Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünlük 92: “Yok denecek bir şey ama var var”

24.Temmuz.18 Bildiğiniz üzre, dilde nedensizlik ilkesi vardır. “Masa” diye adlandırdığımız nesneye neden “portakal” (ya da “sarı” renge neden “yeşil”) demediğimizinherhangi bir “mantıklı” ya da geçerli bir nedeni yoktur. Geçen gün rastladım, hani orta derecede mevki sahibi adamların, müdürlerin odalarında filan askılık olur ya. Ayaklı askılık değil de böyle ceketlerini astıkları (çünkü bunlar mühim adamlar olduklarından yaz kış ceket giyerler) askılıktan bahsediyorum. Onun adı ne biliyor musunuz? Dilsiz Uşak. Şimdiiii, bu dilsiz uşak’tan, bu adlandırmayı yapan kültüre dair istemediğiniz kadar malzeme çıkarabilirsiniz. • • • Şimdi bana bokunda boncuk bulmuş çocuk muamelesi yapmayın ama geçen Dünlük’te bahsettiğim Bayram Aracı’dan ve “Allı Yazma” albümünden açacağım gene. Dinledikçe dinledikçe daha da güzelleşiyor albüm. Yalnız, söylemiş olayım, yapay seslerle kaydedilmiş şarkılara ya da bol enstrümanla çalınmış “sound”lara aşina olanlara handiyse (tövbe estağfurullah) iptidai gelebilir “A…

Dünlük 91: "Yüküm şaraptır benim"

18.Temmuz.18 Meşhur anekdottur: Kocaman kitaplığı olan birine, eve gelen arkadaşı sorar: Bunların hepsini okudun mu? Kitap zengini yanıtlar: Hayır, okuduklarımın hepsi burada değil. Eh, kitap zengini doğru söylüyordur. Okuduğumuz bütün kitapların mülkünü edinemeyiz. Gerek de yoktur buna. Kitaplığımızdaki her kitabı okumuş olmayız. Bu da doğrudur. Kitabın ortasından konuşmalı: Okurlukla kitap sahipliğinin (zengin, büyük, güzel bir kütüphaneye sahip olmanın) doğrudan bir bağlantısı olmayabilir. Çünkü kitap, her şeyden önce bir nesnedir. Üstelik bir koleksiyon nesnesidir. Öyle olmasa, bir yazarın aynı kitabının farklı basımlarını neden edinelim? Ya da aynı kitabın farklı kapak renklerindeki baskılarını neden yapsın yayınevleri? Kitaplarımı hiç saymadım, epey vardı. Hala da fena sayılmaz. Nedir, kütüphanemde bir kıyıma gittiğim de doğrudur. Bu kıyımı yapabilmem kolay olmadı, çeşitli merhalelerden geçmem, “kitap sahibi” olmakla ilgili kendimi didiklemem gerekti. Ben okuduğum kitapları sayan b…

Oyuna Devam

1.Arjantin'in Santa Cruz eyaletindeki Eller Mağarası’nı duymuşsunuzdur. Adını duvar yüzeyindeki el izlerinden alıyor mağara. Yaklaşık 15.000 (yazıyla on beş bin) yıl önce, Patagonia yerlileri değişik teknikler uygulayarak sol ellerini duvara dayamış ve sağ ellerinde tuttukları borulardan üfleyerek rengarenk el izlerini bırakmışlar mağara duvarlarına.

Ellerin yanısıra avlanma sahneleri, insan ve hayvan siluetleri, yıldızlar ve soyut çizimler de çizmiş atalarımız.
Bugün başımıza işler açan, vaktimizin ve enerjimizin katili olan iş bölümünün daha icat edilmediği o zamanlarda avcı-toplayıcı atalarımız neden mağara duvarlarına resimler çizmişlerdi?
Çünkü henüz Tarım Devrimi bile gerçekleşmemişti. İş bölümü yoktu. İnsanın her şeye vakti ve enerjisi vardı. Ve bana kalırsa bütün bu resimler, oyun oynama arzusunun duvarda can bulmuş yansımalarıydı. Çünkü durum şimdilerde ne kadar aksi yönde gelişmiş olsa da oyun oynamak herkesin hakkıydı ve oyuna “sanat” adı takılmamıştı henüz. Sanat yapmak, …

Dünlük 90: “20 Dolar 20 Kilo”

11.Temmuz.18 Okurluğuna güvendiğim, hele polisiye edebiyatı konusundaki okuma süratine, çeşitliliğine ve birikimine şapka çıkardığım bir arkadaşımın (bloğu için bknz: Kitapçı Sema) tavsiyesiyle okudum Eskiden, Çok Eskiden’i. Kitaba geçmeden önce yazara bakalım biraz. Petros Markaris’in biyografisi beni eski bir dostu görmüşçesine sevindirdi doğrusu: Theo Angelopoulos’un başka filmlerinin yanısıra Sonsuzluk ve Bir Gün’ün senaristlerinden biriymiş Petros Markaris. Bütün biyografisini sayıp dökecek değiliz burada. Bir can yakıcı noktayı daha yazalım, yetsin: Petros abi, 1937’de Heybeliada’da doğmuş. Biyografilerde “1964 yılında Yunanistan’a yerleşinceye kadar Heybeliada’da yaşadı” deniliyor. Söz konusu “yerleşme” öyle keyfi olmasa gerek. Çünkü 1964 yılı bu ülkenin kara yıllarından birine işaret ediyor; hoş, “kara” olmayan bir yılı, hatta bir günü var mı bu ülkenin?
16 Mart 1964 tarihinde çıkarılan kararname ile hayatlarında Yunanistan’ı görmemiş olan Yunan tabiiyetindeki İstanbullu Rumlar s…

İlk Göz Ağrısı (36) : Fatma Nuran Avcı ve “Son Cevizlik”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı




Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Keşke her şey çok kolay oldu, diyebilsey…

Mavi Tarlalardan Yürüyünüz

İrlandalı yazar Claire Keegan'ın öykü kitabı Mavi Tarlalardan Yürü, çağdaş öykünün başarılı örneklerini Türkçeye kazandırarak bizi yeni öykücülerle tanıştıran Yüz Kitap tarafından, Duygu Şahin çevirisiyle yayımlandı. Duygu Topçu’ya ait olan kitabın etkileyici kapak illüstrasyonu, edebiyat açısından da son derece verimli olan uçsuz bucaksız yemyeşil İrlanda topraklarını simgeliyor sanki. James Joyce, Oscar Wilde, Samuel Becket, William Butler Yeats, Bernard Shaw bir çırpıda aklımıza gelen İrlandalı edebiyatçılardan. Kimi zaman İngiliz edebiyatına dahil edilseler de aslında İrlanda kökenli olan bu yazarlar zincirine 1968 doğumlu Claire Keegan’ı da ekleyebiliriz. Çağdaş İrlanda edebiyatının sıkı öykücülerinden biri olan Keegan, İrlanda’da bir çiftlikte büyümüş. Bu çocukluk yıllarının yazarın üzerinde güçlü bir etkisi olmalı ki yazarın hazine sandığında hayvan yetiştiren, doğayla cebelleşen çiftçiler, çiftliklerde yaşayan kadınlar ve çocuklar var.

Yazar öykülerinde İrlanda kırsalında d…