Ana içeriğe atla

Dünlük 89: “Yol alıyorduk dar saatlerinde zamanın”


29.Haziran.18
İş çıkışı Kızılay’da arkadaşlarımla buluşacaktım. Turhan Kitabevini döndüm, eski İmge’yi soluma, eski Dost’u sağıma alarak arkadaşlarıma doğru ilerliyordum ki karşıdan gelen pandomim sanatçısını gördüm. Ağzında sigara, belli ki performans yapacağı yere (muhtemelen Sakarya’daki heykelin oraya) yollanmıştı. Kıyafet o biçim tabii. Sonra, hemen arkamdan yürüyenlerin şu diyaloğuna kulak misafiri oldum:
Er kişi: Bu tip ne la böyle? (Pandomim sanatçısını kastediyor)
Hatun kişi: Hee, o mu, o şey ya böyle heykel gibi duruyo, hiç kıpırdamıyo. Para atınca oynuyo.
Ah ki ah! Akıl tasıma hemen Kafka’nın Bir Açlık Sanatçısı (ya da Kâmuran Şipal’in çevirisiyle: Bir Açlık Şampiyonu) düştü. Bir daha okudum. Zaman pandomimin, açlık sanatçılarının değil leoparların, aslanların, kaplanların zamanı artık.
• • •
İki gözüm Salâh Bey (sen de Salâh Birsel’den başka bir şey bilmiyorsun oğlum Onur), Yapıştırma Bıyık’ta şunu fıslar: “Biçem, yani üslup yoksa, deneme de yoktur.”
Üslup yoksa deneme yoktur! Sapına kadar doğru bir saptama. İşin aslına bakarsak öyküde, şiirde, romanda da böyledir bu. Nedir, üslup olmadan da iyi bir öyküye, şiire, romana rastlayabilirsiniz. Zordur ve fakat imkansız değildir. Oysa üslup yoksa deneme yoktur. Çünkü üslup yoksa yazar yoktur. Yazar yoksa deneme de yoktur!
Üslubu kaskatı, durağan bir hal olarak algılayanların “üslubumun olmasına gerek yok, her öyküde yeni yeni deneylere girişmek isterim” demelerine ne demeli bilmem. Nedir, deneme yazan birinin üslup sahibi olmama lüksü bulunmuyor.
1.Temmuz.18
Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi’ndeki memure, seçtiğim kitaplara baktı önce, sonra da yüzüme… “Ne güzel, ne tatlı sohbeti vardı adamcağızın” diye iç geçirdi. “Öyleydi,” dedim, “Allah rahmet eylesin.”
Devam etti, belli ki canı sıkılmıştı yalnız başına oturmaktan: “Televizyonda filan gördüğümde hiç sıkılmadan dinlerdim. Bazıları da var ki, ağızlarını açtığında insanın göğsüne öküz oturuyor. Yanlış mıyım?”
“Haklısınız” deyip muhabbete Aydın havası temposu kazandırmaya çalıştım çünkü arkadaşlarımla buluşacaktım, zamanım dardı.
Memurenin hakkını teslim etmeli: Bazı insanları dinlemek ölümden beter. Bazılarını ise saatlerce, gözünüzü kırpmadan dinleyebilirsiniz.
Ne demiş büyük Yunus:
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz
Gelelim memureyle bahsini açtığımız kişiye: Aydın Boysan. Kütüphaneden ödünç aldığım kitabı ise Şerefe.

Aydın Bey’in konuşur gibi yazdığı kısa yazılarında muazzam bir yaşam bilgeliği buluyorsunuz. Çoğu demcilik, dem kültürü üzerine olan bu satırlarda, kendiliğimden keşfettiğim bazı incelikleri Aydın Boysan’dan teyit etmiş olmak hoş oldu doğrusu. Nedir bunlar? Rakıya buz atılmaz. Rakının, rakının huzuruna çıkacak suyun ve dahi bardakların (kadehlerin) soğutulmuş olması gerekir… Nedir, bilmediğim çok şeyi de öğrenmiş oldum. Sözgelimi, kadehe önce rakının değil suyun dökülmesi mükemmel karışım için elzemmiş meğer. (Denedim, hakikaten daha güzel beyazlaşıyor rakı.)
Dostlarıyla çekilmiş fotoğrafların süslediği bu kitapta, Aydın Boysan bol bol anekdot ve fıkra da anlatmış. Biz de bir Bektaşi fıkrası aktaralım Aydın Bey’den ve ufak ufak uzayalım: Günün birinde devenin biri, yanlışlıkla camiye girip ortalığı karıştırıp kirlettikten sonra, kandilleri de kırmış. Kayyum Efendi ise deveyi dışarı çıkarttıktan sonra sopayla dövmeye başlamış. Orada bulunan Bektaşi, Kayyum’a rica etmiş: “Dövme efendi oğlum, kıyma! Hayvan işte, cahilliğinden girmiştir. Bak, ben giriyor muyum!”
• • •
Latif Kelimeler
mutantan, sitayiş, makule, ebenneka, ham ervah, fosfen, berduş, hovarda, büzüktaş, kafadar, kafakol, tahsil, tedrisat, galebe, müstesna, mağlup, kibir, kabristan, nihai, fasa fiso, letafet, marifet, uzlaşı, kelam, keramet, mat, donuk, doruk, dölüt, dönüt, dölek, kösnül, fanfar, kırba, karnaval, kontrpiye, mehel, mudi, gönder
Hamiş: Dünya Kupası münasebetiyle bir şey fark ettim: Eskiden spikerler “Messi, köşe gönderinde” derlerken, şimdilerde “Messi, köşe gönderde” diyorlar. Hangisi doğru acaba?
• • •
Yaz bekarlığı günleri başladı! İş yerindeki arkadaşlar, “hanımla çocukları” memlekete göndermeye başladılar. Yaz bekarlığı iyidir, sıkıcı evliliklere (olmayanı var da sanki) nefes aldırır, can suyu olur.
Aydın Boysan’dan aktaralım yine: Bir başpiskopos pazar vaazında, evliliğin anlamı, amacı ve kutsallığı konusunda pek uzun süren akıllar verdi. Dinleyenlerden iki İtalyan erkek vaazdan sonraki konuşmalarında yakınıyorlardı: ”Evlilik konusunda bizim başpiskopos kadar cahil olmak, ne hoş bir iş!”
• • •
Karşılaştırmalı Edebiyat
“Kim kendini akılsız sayabilir? İnsanın kendini akılsız sayması, mantıkça da mümkün değildir. En zavallı, en Allahlık insanlar bile, akıldan yana paylarına razıdırlar. Başkalarında bizden fazla yiğitlik, yetenek, güzellik görebiliriz ama akıl üstünlüğünü kimseye vermeyiz.” (Montaigne)
“Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış.” (Atasözü)
2.Temmuz.18
2 Temmuz 1993’te, bu toprakların en kahredici katliamlarından biri yaşandı. Aradan 25 yıl geçti. Yüzleşilmedi, hesap verilmedi, dava kapatıldı ama konu kapanmadı. Dolayısıyla utanç yerinde duruyor, üstelik yeni katliamlara gebe halde.
Katliamın hemen ertesinde, 8 Temmuz 1993’te yaptığı konuşmada şöyle diyordu Yaşar Kemal: Burada en büyük suç devletindir. Bu hikaye 40 yıl önce başladı, bu bir birikimin sonucudur. Ve Türkiye'nin alnındaki tarihinin en büyük kara lekesidir bu. Hepimize yazık oldu, ama Türkiye'ye çok büyük yazık oldu. İnsanlığın yüzüne çıkıp bugün ne söyleyeceğiz? Utançtan başka neyimiz kaldı elimizde? 36 tane yazarını yakan bir ülkeden hayır beklenir mi!
Beklenmez. Zaten aradan geçen yıllar bunu gösterdi bize. Fazlasıyla gösterdi.
3.Temmuz.18
Arkadaşlarımın ikramlarından arada sırada içtiklerimi (otlandıklarımı) saymazsam, epey oldu sigarayı bırakalı. Nedir, tütüne devam.
Enis Batur, Bu Kalem Bukalemun’unda (YKY, 1997) yer alan “Tütün İçmenin Yararları” başlıklı metninde tütün içmenin 6 yararını sıralar. Biz ikincisini konduralım buraya, merak eden devamını bulsun okusun:
“Tütün alışkanlık yaratır. Bazı şeylere alışmak, bana kalırsa, iyi değildir: Kafa sallamaya, alttan almaya, susmaya, duruma, durumlara. Bazı şeylere alışmak iyidir: İnsan gibi yaşamaya, onurunu korumaya, kendi sınırlarını aramaya.
Tütün yararlı bir alışkanlıktır.”

Bergama’daki Turabey Mahallesinde (eski Yahudi Mahallesidir ve birkaç yıl önce restore edilip tekrar açılan Yabets Sinagogu da bu mahalle sınırları içerisinde yer alır), bilen bilir, Şen Sineması vardır. Ortaokuldayken bizden daha iri (çift dikişli), sakalı bizden çook önce çıkan birkaç arkadaşımızdan duymuşumdur ilkin bu sinemayı. Dinleyen bizleri hevesle tiksinti arasında getirip götüren anılardı bunlar. Tahmin etmişsinizdir: Şen Sineması’nda daha ziyade tensel aşk temalı filmler gösterilirdi. 3 film birden. Yalan yok, hiç gitmedim. Ve fakat geçen yıl, eski Kınık garajından Çınarlı Kahveye doğru yollanmışken tesadüfen önünden geçtim. Çok manidar bir şekilde, sinemanın tam karşısındaki beyaz badanalı duvara, mavi harflerle şöyle yazılmıştı: Aşk Sokakta
Biz şiirle bitirelim yine. Arkadaş Z. Özger’le:
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
• • •
Ancak okuma fırsatı bulmuş olsam da, her rastladığımda şu hissi uyandırırdı Cevat Çapan’ın kitabı: Ne kadar sade, basit ama güzel bir kitap ismi!
Eşi Gönül hanıma ithaf edilmiş olan Ne Güzel Yolculuktu Aklımdan Çıkmaz’dan bahsediyorum. Kitaba adını veren dizeyi de içeren “Melih Cevdet Anday’a 80. Yaş Kutlaması” başlıklı şiirden başka bir dizeyi bu dünlüğün başlığına kondurdum bile…
Cevat Çapan’ın şiiri yalın, sade, anlamı baktıkça derinleşen bir şiir. Coşkun, dalgalı, üzerinde rafting yapabileceğiniz taşkın bir nehirden ziyade durgun, dingin, taş attığınızda bile bulanmayan bir küçük su birikintisi, gölcük. Bu suyun başında durup dikkatlice ve sabırla bakmak gerekiyor içine. Yoksa o coşkun ve taşkın nehirlere kapılıp gidersiniz.
4.Temmuz.18
Lisans eğitimimi Beytepe’de Mütercim-Tercümanlık bölümünde tamamladım. Ekmek paramı, eğitimini gördüğüm işten kazanıyorum. (Ağlarım mütercim gibi baktıkça istikbalime!) Para kaygısı olmaksızın edebi çeviri yaptığım da oluyor: Şiir, deneme, öykü. Nedir, kitap boyutunda bir edebi çeviri ürünü ortaya koymuş değilim. Yine de işin kuramını, zanaatını iyi kötü öğrendik okuldayken.
Bu elzem girişi, son derece öznel bir okurluk tercihimi ortaya koyacağım için yazdım: Ben, eğer tercih imkanım varsa, edebiyatın içinde kendisi de bir kurmaca yazarı olarak yer alan çevirmenleri tercih ediyorum. Şiir çevirisi okuyacaksam da şairlerin çevirdikleri şiirleri yeğliyorum. Dedim ya, son derece öznel, şahsi bir tercih bu. Bilimsel, akademik bir gerekçesi yok.
Bir çevirinin “iyi” olup olmadığı hakkındaki yargınız, ancak orjinaliyle (kaynak metinle) kıyaslama imkanınız (o kitaba erişim, iki dilin bilgisi, yetmez çeviribilim bilgisi, artı edebiyat bilgisi) varsa gerekçelendirilmiş olur. Bundan gayrısı, tıpkı benim yukarıda belirttiğim türden öznel bir tercih olarak kabul edilebilir ancak, fazlası değil.
Bazı “esnek, çevirmenin çok fazla insiyatif kullanarak tahrif ettiği” çevirileri, “doğru” ama kuru, tatsız, yavan ve dip notlarla dolu çevirilere yeğlerim. Çünkü hasbelkader okuyup yazan biri olarak “dil lezzeti” benim için en önde gelir. Çevrilen eserin bizim edebiyatımıza (Türkçe edebiyata) etki etme kapasitesini de dikkate alırım. Bu da, kanımca, ancak “güzel ama biraz kusurlu” çevirilerle olur, “dosdoğru ama tatsız tuzsuz” çevirilerle değil.

Onur Çalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın Argosu ve "Kadın Argosu Sözlüğü"

Uğruna, tahtını/tacını terk eden krallar vardır. Çok sevilir, kıskanılır, tabanca çekilir, bıçak sıyrılır. Ölünür, öldürülür, gerekirse mahpus yatılır.
Anadır, bacıdır, teyzedir, haladır. Yavukludur, orospudur, metrestir, kapatmadır, yosmadır. Savaşların en büyük mağdurudur. Tecavüz edilir, esir alınır, satılır, köle yapılır. Tecavüzcü değil o asılır, çünkü yargıç erkektir.
Erkekleri de doğurur. Emzirir, besler, bokunu sidiğini temizler, donunu yıkar, pantolonunu ütüler yıllarca. Büyüdüğüne emin olunca, bir başka kadına devreder yaşatsın diye.
Biraz gecikse, kapılarda camlarda bekler sabaha dek. Ölse, gözüyle görmedikçe öldüğüne inanmaz, bekler ölene dek. Şili’de, Arjantin’de, Fransa’da, Ürdün’de hep aynıdırlar; 500, gerekirse 5000 hafta beklerler hiç yüksünmeden; katillere inat. Zalim dövmekten usanır, onlar beklemekten vazgeçmez.
Bu kadar çok işi ve adı olan kadının bir gizli dili de vardır haliyle. Daha doğrusu bilinir ama yazılmamış bir dildir bu. Bu dilin sözcüklerini, deyimlerini yi…

Çıkılacak Kız

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin.[1] Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide[2] beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla.[3] Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle.[4] Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren.[5] Joyce’un Ulysse…

Havuçlu Pilav Meselesi

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense, gazetenin bilmecesini de çözmüş bulunuyordum. Bu kara gün pazar, başka türlü geçerdi.
Karımı düşünmek istedim: Gençti, güzeldi, şimdi akşam yemeğini hazırlamaya çalışıyor ve henüz mutfak işlerinden hoşlanıyordu. Epey çalışmama rağmen onu duygularımda canlandıramadım. Bu fena bir haldi. Ne yapmalı?
Radyo’ya gittim: Uzun dalga bomboştu, orta dalga da öyle… Uzun uzun esnedim.. kısa dalganın parazitleri arasında bir mucize çıktı: Bu enfes bir kemandı ve karımla, daha iki sevgiliyken dinlediğimiz bir…
Her şey canlanıverdi… İçimde kâinatı güzelleştiren, hayata mana veren o büyülü o heyecan belirmeye başlamıştı. Seslendim:
-  Hurrem…
Körpecik sesini işittim.
-  Efendim?
-  Gelsene biraz, dedim.
-  Ne var? diye sordu.
Ne var diye niçin soruyordu sanki? Ben onu güzel ve tatlı şeyleri paylaşmaktan başka ne için çağırırdım?
-  Gel hele! dedim.
-  Ama yemek yetişmeyecek so…

Mihman'ın Sesi

Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda. Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz.  Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir. İyi okumalar, iyi dinlemeler!
Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağı’nı. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16) Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola…

Filmlerde Kitap Var!

Kitaplarla yatıp kalkanlardansanız, izlediğiniz bir filmde okuduğunuz bir kitabı görünce gülümsersiniz, bir arkadaşınızı görmüş gibi. Daha önce tanışmadığınız bir arkadaşsa bu kitap, hemen bir kenara not ederseniz adını. Bazen, yönetmenler acımasız olur ve filmdeki karakterin elindeki kitabı göreceğiz diye pause tuşunu eskitmek zorunda kalırız. Neyse ki Anıl Altın ve Nazlı Karabıyıkoğlu, aşağıda okuyacağınız keyifli çalışmayı yapmışlar. 10 güzel filmde geçen kitaplar, hem sinemanın hem de edebiyatın ruhuna uygun bir şekilde yazılmış. Bakalım hangileri tanıdık size!
Solaris (Solyaris, 1972)
Sinema tarihindeki en özel yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin Stanislav Lem’in aynı adlı kitabından uyarladığı Solaris (Solyaris, 1972), bir bilimkurgu başyapıtıdır. Başarısız bir uzay deneyinde bilim adamları ve özellikle baş karakter psikolog Kris Kelvin, hayalin her şeyi tatmin edip gerçekliği muğlaklaştırmasıyla birlikte, derin içsel yolculuklara çıkarlar. Başta eski karısı Khari olmak …

İLK GÖZ AĞRISI (23) : Engin Türkgeldi ve “Orada Bir Yerde”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz. Onur Çalı



Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? Benim en baştan beri hevesli olduğum şey…