak olamıyorlar ekseriyetle. Çünkü aranan kişi, sanıldığının aksine, o bilgiye vakıf olamayabiliyor. Google Amcanın saniyeler içinde önünüze serdiği bilgi yığını ise bilen gözler tarafından ayıklanmaya muhtaç oluyor. Sonunda bu iki grup, güçlerini birleştirip kafa kafaya verip ancak öyle muvaffak olabiliyorlar. Yani, sentez kazanıyor. Dünyayı ne Google Amca ne de bilen arkadaşlar kurtaracak; dünyayı sentez kurtaracak bayanlar baylar! • • • Pelin Batu’nun Kayıp Şeyler Divanı adlı iki dilli (aşağıda okuyacağınız metindeki “uzak bir…

KUYU

– Annee, acıktım. – Pişiyo işte, patlama. Evin en serin yeri olan kapı eşiğine oturmuş, bahçedeki ocakta yemeğin pişmesini bekliyoruz. Ablam, annemin artan kumaş parçalarından yaptığı bez bebeği ile meşgul. – Ama çok acıktıım. – Odun bu kadar yanıyo Oolum, bacaklarımı mı yakayım, anca pişiyo. Buban gazocağı alın… Lafı ağzında kaldı. Üçümüz aynı anda görmüşüz ki donup kaldık. Evin köşesinden çıktı, kıvrıla kıvrıla bize doğru geliyor. Sırtı, kalaylı bakır sini gibi parlıyor güneşte. Bozirik yılanı. Boyu bir kulaçtan uzun. Önümüzden geçip giderken bir an durdu, selamlar gibi baktı ve kayarak yavaş yavaş ahıra doğru aktı. Annem ardından, – Şahmaranın kızııı, su gibi ak, su gibi ak… Bizim bahçenin yılanı dedi annem, korktuğunu belli etmemeye çalışarak. Bizim ama öyle farfara gezmeyin bahçede. Basmayın üstüne hayvanın, diye de tembihledi. – Bassak? – Sokar Oolum. Sooo-kar, annadın mı? Yılan bu, şakaya gelmez. – Kuyruğundan mı sokar? Sivri olduğu için kuyruğu ile sokar sanmıştım yıllarca. Kedi, kö…

İLK GÖZ AĞRISI (24) : Fatma Nur Kaptanoğlu ve “Kaplumbağaların Ölümü”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı
Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Yazmak her zaman benimleydi. Tabii ki oku…

Hedefi On İkiden Vuramamak

“Eğer bir yazar, bir başka yazar hakkında bir yazı yazmaya niyetlenmişse hiç şüpheniz olmasın ki, edebiyat hayatının en vahim hatalarından birini işlemek üzeredir; bunu herkes bilir.” Richard Yates’in Yalnızlığın On Bir Hali kitabındaki son öyküsü Yapı Ustaları bu cümleyle açılıyor. Yazarın bu uyarısını dikkate almak gerekir belki ama Yalnızlığın On Bir Hali son zamanlarda okuduğum en iyi öykü kitaplarından. Hâl böyle olunca kitaptan, doğaldır ki yazarından da söz etme gereği doğdu. Yalnızlığın On Bir Hali ilk olarak 1961 yılında yayımlanmış. Yüz Kitap sayesinde, Yasemin Akbaş’ın Türkçe çevirisinden okuma olanağı buldum. Yüz Kitap ilgiyle izlediğim bir yayınevi. Seçkin öykü kitaplarını Türkçeye kazandırma konusunda oldukça başarılılar. Zaman içinde dizgi konusunda daha özenli davranacaklarını umarak bundan sonra ne yayımlayacaklarını merakla bekliyorum doğrusu.  Bir süredir üzerinde düşündüğüm konu şu: Yazarlar acaba yaşantıları süresince birkaç konuyu kafalarına takıp dönüp dolaşıp b…

Yalnızlığın Binbir Hali (62. Dünlük)

31.Ekim.17 John Berger’in demesiyle “dünyanın vicdanı” Eduardo Galeano’nun yeni kitabı yayımlandı: Hikâye Avcısı (Çeviren Süleyman Doğru). Galeano’nun ölümünden önce üzerinde çalıştığı, yayımlanma aşamasına getirdiği son kitabı. Her zamanki Galeano işte, kendine has üslubuyla tarih yazmaya devam ediyor, öldükten sonra bile. Galeano’nun metinlerinin türüne ilişkin en güzel tanımlamayı, benim bildiğim, kısa öykücü Zeynep Sönmez yapmıştı. Zeynep bu tanımlamayı Galeano’nun “Ve Günler Yürümeye Başladı”sı için yapmıştı ama bana sorarsanız birçok Galeano metni için geçerlidir bu tanım: “Ve Günler Yürümeye Başladı”, bir takvim formatında yazılmış. Yılın her gününe bir kısa öykü düşüyor. Bu kısa metinlere öykü demek ne kadar doğru olur bilemiyorum, deneme olarak adlandırmak da yanlış olabilir; gelin şöyle diyelim: gerçek-öykü.
Galeano, “Kucaklaşmanın Kitabı”ndaki (Çeviren Nihal Yeğinobalı) bir gerçek-öyküsünde mitos’un ve aslında dinlerin en canti tarifini yapıyordu: Paysandu evlerinin ocakları …