Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünlük 95: “Hissetmek – ne renktir acaba?”

11.Ağustos.18 Aleksey German’ın yönettiği ve senaryosunu Yulia Tupikina ile birlikte yazdığı Dovlatov (2018) adlı film, Rus yazar Sergey Dovlatov’un yaşamından altı günlük bir kesit sunuyor. 1971 yılındayızdır, Kasım ayının hemen başında. Sergey abimiz (30 yaşındadır bu sırada), yazdıklarını yayımlatmakta zorlanıyordur çünkü Yazarlar Birliği’ne üye olamıyordur. Yazarlar Birliğine üye olamıyordur çünkü resmi kurumların güdümündeki edebiyat dergilerinde bir şey yayımlatamıyordur. Fabrika gazetelerinde onu edebi açıdan hiç tatmin etmeyen yazılar yazıyor, annesiyle bir kolektif evde kalıyor, boşandığı karısıyla ve kızıyla ilişkileri de doğrusu pek iyi gitmiyordur.
Sergey Dovlatov’dan çok önce Mihail Bulgakov da Sovyet iktidarının baskısını görmüş yazarlardandı. O da yazdıklarını yayımlatamadı, umutsuzluğa kapıldı, yazdıklarını yaktı, tekrar yazdı... Nedir, harikulade eseri Üstat ile Margarita’da onu kapana kıstıran Sovyet bürokrasisiyle dalgasını da geçti inceden. Sözgelimi, Behemot ve Korov…

Kendi Seslerinden (22) : Ebru Askan

Ebru Askan, “Maşallah Ana” adlı öyküsünü seslendirdi…



Dünlük 94: "rakı koydum fincana"

9.Ağustos.18 Futbol izlerim, severim. Nedir, hangi futbolcu kaç milyon dolara nereye transfer olmuş, hangi takımdan gelmiş, Beşiktaş’ın borcu var mıymış, adını hala İnönü olarak andığım yeni stadının yapımında kaç para harcanmış... bunlar benim ilgi alanıma girmez. Ben maçın oynandığı dakikalar boyunca izlerim, sonrasında da olsa olsa sevdiğim birkaç yazar ve muhabiri (Serkan Fidan, Uğur Meleke, Fırat Demir, Elif Çongur, Fırat Günayer) takip eder, okurum. Biter gider.
Birkaç lakırdı etmek için yukarıdaki antreyi yaptım. Meramım şu. Şenol Güneş ilginç bir adam. Birçok bakımdan tuhaf bile denebilir. Bazen (bazen ama, her zaman değil) ona yakışan bir agresifliği, sinirli hali var. Dürüst, tutarlı, efendi filan, eyvallah. Ve fakat son zamanlarda Alvaro Negredo’ya karşı tutumunu anlayabilmiş değilim. İstenmeyen oğul muamelesi yapıyor. Muhakkak “mantıklı” nedenleri vardır kendince ama çocukluğundan beri şerefli mağlubiyetlere alışmış, otuz yıllık bir Beşiktaşlı olarak benim mantıkla işim olma…

Dünlük 93: yaz hikayeci yaz

1.Ağustos.18 Bakıyorum da insanlar, başka bir işle meşgulken müzik açıyorlar ve öylece çalışıyorlar. Ben bunu yapamıyorum, yapamam. Kitap okurken sohbet ediyor muyuz mesela? İkisini aynı anda yapabilir misiniz? Eh, müzik dinlerken başka bir işle meşgul olmak da aynı şey bana kalırsa.
Bir istisna var benim açımdan: Kalabalık odalarda, insan gürültüsü içinde çeviri yapmak durumunda kaldığımdan beri kulaklığı takıyorum, Metallica’yı açıyorum, bilhassa “...And Justice for All” albümünü. İşte o zaman, hangi çılgın bana zincir vuracakmış! Üstelik Lars Ulrich’in vuruşlarına ayak uydurayım derken, o davula vurdukça ben de klavyeye abanıyorum ve hem hızlı hem de tertemiz, çapaksız bir çeviri çıkıyor ortaya. Müzik, yalnız ruhun değil çevirinin de gıdasıdır. • • • Şu esprili, mesajlı tişörtleri bilirsiniz. Ekseriyetle gençler giymekle beraber, emekli olduktan sonra saç uzatan, top sakal bırakan, yaşlandıklarını bazen sevimsiz bir biçimde inkar etmekte ısrar eden orta yaşlı amcalar da giyer bunlardan.…

B Harfine Sahip Çıkalım!

Size biraz “b” harfinden bahsetmek istiyorum. Her zaman alfabenin ilk harfinin heybetli gölgesinde kalan, kıymeti bilinmeyen, okumayı öğrendiğimiz yılların “gözlük” olan harfinden.
Tabii bu harf, “gözlük” formunda doğmadı. Hatta onun doğduğu zamanlarda gözlük bile yoktu denebilir. Harf olarak, bilinen ilk hali çok daha basit –hatta alfabenin en basitlerinden biri– bir şekil arz ediyordu.
Bugün modern dünyanın büyük çoğunluğunun kullanmakta olduğu Latin Alfabesi, kökenini Yunan, daha da geriye gidildiğinde Fenike-Kenan Alfabesinden alır. Fenike-Kenan Alfabesi, dünyanın ilk alfabesidir. Ondan önceki yazı tipleri genellikle bir tek sembolle, simgelediği şeyin resmini sunan (piktogram) ya da o şeye dair bir soyutlama içeren (ideogram) karakterlerle dolu repertuarlardı. Her harfin tek bir sese karşılık geldiği alfabe fikri, Fenikelilere ait bir yenilik.
Fakat bu harflerin de mazisi piktogramlara dayanıyor. “Adam” sözcüğüne karşılık olarak bir çöp adam çizdiğimizi, yazıda “adam” sözcüğünün geç…

“YARIŞ SENİN YALNIZLIĞINI VE DELİLİĞİNİ ORTAYA ÇIKARIR”

Sevim Burak Türk edebiyatının en ayrıksı yazarlarından biridir. Metinleri kendini kolay ele vermez, çarpıcı biçim denemelerine girişmekten zerrece korkmaz. Sevim Burak, gerçeği tekrarlarla, düşlerle çarpıtarak yeni bir gerçeklik haline getirir. Deneysel yazmak, anlaşılmamayı göze alarak farklı olmak için çaba göstermek edebiyatta sık karşılaşılan bir tutum değildir. Sevim Burak'ın metinleri hiçbir zaman "çok satanlar" arasında olmamıştır belki ama ardından gelecek yazarlara yol açan öncü metinler olduğunu ölümünden otuz beş yıl sonra rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ford Mach 1, Sevim Burak’ın en anarşist metnidir. Burak bu romanı yazmaya karar verdiğinde “Türkiye’de roman yok,” (Mach One’dan Mektuplar, s. 190) düşüncesinden hareket etmiş, hem biçimsel hem de öz açısından kendine özgü bir roman yazmaya niyet etmiştir. Sevim Burak romanında baş karakteri olan yarış otomobilinden Mach 1 olarak söz eder. Sıkıntılı yazma sürecini anlattığı mektuplarında ise Mach One olarak adland…