Ana içeriğe atla

Dünlük 80: Tavşan’ın Kaçıncı Yılı?


06.Nisan.18
M ile başlayan kelimelere meyyalim sanırım. “Latif Sözcükler” bölümünü yaparken farkına vardım bunun. Bu arada, lafı gelmişken, kelimeleri böyle ardarda dizmek saçma görünüyor olabilir. Ben biraz da hafıza çalışması gibi düşünüyorum bunu. Yakın zamanlarda okuduğum, duyduğum, rast geldiğim sözcükleri yazıyorum. Bazılarını hatırlamış, hatırlatmış oluyorum. Nedir, yeni duyduğum öğrendiğim sözcükler de oluyor. Hem gerçekten çok güzel kelimeler. Hepsi güzel. Size de göstermek istiyorum. Dikkatle bakınız.
O zaman bir “latif sözcükler” bölümü daha yapalım hadi!
Latif Sözcükler (Sanki Latif Olmayanı Varmış Gibi): Mahfil, tahvil, tevarüs, namütenahi, müheyyiç, bellek, ufuk, aşkın, kadit (kadidi çıkmış), malafat, mala, kabına sığmamak, kelek, kepenek, dilhun, çelebi, kalender, kerte, melül, mel mel, zaptiye, zabıt, zabit, mugalata, menzil, maroken, müsamere, manzum, matara, münasip, muhakeme, mülhem, sunturlu, tafsilatlı, teşrifat, nevazil, maaile, müspet, muhkem, müstemleke, mütareke, menfi, müşterek, dehşetli, mertebe, irtifa, metres, zamazingo, meyil, zımbırtı, bucak, mahsul, malulen, makasçı, melül, melun, intibah, hamhalat, tartımlı, dizemli, dizge, özgeci, diğerkam, intiba, zembil, müstakil, münferit, marazi, mediokrasi, medeniyet, müteşabih, mütekabiliyet, mahrem, müşahit, musallat, mastor, makara, menfi, mushaf, miğfer, misina, zarif.
• • •
Sözcükler latif olmasına latif de bazı durumlarda kullanılış biçimlerine alerjik reaksiyon gösterdiğim oluyor. Söz gelimi, “kardeş” hitabı. “Kardeş nasılsın?” Gerçekten cin ifrit oluyorum bunu duyduğumda.
“Kardeşim” demekte sorun yok ama “kardeş”in rahatsızlık veren bir tarafı var. Aynı şekilde “arkadaş” da. “Arkadaşım nasılsın?” denildiğinde, biri bana iğne batırıyormuş gibi hissediyorum.
“Türkçemiz” ya da “Güzel Türkçemiz” de böyle ifadelerden. “Türkçe” neyine yetmiyor kardeş!
Elbette Dağlarca’yı ayrı tutuyorum. Ne demişti: Türkçem, benim ses bayrağım.

1996 yapımı Jan Sverák filmi Kolya, biraz basmakalıp olacak belki ama hakikaten sıcacık, samimi, insanın içini ısıtan bir film. Birçok ödülün yanısıra En İyi Yabancı Film Oscar Ödülü’nü de almış.
Yaşlı bir adamla bir çocuğun dostluğunun hikayesini izliyoruz. Nedir arka planda Prag Baharı’nı kışa çeviren SSCB müdahalesinin tavsamaya başladığı bir dönemdeyizdir. Dönemin Çekya (o zamanki adıyla Çekoslovakya) toplumu, Rus askerlerin varlığı (“Onlar bir yere gitmezler, ileri geri gidip dururlar”), siyasi iklim, gelmekte olan gerçek bağımsızlık günleri de göz kırpar izleyiciye.
Zorlama bir yorum gibi gelebilir belki size ama ben yaşlı adamla (Louka) küçük çocuğun (Kolya) dostluğundan toplumsal mesajlar da çıkardım kendimce. Birbirinin dilini bilmeyen, birçok bakımından aralarında eşitsizlik olan ama birlikte ve bir arada yaşamak durumunda kalan iki insanın nasıl iletişim kurabileceği, aynı durumdaki iki topluma da yol gösterebilir mi? Neden olmasın?
9.Nisan18
Yeni yayımlanan kitaplar arasında gördüm Domingo Yayınevinden çıkan Tavşan Yılı’nı. İlgimi çekti, Dost’a uğrayıp biraz karıştırınca aydım: Yıllar yıllar önce Cemil Kavukçu, bir söyleşisinde bu kitaptan bahsedince güç bela bulup okuduğum, Fin yazar Arto Paasilinna'nın Vatanen’in Tavşanı adlı romanıydı bu kitap. Ve fakat, maalesef, kitabın ilk Türkçe baskısına dair bir not, açıklama koyulmamıştı Tavşan Yılı’nın künyesine. Belli ki bir yasal zorunluluk yok ama bu türden bir bilginin şık duracağı, okurun işini kolaylaştıracağı kesin. Biz söylemiş olalım.

Eduardo Galeano (toprağı bol olsun) Hikâye Avcısı kitabı içinde yer alan “Sessizlik Lütfen” adlı gerçek-öyküsünde (gerçek-öykü ifadesi Zeynep Sönmez’e ait), geçtiğimiz günlerde üç kitabı birden Türkçede ilk kez Alakarga Yayınları tarafından yayımlanan Juan Carlos Onetti’den açar. Gerek kendi yazdıklarından (Yarın Başka Bir Gün Olacak’taki öykülerini) gerekse de hakkında yazılanlardan, söylenenlerden anladığım şu: Onetti bir tuhaf adem. Bir tuhaf yazar.
Galeano, Onetti’den çok şey öğrendiğini söyler. Onetti’nin unutamadığı bir sözü de şudur Galeano’nun: “Var olmayı hak eden yegâne sözcükler sessizlikten daha iyi olanlardır.”
Unutamadığı bir diğer şeyi kendisinden dinleyelim Eduardo abinin: “Hiç unutmadığım bir diğer şey de, Gandhi’nin kız torununun yıllar sonra Montevideo’ya yaptığı bir ziyaret sırasında bana söyledikleri oldu.
Onunla müdavimi olduğum Café El Brasilero’da buluştuk ve oradan çocukluğundan bahsederken bana dedesinin ona sözcük orucu tutmayı öğrettiğini söyledi: Haftada bir gün, Gandhi ne bir şey dinliyor ne de bir şey söylüyormuş. Söz namına hiçbir şeyin olmadığı bir gün.
Ertesi gün sözcükler kulağa başka türlü geliyormuş.
Susarak konuşan sessizlik, sözü söylemeyi öğretir.”
Eğer bir gün Kral olursam, daha doğru ifadeyle Kral olduğumda, daha da doğru bir ifadeyle Bergama Kralı olduğumda, haftada bir gün tüm kente konuşmayı yasaklayacağım. Kendi iyilikleri için (bütün diktatörler böyledir, tebaalarını pek düşünürler). Sözün kıymetini anlasınlar için.
• • •
Bugün doğan çocuklar için isim önerileri
Kız olursa: Tomris
Erkek olursa: Memet (h’siz)
Temenniler: Toplumsal cinsiyet rollerini sorgulasın. Seyahat etsin, daha önemlisi odasından çıkmadan seyahat etmeyi düşlesin. Bilimden, sanattan, müzikten, felsefeden ve elbette edebiyattan sevinçler devşirsin. Kolaya kaçmasın, ortadaki kalabalığa yanaşmasın, vasat olmasın. Kendiyle yüzleşip kendini yıksın. Kendini yıkıp yıkıp yeniden kurabilecek güçte ve cesarette olsun. Bay desinler Memet’e, ama Bayan diyemesinler Tomris’e. Dur hiç diyemesinler. İkisine de. Dur durak bilmesinler ne aşkta ne hayatta ne de edebiyatta.
• • •
Tomris deyince aklıma geldi yine. Serkan Seymen ve Merve Erol’un Tomris Uyar’la yaptıkları çok güzel bir söyleşi var. Ben arada açıp açıp okurum. İlkin Roll sonra da Express dergilerinde yayımlanmış. Madde madde ilerliyor söyleşi. Bir Tomris Uyar Alfabesi çıkmış ortaya böylece. Söz gelimi “içmek” maddesine şöyle cevap vermiş Tomris: “Yahu, iç sigaranı… Benim kadar çok içmek de iyi değil tabii. Ama başka keyif maddesi kalmadı hayatımda. İçki de içemiyorum artık. Belki bir yere kadar az içebilirim, ama öyle yapacağıma, hiç içmem daha iyi. Her şeyim öyledir. İçkiyi içtim mi çok içerdim. Sevgim de öyledir.”
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Ülkü Tamer’in anısına ve ikisinin de anısına, Tomris’in “beğenmediğim yerellik” maddesine verdiği cevabı da alalım buraya: Beğenmediğim yerellik deyince aklıma bir de Emir Kusturica geliyor. O “Çingeneler Zamanı”, hiç dayanamam. Ülkü Tamer’in yazıları gibi. Ülkü Tamer eski eşim ama, Antep’te eski sinemalar, orada film nasıl seyredilir, film nasıl kopardı diye nostalji dolu yazılar yazıyor. Filmin kopması neden hoş bir şey olsun ki?
10.Nisan18
Jan Sverák’ın başka bir filmini daha izledim: Depozitolu Şişeler (2007). Başrolde yine, yönetmenin babası olan ve oğlunun filmlerinin senaryosuna da katkıda bulunan Zdenek Sverák vardı. Kolya kadar iyi olmasa da izlenesi bir film. Zdenek Sverák’ın canlandırdığı Josef Tkaloun öğretmendir. Uzmanlık alanı Çek Edebiyatıdır. Ergenlerden mürekkep bir sınıfta bir şairin dizelerini dikte edip öğrencilerden yorumlar alır. Nedir, adamcağız bir süre sonra çileden çıkacaktır çünkü ergenler, kendilerine yakışacak şekilde abuk sabuk konuşurlar. Bay Takloun’un andığı şair, Çek Edebiyatınca mühim bir yer kaplayan Jaroslav Vrchlicky, nam-ı diğer Emil Frída’dır (1853-1912). Filmde okunan şiirin tamamına ulaşamadım ama İngilizceye çevrilmiş başka şiirlerini buldum Bay Frida’nın. Bir tanesini Türkçe söyledim, buyrunuz:
Nadir Aşk İçin
Bulabilmek için o nadir aşkı, dünyayı dolaşırdım,
yalınayak, kasketsiz başımla, çıplak ayaklarım kanayarak,
giderdim zemheride, bitimsiz Mayıs’ı hissederek iliklerimde,
dalardım gözümü kırpmadan fırtınalara, kargaların şarkılarını dinleyerek,
geçerdim çöp dağlarının içinden, çiğ düşmüş inci gibi kalbimle.

Bulabilmek için o nadir aşkı, dünyayı dolaşırdım,
İlahiler söyleyerek sokaklarda, yalnız başıma yalvarırdım.

Onur Çalı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …