Ana içeriğe atla

İnsana Hiç Rahat Yok Şansından


Yüz Kitap öykü kitaplarıyla dikkat çekiyor. Yayıncılıktan muratlarını, “1945 sonrası dünya edebiyatının daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş minör klasiklerini ve klasik olmaya aday eserleri iyi çeviri, titiz bir editoryal çalışma ve özenli tasarımlarla yayımlamayı hedefliyor” sözleriyle açıklayan yayınevinden çıkan ilk kitap İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden. İlk kez Ağustos 2014'te yayımlanan kitap şimdiye değin üç baskı yaptı.
Hikâyeyi biraz geri saralım ve yazarın özyaşam öyküsüne bakalım.

Grace Goodside, anne ve babasının 1905 yılında Çarlık Rusya'sından kaçışından on yedi, sıhhi pedlerin (söz konusu icat Song Stanzas of Private Luck şiirine de ilham vermiştir) icadından bir yıl sonra, 1922 yılında Bronx'ta doğuyor. Ukraynalı sosyalist Yahudi bir çiftin kızı olan Grace Rusça ve Yidişçe konuşulan bir evde büyüyor. Bu zenginlik daha sonra öykülerinde kendisini gösteriyor. Yazmaya şiirle başlıyor. 17 yaşındayken haftanın altı günü asansör tamir eden bir firmada çalışıyor ve akşam sınıfına devam ediyor. Yazdığı şiirleri W. H. Auden'a gösteriyor. O günlerde Grace İngiliz İngilizcesiyle şiirler yazıyor, günlük hayatta yer bulamayan bazı kelimeleri şiirlerinde kullanıyor. Auden'ın Paley’in dikkatini bu konuya çekmesi, ona taklit etmemesini, kendi sesini bulmasını ve sahici olmasını tavsiye etmesi Grace'in kulağına küpe oluyor.
Paley, soyadını ilk eşi ve iki çocuğunun babası film yapımcısı Jess Paley'den alıyor. 26 yaşında ilk kez anne oluyor. Bir yıl sonra ikinci çocuğu doğuyor. Çocuklar büyürken yarı zamanlı daktilocu olarak çalışıyor ve çocuklarının bakımıyla ilgileniyor. 1959 yılında yayımlanan İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden ilk öykü kitabı. Bu kitabı, iki öykü ve üç şiir kitabı takip ediyor. Yazar olmadan önce neler yaptığı sorulduğunda tam zamanlı annelikten, parkta çocukların peşinde koşturarak geçirdiği zamanlardan bahsediyor. Hemen ardından “eğer parklarda bu kadar çok vakit geçirmeseydim tüm bu öyküler ortaya çıkamazdı” diye ilave ediyor.
İlk kitap dosyasının hikâyesi ilginç. Paley üç hikâye yazıyor ve yazdıkları hoşuna gidiyor. Öykülerini eşi ve bazı yakın dostlarıyla paylaşıyor. Onlar da beğeniyorlar. Paley bu ilgiden memnun kalıyor. O sırada çocuklar küçük ve komşu çocuklarla oynuyorlar. Komşulardan birisi de Tibby Mccormick. Tibby, Paley'in öykülerini okuması için, Doubleday'in editörlerinden biri olan eski eşi Ken McCormick'e veriyor. Öyküleri gönülsüzce alan McCormick, okuduktan sonra “bunlar gibi yedi öykü daha yazarsan kitabı basarız” müjdesini veriyor. Paley, büyük bir tevazu göstererek bu olayı bir şans olarak değerlendiriyor.
Paley'in bu ifadelerinin yer aldığı söyleşiyi ve Ursula K. Le Guin'in Sözcüklerdir Bütün Derdim’de yer alan “Kaybolan Büyükanneler” adlı makalesini aynı akşam birkaç saat arayla okudum. Her iki metinde de şans'a değiniliyordu.
Kaybolan Büyükanneler Le Guin'in 2011 yılında yazdığı bir makale. İlk kez Sözcüklerdir Bütün Derdim kitabında yer almış. Hep Kitap etiketiyle yayımlanan kitabın çevirisi Damla Göl'e ait.
Le Guin bu makalede, edebiyat kanonunun ısrarla ve inatla kadın yazarları dışarıda bıraktığını, bu amaçla kötüleme, ihmal etme, istisna ve kaybetme yöntemlerini kullandığını anlatıyor. Bu görüşünü örneklerle açıklıyor. Söz konusu yazıda erkekler tarafından yaratılan şans algısına değiniyor.
Kadın yazarın başarısı gözardı edilemeyecek kadar parlaksa onu bir istisna, başarısını da bir şans olarak göstermenin çok yaygın bir tutum olduğunu, kadın yazarların kolay kolay kendine merkezde yer bulamadığını, yazdıkları eşsiz dahi olsa ardından gelen yazarların üzerinde hiçbir etkisi yokmuş gibi davranıldığını, kadın yazarın yaşamı boyunca karşılaştığı kötüleme, ihmal etme, hariç tutma (istisna olarak görme) yöntemlerinin kadın yazarların ölümünden sonraki kayboluşuna hazırlık olduğunu söylüyor ve günümüzde unutulmuş kadın yazarlardan, onların ortadan kaybolmuş kitaplarından örnekler veriyor.

Makaleyi okumaya devam ettiğimde tesadüfün şans olgusuyla sınırlı olmadığını görüyorum: “Aklımda kısa bir süre önce vefat eden bir kadın yazar var; korkarım ki o da kaybolmaya karşı son derece savunmasız. Dikkat çekecek düzeyde özgün ve güçlü bir hikâye anlatıcısı ve şair olan Grace Paley. Paley'in sorunu, tamamen ve gerçekten eşsiz olmasıydı. Kesinlikle bir "şans eseri" değildi, fakat çoğu kadın yazar gibi, erkek merkezli edebiyat çevrelerince kabul gören herhangi bir büyük ekolün ya da akımın parçası olamamıştı. Çoğu erkek yazarın aksine, kendi egosunun gelişmesiyle pek ilgilenmiyordu. Evet hırslıydı, hem de son derece; fakat hırsı kendi dönemindeki sosyal adaleti daha ileri taşımak içindi. Korkarım ki kadın eleştirmenler, feminist yazarlar, tarafsız akademisyenler, öğretmenler ve edebiyat sevdalıları Paley'in eserlerini görünür kılmak, çalışmak, öğretmek, okumak ve yeniden basılmasını sağlamak için bilinçli ve tutarlı bir çaba harcamazlarsa, önümüzdeki birkaç yıl içinde bu eserler de sessizce bir kenara itilecek. Baskısı tükenecek. Daha az önemli yazarların eserleri sırf erkek oldukları için hayatta kalırken Paley unutulup gidecek. Bu böyle sürmez. Huzur içinde çürümeye bırakılması gereken yazarlar durmaksızın diriltilirken, kadın olmamaları sayesinde eleştirilerin ve müfredatın zombileri olarak aramızda dolaşırken, iyi yazarların sırf erkek olmadıkları için ortadan kaybolmalarına ve öylece gömülüp gitmelerine artık müsaade edemeyiz.”
Paley için tehlike çanları çalıyor mu, emin değilim. Ama Le Guin'in bu yazısını bir vasiyet olarak görüp severek okuduğum bu güzelim öykülere dair bir taş da ben atayım internetin sonsuz sularına.
Okuma Notları
Arka kapak yazıları her zaman kitabın içeriğini iyi karşılamaz ancak bu defa öyle değil. Paley'in öykülerinde yer alan mizahı Susan Sontag'tan ya da Philip Roth'dan daha iyi anlatmak mümkün değil.
“Grace Paley'in öyküleri, beni güldürüyor, ağlatıyor ve hayranlık hissettiriyor. Paley, kimseye benzemeyen komik, enerjik ve hüzünlü bir sese sahip, nadir rastlanan türden doğal bir yazar” diyor Susan Sontag.
Philip Roth ise “Paley'in yalnızlık, şehvet, bencillik ve tükenmişlik duygusuna bakış açısındaki mizah olağanüstü” diyor Paley’in öyküleri için.
Paley'in anlatısı trajikle mizah arasında gidip geliyor ama asla trajiğe meyletmiyor. Başka yazarların elinde kolaylıkla zavallı, acınası olarak görülecek kadınlar, bocalasalar da ne istediklerini bilen, hayatlarına kaldıkları yerden devam eden güçlü kahramanlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle de en çok Alice Munro'nun kadınlarına benzettim ben.
Orjinal basımlara ait bazı kapaklara göz atalım…

Sizce de en güzeli Türkçe çevirisine ait kapak değil mi?

Tuğba Gürbüz


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…